Les Diaboliques: Clouzot’nun Noir Başyapıtı

Edip Can Rende, Clouzot'nun en önemli filmlerinden Les Diaboliques'i yazdı...

Dikkat: Spoiler İçerir!

Neredeyse pek çok yazıda Fransız yönetmen Henri-Georges Clouzot’dan bahsedilirken muhakkak İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock’a da değinilir ve hatta Clouzot için “Fransa’nın Hitch’i”, filmleri içinse “Hitch’in çekmediği en iyi filmler” denir. İlginçtir aynı tabir Audrey Hepburn’lü “Charade” filmi için de her daim kullanılır. Ama Clouzot’yu Hitch’le mukayese etmek yanlış değil kanımca. Zira iki yönetmen de cinayetlere ve katillere odaklanan gerilim filmleriyle bilinirler. Hatta bu yazımızın konusu olan “Les diaboliques” (1955) filminin temel aldığı romanın hakları için iki yönetmenin de kıyasıya mücadele ettikleri biliniyor. Gülen tarafsa Clouzot olmuştu. Hitch bu yenilgiden sonra aynı yazarların kaleme aldığı başka bir romanın haklarını alıp “Vertigo” adıyla perdeye uyarlayacaktı.

Sorunlu bir prodüksiyonu olan (çekimler planlanandan daha uzun sürmüştür) “Les diaboliques” filmini izleyince bu filme ve Clouzot’ya neden “Hitchcock” yakıştırması yapıldığı daha iyi anlaşılır. Çünkü romanın konusu, karakterleri, romandaki olayların gelişimi ve hatta finali, Hitchcock’ın yapıtlarını sıkça hatırlatır. “Les diaboliques” filminin merkezinde iki kadın yer alır. Yatılı bir ilkokulun sahibi olan, kalp hastası Christina (Vera Clouzot) ve okulda öğretmenlik yapan Nicole (Simone Signoret). Christina okulun müdürü eşinden (Paul Meurisse) günaşırı dayak yer. Michel eşi Christina’yı Nicole ile açıkça aldatmaktan çekinmez. Gün gelir Michel’den sürekli dayak yiyen iki kadın, Michel’i öldürmek için plan yaparlar, adamı öldürürler, cesede de intihar süsü verirler. Lakin bir gün cesedin ortadan kaybolduğunu fark ederler, olaylar gelişir.

İki kişinin birisini öldürmek için plan yapması, sonra polise yakalanmamaya çalışmaları, ardından işlerin yolunda gitmemesi, gerilimin finale doğru artırılması tam da Hitchcock’ın sinemasının alametifarikalarıdır. O yüzden filmi izleyen pek çok kişi öykünün Hitch’in kalemi olduğunu düşünürler. Clouzot ise bu sürprizli öykünün hakkını vererek ortaya unutulmaz bir film koymayı başarır. Filmin neden mühim olduğuna değinelim. Öncelikle “evli bir kadın bir adamla tanışır, sonra beraber kadının kocasını öldürürler” şeklinde özetleyebileceğimiz film noir klişesini finale kadar yerle yeksan eder. Hedefte gene koca vardır ama cinayeti bu adamdan çokça çeken iki kadın işlerler. Clouzot noirin bu klişeleşmiş “iki erkek, bir kadın” üçgenini “iki kadın, bir erkek”e dönüştürür. Fakat finaldeki muazzam sürprizle bu üçgeni de değiştirir.
LD-Murder
Finalde asıl plan ortaya çıkar. Michel ile metresi Nicole bir plan yaparlar. Plana göre Nicole ile Christina, Michel’i öldüreceklerdir. Daha doğrusu Michel ölmüş rolü yapacaktır. Daha sonra Michel hayalet rolü yapıp Christina’yı korkutacak ve işler tıkırında giderse Christina kalpten vefat edip okulun mülkiyeti de Michel’e geçecektir. Clouzot son on dakikadaki gerilimi Hitch gibi yavaş yavaş artırarak unutulmaz bir final sekansına imzasını atmış olur. Bilhassa sürprizi gördükten sonra filmin neden Hitch’in filmleriyle mukayese edildiğini daha çok anlıyoruz. Hitch mükemmel cinayet planlarını ve karısını öldürmek isteyen kocaları da filmlerinde işlemişti. Öte yandan Clouzot korku filmlerinde sıkça karşımıza çıkan bazı trükleri de filmine dahil eder. Mesela küvette uzanmış olan cesedin(!) ayaklanması ya da ölü sanılan bir adamın fotoğrafta belirmesi klişelerine burada da denk geliriz, ama bu trüklerin henüz o zamanlarda klişeleşmediğini belirtmemiz lazım.

Kısacası Clouzot bu filmiyle noir klişelerinden sıyrılarak farklı bir noir’a imzasını atar. Işık/gölge oyunlarıyla da bilhassa son yarım saati pek çok sekanstan daha çarpıcı hâle getirmeyi başarır. Finaldeki sürprizi ise filmin değerini daha da artırır. Yalnız finalinde ufak bir sorun var. Dedektifin öyküye bodoslama dalması, cinayeti elinde delil olmadan araştırmaya başlaması, elinde delil ve mahkeme emri olmadan çocukların uyuduğu okula gecenin bir yarısı gelip Christina’nın odasında sigarasını tüttürmesi ve Christina’nın ölümüne seyirci kalması filmin sorunlu tarafları olup inandırıcılığı azaltıyor. Finalde çocuğun Christina’nın yaşadığını söylemesi ama Michel’in Christina’nın nabzına baktığında öldüğünden emin olması da “Inception”vari bir final olarak düşünülebilir. Çünkü hiçbir zaman Christina’nın ölüp ölmediğini bilemeyeceğiz.

“Les diaboliques” yönetmenin eşi Vera Clouzot, Simone Signoret, Paul Meurisse ve çocuk oyuncuların performansları sayesinde daha da değerlenir. Kanımca Clouzot’nun en iyi filmidir.

kategori:
izlenim

ilgili