Kingsman: The Golden Circle: Kuru Gürültüden İbaret, Vasat Altı Devam Filmi

Vaughn'ın devam filmi üzerine...

Uyarı: Yazı Kingsman filmleriyle (The Secret Service ve The Golden Circle) ilgili spoiler içerir.

2015’te vizyona giren, Matthew Vaughn’ın yazıp yönettiği, aynı adlı çizgi-romandan uyarladığı Kingsman: The Secret Service beklenenden de fazla hasılat elde etmiş, iyi de eleştiriler almıştı. İlk film gerçekten de kaliteli, epey eğlenceli bir ajan filmiydi. Vaughn, Bond filmlerinin klişelerini (silaha dönüşebilen aletler, kaliteli araçlar, Q karakteri, takım elbisesiz dövüşmeyen ajanlar vs) kendi filminde sırayla kullanırken hem Bond filmlerini, hem de diğer ajan filmlerini tiye alıyor, parodi noktasına gelmekten çekinmiyordu. İlk film olayları ciddileşmeden, duygusallık kasmadan, depresif atmosferden uzak durarak aktarıyordu. Öte yandan realizmden de uzak durup pek çok yerde fizik kurallarına rahmet okutuyordu ama bu da filmi eğlenceli hale getiriyordu. İlk film kaliteliydi, eğlenceliydi. İkinci filmdeyse ilkinde ne varsa yitmiş gitmiş ne yazık ki.

İki yıl aradan sonra gelen devam filmi The Golden Circle ilk filmi izlememiş birilerince hazırlandığını düşündürtecek kadar ilkinden uzak ve kötü. İkinci film, Latin Amerika’daki bir ormanda kendine ev inşa etmiş kartel Poppy’yle (Julianne Moore) mücadeleyi konu alıyor. Vaughn öyküyü ABD’ye taşımak için ilk filmi eğlenceli hale getiren Kingsman mekânlarını birer birer patlatmaktan çekinmiyor. Vaughn’ın daha büyük (bütçeli, daha fazla yıldız oyunculu) bir film için yaptıkları ayağına sıkmaktan başka bir işe yaramıyor. İlk filmi eğlenceli hale getiren Londra’nın yerini sıkıcı mı sıkıcı Kentucky (Statesman) alıyor, Bond’la dalga geçme işlevindeki centilmen ajanların yanına Amerikalı kovboylar konuyor. Kovboylar komik de, eğlenceli de değiller. İlk filmde İngiliz ajanlarını Kral Arthur efsanesindeki karakterlerle (Arthur, Merlin, Lancelot vs) adlandırmak ne kadar eğlenceliyse bu filmde Amerikalıları içkilerle (viski, şampanya, tekila, zencefil) adlandırmak o denli sıkıcı. Bunun dışında Vaughn’ın kovboyların kovboyluklarını gözümüze sokup durması ama bundan eğlenceli sekanslar çıkaramaması da acınası bir durum. Dediğim gibi filmi ABD’ye taşımak, bunun için Kingsman’i patlatmak ayağa sıkmak olmuş.

The Golden Circle‘ın yeni karakterleri sıkıcı, kötü ve işlevsizler. Mesela Halle Berry, Channing Tatum ve Jeff Bridges’i filmden çıkartsanız öykü pek zarar görmez. Bu denli işlevsiz ve gereksizler. Diğer sorun yeni karakterlerden Whiskey’de (Pedro Pascal). Whiskey, Pascal’ın Narcos‘taki karakteri Ajan Pena’yı hatırlatırcasına kartelle mücadele ediyor ama sonra aslında filmin kötüsü olduğu ortaya çıkıyor (ilk filmde Michael Caine benzer rolü üstlenmişti). Lakin Vaughn her şey gibi bunu da eline yüzüne bulaştırıyor ve niye kötü olduğunu doğru dürüst anlatamadan adam kıyma makinesinin dişlilerinde telef oluyor. Moore ise Poppy için elinden geleni yapsa da neticede senaryonun çalakalem yazılmış olmasının kurbanı oluyor. Peki ilk filmdeki karakterler nasıl? Vaughn ilk filmin eğlenceli karakteri Eggsy’den Amerika’yı kurtaran sıkıcı bir kahraman ortaya çıkartmayı başarmış -ayrıca Eggsy’i sevgilisine ulaşmak için lağım kanalına atma sahnesi de var ki ne desek az-. Eggsy dövüşmediği sahnelerde bir memur kadar sıkıcı oluyor. İlk filmde öldürülen Harry’de (Colin Firth) de Vaughn’a “Neler yapıyorsun Tanrı aşkına?” diye sormamak zor. Harry filme hafızasını kaybetmiş, kelebeklerle kafayı kırmış bir şekilde dönüyor. Ama bu değişiklik karakteri de, filmi de sıkıcılaştırmaktan ötesine geçememiş. Vaughn’ın zeval vermediği tek karakter Merlin (Mark Strong) herhalde. Onu da finalde patlatarak bir avuç inciri daha berbat etmekten çekinmiyor sayın Vaughn. İlk filmdeki karakterler ne kadar eğlenceliyse ikincidekiler de (Eggsy, Harry, Champ, Whiskey, Tequila) o denli sıkıcılar.

