Kundun: Farklı Kulvarda Scorsese Mükemmeliyeti

Edip Can Rende, Martin Scorsese'nin en sıradışı filmi Kundun'u yazdı...

Dikkatleri en az çeken Martin Scorsese filmleri diye bir liste yapılsa 1997 çıkışlı “Kundun” listenin başında yer alabilir. Kariyeri boyunca farklı türlerde farklı ve başarılı filmlere imzasını atan Scorsese, bu kez izleyicileri Çin’in işgali altındaki Tibet’e götürüyor ve Tibet’in liderliğini üstlenen Dalai Lama’nın doğumundan yetişkinliğine kadarki yaşantısına odaklanıyor. Söz konusu Tibet olunca, filmin oyuncu kadrosunda tek bir Amerikalı “tanıdık” oyuncu olmayınca (filmde profesyonel ve ünlü olmayan oyunculara yer verildi) pek dikkat çekmedi bu film. Haliyle Scorsese’nin daha çok bilinen filmlerinin gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Gösterime girdikten sonra hem ödül törenlerinde, hem eleştirmenler cephesinde daha çok görüntü yönetmenliği (Oscarlık bir performansa imzasını atan Roger Deakins), sanat yönetmenliği ve kıyafetleri (Dante Ferretti ve ekibi) ile ilgi/adaylık/övgü topladı. Ne senaryo, ne de yönetmenliğin hakkını verdiler o dönemde yaşayan eleştirmenler.
kundun
“Kundun” için Scorsese’nin en farklı filmi dersek yalan söylemiş olmayız veya yanlış bir bilgi vermiş olmayız. Scorsese sinemasını özetleyelim başta: Hızlı bir kurgu, işlevsiz aileler (mutlu bir şekilde başlayıp hızla fonksiyonsuz hale gelen evlilikler), suç ve ceza, yozlaşma, şehrin (genelde New York) kirli yüzü (suçla, ahlaksızlıkla dolmuş taşmış bir şehir portresi), açgözlülük ve yükselme hırsı, din/Kilise vs. “Kundun”daysa bunları görmeyiz. “Kundun”, Scorsese’nin diğer filmlerinin aksine oldukça  düşük tempoludur. Çok yavaş akar. Bu yavaş tempoyla birlikte planların süresi de uzar, ki genelde Scorsese planların süresini buradaki kadar uzun tutmaz ve bir süre sonra sahneyi kesip başka bir sahneye bağlar. Buradaysa sahneler daha uzun tutulur. Planların süresinin uzun tutulması, yavaş temposu, dingin anlatımı, sembolizm (Scorsese’nin sembolizmi en yoğun kullandığı filmdir) yüzünden çoğu kişinin en çok sıkılacağı filmdir aynı zamanda.
kundun (1)
Lakin her bir sahnesi üzerinde çok düşünülmüş ve her sahnesi mükemmel çekilmiş bir film olmakla birlikte sanat ve görüntü yönetmenlikleri sayesinde her sahnesi çerçeveletilip duvara asılabilecek kalitededir. Teknik açıdan Scorsese’nin falsosuz filmlerinden olduğunu söyleyebiliriz. Gelelim içeriğe. Scorsese bilhassa suç filmlerinde Hıristiyanlığı öyküye dahil edip dini ve dinin insanın/toplumun yaşantısındaki yerini sorgulamaktan ayrı bir zevk almıştır. Olay yaratan “The Last Temptation of Christ”ta olduğu gibi “Kundun”da da dini merkeze koyuyor Scorsese. Bu kez farklı bir din, farklı bir kültür, farklı ritüeller vardır. Dalai Lama’nın 14.reenkarnasyonu olduğuna karar verilen 5 yaşındaki bir çocuk (adı Kundun’dur), görevlilerce ailesinden alınır. Amaç, çocuğu bir lider gibi yetiştirmektir.

Scorsese çocukları ellerinden alınmış aileye de, “Sen lidersin. Böyle davranamazsın. Ağırbaşlı olmalısın,” denilip yetiştirilmeye çalışılan Kundun’un zorlu şartlarda geçen çocukluğuna da başarıyla odaklanır. Filmin ilk bölümü zaten Kundun’un çocukluğunu yaşayamamasını anlatır. Kundun artık Dalai Lama’dır ve en az 30 yaşındaki bir lider gibi davranmak zorundadır. Ama daha 5 ya da 12 yaşındadır. Bu çatışmadan (çocuktan bir yetişkin gibi davranmasını beklemek) beslenen film, bir süre sonra yetişkin haline gelmiş Lama’yı merkeze koyar ve Çin’in Tibet’in işgaline daha fazla yer açar. Film sadece Tibetlilerin ritüellerini, Dalai Lama’nın politik/ekonomik/dini liderliğini işlemesiyle öne çıkmaz. Aynı zamanda Tibet’in sürekli bombalanması ve ekonomik açıdan Çin tarafından terbiye edilmesi üzerinden de o dönemlerin zorlu yaşantısını görselleştirir.

kundun2
Film çarpıcı sahnelerle dolu, demiştik. Mesela; Dalai Lama’nın babası ölür. Geleneklere göre vücudu parçalanır ve akbabaların yemesi için evden uzakta bir yere bırakılır. Hemen sonrasında gelen Çin şartları (Tibet’in bağımsızlıktan vazgeçmesi, iç/dış ilişkileri Çin’e bırakması vs) bu sahneyi hatırlatır hemen. Akbaba, Çin’le; parçalanmış babaysa Tibet’le görselleştirilmiştir. Filmin en meşhur sahnesi ise Dalai Lama’nın gördüğü rüyadır. Bir suyun kan kırmızısına dönüşmesiyle başlayan rüya oradan meydanda herkesin kırmızı kıyafetleri içerisinde ölü bir şekilde gösterilmesiyle devam eder. Kamera yukarı doğru yükseldikçe ekran kırmızıyla kaplanır. Lama rüyasında yaşanacak katliamı görmüştür. Scorsese’nin yönetmenliğinin ve Thelma Schoonmaker’ın kurgusunun zirveye çıktığı sahnelerden bir tanesidir bu sahne.

Geleneksellik ve modernleşmenin çatışmasından da beslenen “Kundun” oryantalist olmayan ender Hollywood filmlerindendir. Yani Scorsese ritüelleri, Dalai Lama’nın yaşantısını vs anlatırken oryantalist bir tavır takınmaz. Bu ritüelleri garipsemez (ki aslında vücudu parçalayıp akbabaya yedirmek garip bir gelenektir). Ya da onca acı çekmiş Tibetlileri bu ritüellerinden, kültürlerinden ötürü aşağılamaz. Ki Doğu’ya/Asya’ya bu şekilde bakan yüzlerce film çekildi Amerika’da. Özetle; “Kundun” izleyicisinden çaba talep eden, dingin anlatımı yüzünden izlemesi kolay olmayan ama Scorsese’nin yönetmenliğinin ve kurgunun mükemmel olduğu filmlerden. Çin emperyalizmine değinmesiyle de, Tibet’e odaklanmasıyla da önemlidir.

kategori:
seçki

ilgili