Kış Uykusu: Yanıbaşındakilerden Nefret Edenlerin Ülkesi Türkiye

Yekta Kurtcebe, Nuri Bilge Ceylan'ın başyapıtı Kış Uykusu'nu yazdı....

Yılmaz Güney’in, 1982 yılında Altın Palmiye’yi kazandığı ‘Yol’ filminde, Türkiye’nin o dönemki kavgasını gerçekçi ve doğrudan bir anlatımla gözler önüne sermişti. ‘Yol’dan 32 yıl sonra Nuri Bilge Ceylan, Türkiye’nin günümüzdeki adaletsizliğini ve tahamüllsüzlüğünü dolaylı bir anlatımla sinemaya taşıdığı ‘Kış Uykusu’ ile ‘güzel ama yalnız’ ülkesine, bir uluslararası büyük ödül daha kazandırmanın haklı huzursuzluğunu yaşıyor.ku1

Bir Zamanlar Anadolu filmiyle 2 sene önce büyük ödülü yoklayan Nuri Bilge Ceylan, Kış Uykusu filmiyle yıllar sonra Türkiye’ye bir Palm d’or daha getirdi. Yaşayan en büyük yönetmenimiz (şahsi fikrim elbet ama aslında NBC yerine *NB’yi daha çok severim ama yok işte bir NB), ‘Bir Zamanlar Anadolu’ kadrosunda yer verdiği, Yılmaz Erdoğan’ın Cannes Film Festivali’nin koltuk kabartan havasını solumasını sağlamıştı. Yılmaz Erdoğan, Komiser Naci karakterinden aldığı gazla bilmediği bir coğrafyada tam olarak haiz olamadığı duygularının ve hissiyatların peşine düştüğü filmi ‘Kelebeğin Rüyası’ ile Cannes’da yer almak rüyası da kurmuştu muhtemelen. Yetersiz ve yanlış çabasına belki de bir cevap olabilecek ‘Kış Uykusu’, (doğrudan değil dolaylı tabi) gerek senaryo olsun, gerekse oyunculuk tam da Cannes jürisinin bayıla bayıla ödül vereceği bir eser.

Sinema yazarlarının çocuğun dile getirdiği Çehovyan edebi hava, Kış Uykusu’nun en belirgin özellikleri arasında yer alıyor. 20 dakikaya yaklaşan kesintisiz, bol diyaloglu sahneler ile daha önceki filmlerinde yapmadığı bir eylemi denemiş. Filmin, ağır ama bir o kadar akıcı diyaloglarının başarısındaki sihir, yönetmen NBC’nin eşi Ebru Ceylan ile birlikte filmin senaryosunu yazmış olmalarından kaynaklanıyor. Hem kadın hem erkek doğasının derinliklerine inebilen ‘Kış Uykusu’ bir insanın kendi hayat arkadaşı ile beraber çalışmasının ardında yatan büyük zorluğu aslında büyük bir avantaja dönüştürülebileceğinin de bir göstergesi.ku2
Memleketimden insan betimlemeleri
Nuri Bilge Ceylan’ın filmin çekim yeri olarak Kapadokya’yı baş karakter olarak ise Haluk Bilginer tarafından canlandırlan Aydın’ı seçmiş olmasının, Türkiye’nin tarihsel gerçekleri ile dolaylı yoldan ilişkisi var. Baş karakterine Aydın ismini vererek biraz pişman olduğu Altyazı’ya belirten NBC’nin bu esas karakteri; eski tiyatro oyuncusu, babadan kalma miras ile varlıklı bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Karısı Nihal ve kız kardeşi Necla ile Ürgüp’deki dopdoğal hotellerinde yöre halkından çok japon tursitlerle haşır neşir olarak, toplumdan kopmuş bir şekilde yaşayan Aydın’ın aslında herkesle ve herşeyle ilişkisi oldukça düşük seviyede. Görünürde sevecen saygılı ve beyefendi tavırları olan Aydın’ın insanlara uyguladığı kibarlık faşizminden fazlasıyla nasibini almış genç karısı Nihal, Aydın’dan daha da yaşlı görünüyor. Kahverengi ve koyu tonlu, ağırbaşlı bir hava veren kıyafetleriyle dışı genç kalmış ama içi karalar, örümcek ağları bağlamış Nihal, varoluşal açmazlarından köy okullarını onartan bir hayırsever kimliği ile uzaklaşmaya çalışıyor. Aydın’ın öz kardeşi Necla’nın durumu herkesten daha vahim. Diğerleri kadar mutsuz ve husursuz olmasına rağmen dul ve yalnız bir kadın olmanın huysuzluğunu da omuzlarında taşıyor. ‘Kötülüğe karşı koymamak’ gibi “derin!” ama uçarı düşüncülere kapılıyor.ku4
Yan rollerdeki oyuncuların performansı da her Nuri Bilge Ceylan filminde olduğu gibi göz kamaştırıyor. Ayberk Pekcan tarafından canlandırılan Aydın’ın kahyası Hidayet, küçük kurnazlıklarla ve küçük kötülüklerin peşine düşmüş şark kurnazı karakteriyle kusursuza yakın bir oyunculuk sergiliyor. Seksenler dizisinden kasetçi rolüyle hatırlanan Serhat Mustafa Kılıç, Hamdi Hoca rolüyle yine harikalar yaratıyor. Türkiye’nin gerçek muhafazakar, vicdanlı, saf, çekingen, utangaç ama ‘vur sırtına semeri al ağzında lokmasını’ derecesinden sebatkar bir saflığa sahip kesim, din adam Hamdi Hoca karakteri ile temsil ediliyor. Hamdi Hoca, fakirlikten değil açlık sınırında yaşayan bu inançlı halkın imamı olarak filmde üstüne düşen tüm görevleri yapmak için kendini paralıyor.

