La Piel Que Habito: Uçlardaki Yalın Anlatım

Yazarımız Simge Üngör El Piel Que Habito'nun öyküsünü farklı bir şekilde çözümledi....

“İçinde Yaşadığım Deri” için, Pedro Almodovar’ın en karanlık filmi dersek herhalde yanlış olmaz. Orijinal hikayesi Thierry Jonquet’in “Tarantula” adlı romanına dayanan filmin senaryosunu yazmak yönetmenin tam on senesine mal olmuş. Kitapta, sosyete eğlencelerinde boy gösteren Mösyö Lefargue’un beraber olduğu güzel kadın Eve ile olan inişli çıkışlı ilişkisi anlatılırken film, hikayeyle biraz oynuyor ve sanki bu ilişkinin başlangıcına gidiyor.

Filmde, estetik cerrah Dr. Robert Ledgard (Antonio Banderas) eşinin araba kazasında aldığı korkunç yanıkları tedavi etme amacıyla canla başla suni bir deri üzerinde çalışmakta. Ancak bu süreç henüz tamamlanmadan eşi yüzünün vahametini görüp intihar ediyor. Annesinin ölümüne şahit olan Norma ise uzun süre depresyonda kalıyor ve aile hafiften dağılıyor.
Seneler sonra Norma, klinik tedavisi sona ermiş kendini toparlamış genç bir kız olarak çıkıyor karışımıza. Ne var ki bir gün -babasının gözetimindeyken- tekrar psikolojisini bozacak bir olay yaşıyor.

Bu noktadan sonra, kızını eski haline dönmesini kaldıramayan Dr.Ledgard, sadece doktorluk değil insanlık sınırlarını da zorlayacak, kendini evine kurduğu laboratuvarına kapatacaktır.
Saplantılı ve sınır tanımadan yaptığı çalışmalar sayesinde gerçekten de insan-domuz kanı karışımı suni bir deri yatacak ve bunu da gerçek insanlar üzerinde denemeye kalkışacaktır.

Almodovar’ın “Çığlık ve dehşet içermeyen bir korku filmi” diye tarif ettiği film, gerçekten sizi sadece tedirgin etmekle kalan bir gerilim. Ne bir aksiyon ne bir dramatik oyunculuk var, hatta oyunculuk bazen tepkisizlik sınırında. Filmin konusu o kadar uçlarda ki belki de bu nedenle böyle yalın bir anlatım söz konusu. Başka bir yönetmenin elinde heder olma ihtimali yüksek olan bu konu olabilecek en dengeli şekilde anlatılmış.

Yönetmenle 20 yıl sonra bir araya gelen Banderas, Frankeştayn olduğunun farkında olmayan doktor rolünde bir hayli başarılı. Elena Anaya filmi sırtlayan büyük rolün altından hiç sırıtmadan kalkabilmiş ustalıkta. Bu ikili filmin tüm tansiyonundan sorumlu.

Özenle ipucu vermeden anlatmaya çalıştığım filmi, bir iki hafta evvel, sinema kuyruğunda bir bayan sormuştu, cevabıma göre film için bilet alacaktı. İşte bu film, kısaca konusu anlatılabilen, kayıtsızca önerilebilecek bir film sayılmaz. Bayana da dediğim gibi
“Neşelenmek için başka bir film tercih edilebilir.”
Tabii en sevdiğiniz filmler listesinde “Old Boy” ilk beşteyse o ayrı.

kategori:
izlenim

ilgili