La piel que habito: Kalın Derililere Özel!

Kanlı, maskeli, seksi, mide bulandırıcı ama bir yandan da romantik; ve fazlasıyla ‘İspanyol’… Átame!’den ve 20 yıl aradan sonra ilk kez buluşan Almodóvar ve Banderas sanki hiç ayrılmamış gibi!...

Kanlı, maskeli, seksi, mide bulandırıcı ama bir yandan da romantik; ve fazlasıyla ‘İspanyol’… Átame!’den ve 20 yıl aradan sonra ilk kez buluşan Almodóvar ve Banderas sanki hiç ayrılmamış gibi!

Pedro Almodóvar’ın son filmi “La piel que habito (İçinde Yaşadığım Deri)” hakkında DVDV arka kapağı için bir yorum yapmam istenseydi, naçizane yazacaklarım bunlar olurdu. Mayıs’ta Cannes’da görücüye çıkan, Eylül başlarında İspanya’da gösterilen film, 2011’in sondan bir evvelki gününde, yani önümüzdeki Cuma nihayet bizde de vizyona giriyor. İzlediğinizde hak verecek misiniz bilmem ama bence Lineker o meşhur sözünü bugün söyleseydi şöyle bir şey diyebilirdi: Sinema, 22 kişinin 90 dakika boyunca oynadığı ve sonunda İspanyolların kazandığı bir oyun!

‘İçinde Yaşadığım Deri’, Fransız polisiye yazarı Thierry Jonquet’in romanından uyarlandı. Roman Fransa’da 1995’te ‘Mygale’ adıyla basılmış; 2003’te Amerika’ya, iki yıl sonra ise ‘Tarantula’ adıyla İngiltere’ye taşınmış. Söyleyeceğim her şey ‘spoiler’ olabileceği için konudan kısaca bahsetmekle yetinmek zorundayım.

Film, Toledo’da yaşayan ve yüz nakli, yanık tedavileri gibi konularda uzmanlaşmış başarılı bir estetik cerrah olan Dr. Robert Ledgard’ın (Antonio Banderas) hikâyesi… Karısının bir kazada yanarak ağır yaralanması ve komadan çıktığında yüzünün halini görünce intihar etmesi üzerine doktor, ‘yanmaz, paslanmaz, kir tutmaz’ bir deri yaratma konusunda saplantılı hale geliyor!

Meslektaşları onun bu çalışmasını takdirle izliyorlar. Tabii testlerini fareler üzerine yaptığını sanarak! Aslında doktor, ‘kobay’ olarak ‘ev / laboratuar / ameliyathane’sinde tutsak ettiği Vera (Elena Anaya) adlı bir genç kadını kullanıyor.

Bir gün doktor dışarıdayken evin hizmetçisi Marilia’nın (Marisa Paredes) uzaklardaki tuhaf oğlu Zeca (Roberto Álamo, bir başka deyişle ‘el tigre’ yani ‘kaplan’) eve geliyor. Ve güzeller güzeli Vera Cruz’a tecavüze yelteniyor.

Bu esnada eve dönen Robert, Zeca’yı vurup öldürüyor! Robert’le Vera’nın nefret ilişkisi sevgi eksenine kayarken, doktorun meslektaşı Fulgencio (Eduard Fernández), Vera ile birkaç yıl önce kaybolan Toledo’lu bir delikanlı arasındaki bağı fark ediyor. Robert’i tehlikeli sularda dolaştığı konusunda uyarıyor ama nafile…

Tabii Doktor Ledgard’ın acıları bununla sınırlı değil! Bir yandan da kızına tecavüz ettiğini düşündüğü bir adamdan intikam alma çalışmaları var. Ve birbirinden kopuk gibi görünen tüm bu olayların ucu filmin sonunda öyle bir bağlanıyor ki, sormayın gitsin!

Çekilmekte olduğu günlere dönersek, Almodóvar filmi “İçinde çığlık veya korkunç sahneler bulunmayan bir terör filmi yapacağız. Senaryo daha önce yazdığım hiçbir filme benzemiyor. Yazdığım en sert senaryo!” diye tarif etmişti. Almodóvar’ın ‘terör’ nitelemesiyle Hollywood özentisi bir terörizm filmini değil, özellikle 1980’lerde dünyayı saran ve genelde intikam hikâyelerini anlatan film biçimini kastettiği de bakınız’ın haber sayfalarında yer almıştı. Filmi izledikten sonra ilk yorumum şu oldu: Adam sözünün eriymiş. Ya da bugünlerin popüler ifadesiyle, “Adam haklı beyler!”

kategori:
izlenim

ilgili