ku5

#SOMA ve #direngezi
Gezi sürecindeki davranışlarıyla kendisine duyulan sempatiyi katlayan, yaşadığı hastalık ile sevenlerinin yüreğini ağzına getiren Nejat İşler ise Kış Uykusu’nun isyankar ve sarhoş İsmail karakteriyle ülkenin haksızlıklara ses çıkartmaya çalışan kesimini canlandırıyor. Rolü kısa ama oldukça etkili. Ses çıkarmaya çalıştığı haksızlıklara kendisi de fazlasıyla maruz kalmış gururlu İsmail’in mesleğinin, Soma Maden Kazası’ndan aylar önce filmin senaryosunda maden işçisi olarak belirlenmiş olması, Nuri Bilge Ceylan ve eşinin öngörüsünden çok ve malumun ilanı olarak algılanması gayet mümkün. Karısının donunu çalan kırsal kesimin bastırılımış fetişist bir bireyini bıçakladığı için hapse düşen, işten atılan İsmail karakteri; ustabaşısıyla kavga ettiği için ya da maden kazasında yaralandığı için işinden olmuş, ekonomisi bozulmuş biri olabilirdi.ku3
Aydın’ın kankası Suavi ve köy öğretmeni Levent’i canlandıran Tamer Levent’in ve Nadir Sarıbacak’ın oyunculuklarına kusur bulmak yine çok zor. Az diyaloglu iyi film çektiği kadar uzun ve edebi bir metne sahip bir baş yapıt çekebileceğini de kanıtlayan Nuri Bilge Ceylan’ın ödül almasında büyük katkısı olan eşini ön plana taşıması ve hakkını vermesi, ülkecek örnek almamız gereken bir davranış. Her allahın günü bir kadın cinayetinin ve türlü türlü cincel istismarın yaşandığı hatta arttığı günümüz Türkiye’sinde, kadının hakkını verecek rol modellerine daha çok ihtiyacımız var. Pozitif ayrımcılığa değil hümanist kucaklayıcılığa muhtacız.
Bahar temizliğine duyulan özlem
Kış Uykusu’nun tam olarak 198 dakika boyunca sürükleyici akıcı ve kendi izlettiren bir film olmasının yanında filmin bütün bölümlerine dağılmış olan bir dolu güçlü an seyircinin dikkatini celbediyor. (bkz: Cem Altınsaray’ın nabız yoklayan sorusu) Türkiye’nin tüm kesimleri gayet edebi bir anlatımla filmde yer alıyor. İsmail’in gururlu oğlu, ileride meydanlarda çapulcu dağıtan bir çevik kuvvet polisi olmayı hayal ederken, Aydın ise o meydanlarda protesto eylemleri yapmaktan ecdadının zenginliği ile kurtulmuş geçkin oyuncuyu temsil ediyor. Haluk Bilginer’in çeşitli nedenlerden rolü üç kez reddetmesi, fakat Nuri Bilge Ceylan’ın onu ısrarla beklemesinin ardında bir ikna süreci mi vardı acaba diye demeden yapamıyor insan. Bu bağlamda Fatih Özgüven’in de yazısında altını çizdiği Polis Karakolu haline gelen AKM metaforundan tutun, donu elin fetişisti tarafından çalınan masum kadının kocasından dayak yemesi ile simgelenen kadın cinayetleri ve aile için şiddet metaforuna kadar tüm Türkiye gerçekleri, Kış Uykusu’nun içinde saklı. Eksik olan şey ise bu huzursuzluk, nefret, tükemişlik düzeninin nasıl değiştirileceği…
Kış Uykusu’nda olduğumuzun herkes farkında önemli olan baharın gelip bahar temizliğinin başlaması.
*NB: Natuk Baytan

kategori:
izlenim

ilgili