Last Flag Flying ve The Last Detail: Dostluk ve Yolculuk Üzerine İki Film

The Last Detail ve devamı Last Flag Flying üzerine...
The Last Detail

Usta yönetmenlerden Hal Ashby’nin yönettiği The Last Detail kanımca hem Ashby’nin, hem de başrolü üstlenen Jack Nicholson’ın diğer filmlerinin gölgesinde kalmış bir yapıt. Ashby’nin Darryl Ponicson’ın romanından uyarladığı bu film aslında epey keyifli ve kaliteli bir film. Büyük senaristlerden Robert Towne’nin kaleme aldığı The Last Detail‘in öyküsü gayet basit: Hırsızlık yaptığı için hapisle cezalandırılan Meadows’u (Randy Quaid) askeriyeden hapse götürme işi Buddusky (Nicholson) ile Mulhall’a (Otis Young) verilir. İstemeye istemeye teklifi kabul eden ikilinin yolculukları böylelikle başlar. Buddusky “Bu genç arkadaş bu yaşında sekiz yıllığına hapse girecek şimdi, bari şunu eğlendirelim, gönlünü hoş edelim, öyle hapse götürelim,” diye düşünüp ikiliyi maceradan maceraya sürükler… demek isterdim ama hayır. Film maceralardan ziyade sohbetlere odaklanıyor.

Kalemi epey güçlü olan Towne burada da döktürmüş. Gene enfes diyaloglara ve monologlara imzasını atmış. Yukarıda ifade ettiğim gibi, The Last Detail olaylara çok fazla yer veren bir film değil. Belki kimilerini bu açıdan sıkabilir. Zira sekanslar uzun, bu uzun sekanslarda da pek çok diyalog mevcut. Towne bu üç arkadaşın hemen hemen her konudaki muhabbetlerine yer veriyor. Askeriyedeki şartlardan küçük bir suç nedeniyle sekiz yıl hapse, sivil yaşamdan ırkçılığa, savaşlara kadar akla gelecek-gelmeyecek pek çok konuda konuşuluyor. Yol türü seviliyorsa bu film de sevilecektir. Filmin diğer gücüyse karakterleri. Ponicson’ın yarattığı karakterlerin üçü de epey eğlenceli karakterler. Özellikle Buddusky enerjisiyle izleyiciyi alıp götürüyor ama Mulhall karakteri de keyif veriyor. Bu üç kişinin yolculuk boyunca ilişkilerinin dostluğa evrilmesini, birbirleriyle muhabbetlerini izlemek keyifliydi. Towne ve Ashby ikilisi karakterlerin birbirleriyle ilişkilerinin, yolculuk esnasında yavaş yavaş değişmelerinin ve dostluklarının pekişmesinin hakkını veriyorlar. Yolculuk üçünü de değiştiriyor ama özellikle Meadows değişiyor. Zira Buddusky sayesinde dış dünyayı tanıyor Meadows ve bu yüzden hapse girmek onun için daha da zor hale geliyor. Özellikle Meadows üzerinden büyüme türünün klişelerine yer veriliyor ama bu klişeler gayet iyi işleniyor, rahatsız etmiyor.

Tabii burada oyunculukları da övmek gerek. Young da, Quaid de iyiler. Ama tabii ki parlayan Nicholson oluyor, zira en çılgın ve etkileyici karakter onunki. Tabii epey masum birisi olan Meadows da etkileyici lakin Buddusky’nin otorite tanımazlığı, merhameti, insafı daha fazla etkiliyor. Filmdeki bir sahneden söz etmek gerek. Bir sahnede Buddusky, Meadows’a “Bugüne dek hiçbir şeye kızmadın mı?” diye bir soru sorup Meadows’u tahrik etmeye başlıyor. Buddusky’nin amacı sekiz yıllık hapse götürdüğü kişinin masum olmadığını öğrenmek, böylelikle genci hapse huzurlu bir şekilde götürmek. Ama öyle olmuyor, Buddusky, Meadows’un masum, saf bir genç olduğunu fark ediyor, bu sahne Buddusky’i değiştiriyor. Nicholson bu sahnede de döktürüyor. Usta aktör bu performansıyla Oscar adaylığı almıştı. Ama ödülü Save the Tiger‘daki Jack Lemmon’a kaptırmış. Bu arada filmi izlerken Canım Kardeşim‘i hatırlamak da mümkün. Biliyorsunuz, Ertem Eğilmez’in tek dram filmi Canım Kardeşim küçük kardeşinin (Kahraman Kıral) ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen Murat’ın (Tarık Akan) arkadaşı Halit’le (Halit Akçatepe) birlikte kardeşinin son günlerini anlamlı kılmaya, her istediğini gerçekleştirmeye çalışmalarını anlatır. The Last Detail, Canım Kardeşim kadar dramatik değil, ama iki film de yürek burkar. Filme sadece “Çok eğlenceli,” demek haksızlık olur. Towne dostluğu, insanlığı, adaletsizliği, kuraltanımazlığı, saflığı, merhameti işliyor, çok da iyi işliyor. Bir şans vermek gerek.