Vaughn sadece karakterleri berbat etmemiş. Öykü ve olay örgüsünü de kötü yazmış, üstelik filmi gereksiz sahnelerle gereksiz yere uzatmış. Röportajında ilk kurgunun 3 saat 40 dk sürdüğünü, stüdyonun filmi ikiye bölmek istediğini ama kendisinin bunu tercih etmediğini belirtmiş. Bence 3 saat 40 dk’lık kurgu Vaughn’ın ne yapmak istediğinden bihaber olduğunu kanıtlıyor. İzlediğimiz kurguya dönersek… Mesela Eggsy’nin sevgilisinin ailesiyle yemek yemesi ve bunun epey uzun tutulması, ya da arkadaşlarıyla içki içmesi gibi pek çok gereksiz sahne mevcut. Bu durum filmin temposuna da zarar veriyor ve ilk yarıda film epey sıkıcılaşıyor. Eğlenceli bir aksiyon sahnesiyle açılan film ilerledikçe kan kaybediyor, ABD’ye geçtiğinde vefat ediyor. Halbuki ilk filmde öyle bir tempo sorunu da yoktu. Kingsman adaylarının birbirleriyle mücadeleleri, kötü karakterlerin hain emelleri iyi yazılmıştı. Fakat ikincide neredeyse her sahne kötü yazılmış. Samuel L. Jackson’ın kötü karakteri ne kadar iyi yazılmışsa Poppy de o denli kötü yazılmış. Öte yandan parodi de gitmiş, filme ciddiyet ve duygusallık gelmiş. Onlarca klişe de ardı ardına kullanılmış. Başta dediğim gibi sanki ilk filmi bilmeyen kişilerce kaleme alınmış ikinci film.

Aksiyon sahnelerine gelirsem… Başlangıçtaki aksiyon sahnesi fena değil. Daha sonraki bazı çatışma sahneleri de iyi çekilmiş. Mesela Whiskey’nin barda kamçısıyla adamları dövdüğü sahne iyi, finalde Eggsy’nin dövüş ve çatışma sahneleri fena değil. Ama Harry’nin Poppy’nin robotlarıyla mücadelesi tam da göz devirmelik sahnelerden olmuş. İlk filmin akılda yer eden sahnesi kilise sahnesiydi, Harry bu sahnede durmak bilmeden, bir robot gibi önüne geleni deviriyordu. İkinci filmde bu sahne kadar iyi çekilmiş sahne yok. Yani Vaughn’ın sadece senarist tarafı paslanmamış, yönetmenliği de paslanmış. Öte yandan hazırlanan vasat müziklerin 141 dakika boyunca susturulmaması da yoruculuğu artırıyor (ilk filmde de susturulmamıştı). Kısacası Vaughn ne yapmak istediğini bilememiş: The Golden Circle yer yer mizah içeren ama genelde ciddi olan bir ajan filmi mi olacak, komedi filmi mi? Filmin tonuna, türüne karar verilmeden film yazılmış, çekilmiş gibi görünüyor. Mizah var ama güldürmüyor, aksiyon var ama eğlendirmiyor. Vaughn şimdiye dek devam filmlerine bulaşmamış bir yönetmendi, keşke öyle kalsaydı.

kategori:
izlenim

ilgili