Yazar Ponicson yıllar sonra romanının devamını kaleme alınca bu kez Richard Linklater romanı perdeye aktarmak istemişti ama bir türlü çekimlere başlayamamıştı. Sonunda 2017’de Steve Carell, Laurence Fishburne ve Bryan Cranston’ın başrollerinde çekimlere başlamıştı. Bizde vizyona girmeyen Last Flag Flying, The Last Detail‘in izinden gidiyor. İki filmi arka arkaya izlerseniz sanki yakın zamanlarda çekildiklerini düşünebilirsiniz. Zira üslup, ton, anlatım olarak pek fark yok. Linklater da yol türünü çok iyi bilen bir senarist-yönetmen zaten. Dolayısıyla The Last Detail‘in devamı için doğru bir karardı Linklater. İlk film olaylardan ziyade sohbetlere odaklanıyor demiştim. İkinci film de öyle. İkinci filmde de fazla olay olmuyor, üç arkadaşın birbirleriyle muhabbetlerine değiniliyor film boyunca.

Devam dedim ama açıklama yapmak lazım. Birebir bir devam filmi değil. İlk filmdeki karakterlere yer verilmiyor, onların benzerlerine yer veriliyor. Gene üçü de ordu da olan, gençken yolları ayrılan karakterler yaratılmış. Film bu üç karakterin 19 yıl sonra ilk kez biraraya gelişlerine odaklanıyor. Carell’ın oynadığı Doc’ın oğlu Irak’ta ölünce Doc yıllardır görmediği Sal’ın (Cranston) kapısını çalıyor, daha sonra Mueller’ı da (Fishburne) alıp beraber cenazeyi almak üzere yola çıkıyorlar. Tabii film boyunca hep eski günlerden, hayatlarından, yaşlılıktan, savaşlardan, dinden ve ateizmden, evliliklerden ve daha pek konudan konuşuluyor. Film ilki gibi eğlenceli. İlk filmin mizahını Buddusky/Nicholson üstlenirken bu kez mizahı Sal/Cranston üstlenmiş. Buddusky’e benzeyen Sal rolünde Cranston filmin yıldızı oluyor, döktürüyor. Genelde komik rollerde gördüğümüz Carell ise belki de ilk kez bu denli dramatik bir rolde karşımıza çıkıyor. Zira Doc’ın güldüğü yerler olsa da oğlunu yitirdiği için hep üzgün. Carell da, Fishburne de iyiler.

Film eğlenceli, ilk filmin mühim taraflarından otorite tanımazlık burada da korunmuş. Yani Sal, Buddusky gibi komutanları zerre umursamıyor. Karakterlerin dostlukları da iyi bir şekilde işleniyor. Kahramanlık edebiyatına, savaşlara da verilip veriştiriliyor. Kesinlikle propaganda içermiyor. Öte yandan filmi ilk film kadar iyi yapmayan bir sorun mevcut: Yolculuk sırasında karakterlerin arkadaşlıkları daha iyi hale geliyor ama karakterlerde bir değişim olmuyor. Özellikle Sal’da finale doğru bir değişim beklemiştim ama Sal da, diğerleri de filmi aynı şekilde tamamlıyorlar. Gene de bu filme de bir şans verilmeli kanımca. Ama önce Ashby’nin filmini izlemek gerek. İlk film gençliği ve yetişkinliği işlerken ikinci film yaşlılığı, yaşlılığın getirdiği yorgunluğu anlatıyor. Fakat iki film de dostlukları gayet iyi işliyor.

kategori:
izlenim

ilgili