Little Odessa: Yitirilmiş Masumiyetin Son Demleri

James Gray dosyasına, yönetmenin ilk filmi Little Odessa (1994) ile adım atıyoruz.

James Gray filmografisine göz attığımızda, aslında tüm filmlerinde ilk filmi olan Little Odessa’yı görmemiz mümkündür. Kendi başlarına odalarına hapsolup düşünen insanlar, kardeş veya sevgili hikâyeleri ve bu hikâyelerdeki tüm karakterlerin sonunu düşünen yalnız bir insan, Gray’in sinemasındaki her mizansende karşımıza çıkan önemli noktalar. Belki de Little Odessa’yı bu kadar önemli kılan şey, yönetmen Gray’in bu filmi eskiz olarak kullanarak tüm filmlerinde bu şablon üzerinden ilerlemeye çalışmasıdır.

Filmin adının New York, Brooklyn’deki Brighton Beach’ten geldiğini söylemekte fayda var. Bu bölgede çok fazla Sovyet asıllı Amerikalı bulunduğundan ve Rus mafyasının kol gezdiği bölge olarak tanındığından Little Odessa ismi takılmış. Filmin iki ana karakterinden biri Tim Roth’un canlandırdığı Joshua… Bu bölgede, suç dünyasının içinde sıkışmış yalnız bir adam… İçindeki öfke durdurulamaz bir şiddetin parçası yapıyor onu. Bunun neticesinde, yakınlaşmak istediği kardeşine uzak kalıyor. Babasının tabiriyle o bir sokak sıçanı…

7109459-little-odessa-quand-james-gray-avait-24-ans

Diğer başrol ise pek çok kişinin Terminator 2: Judgement Day’den tanıdığı ve o filmden üç sene sonra kendini Little Odessa‘da bulan Edward Furlong’un oynadığı Reuben… Ağabeyi gibi suça karışmamış, kirli semtinde bir gazete büfesinde ömrünü çürüten bir genç… Hayatında büyük eksikliğini hissettiği abisini arıyor. Reuben abisinin karanlık işlerle meşgul olduğunu biliyor ama buna rağmen filmde masumiyetin temsili olduğu için umut etmeyi tercih ediyor.

İki kardeşin ilk karşılaştığı sahnedeki donuk bakışları, sessiz gözlerle birbirlerini süzmeleri belki de filmin en dokunaklı sahnesi olarak ilk kilit noktayı oluşturuyor. İkinci seferde ise lapa lapa yağan karın ortasında buluşan ikili, soğuk havanın donduruculuğuna aldırış etmiyorlar. Çünkü artık donmuş kalplerindeki erime onları ısıtıyor. Joshua’nın kardeşini nasıl seveceğini bilememesinden dolayı sürekli Reuben’e sataşıp onu ittirmesi, hayatı boyunca sevgi görmeyen bir insanın tepkisi olarak son derece gerçekçi bir portre sunuyor bizlere.

Hatta Joshua’nın bir sevişme sahnesinde partnerine aynı şekilde davranması, karakterin basit tabirle kaba bir adam olmasından diyebiliriz. Çünkü o şiddetle beslenen bir kişi ve şiddeti hayatının tüm içeriğine yayıyor.

LITTLE ODESSA, Tim Roth, Moira Kelly, 1994, (c) Fine Line Features

Yönetmen Gray, bu iki karakterin yakınlıklarını da, uzak mesafelerini de izleyiciye çok abartılı sunmamak adına kamerasını orta ölçekli planlarla mesafeli durmaya zorluyor. Onlarla ne yakınlık kurmamızı istiyor, ne de umursamayacak kadar uzak durmamızı… Çünkü iki karakterin ilişkisi de tam olarak bu diyebiliriz.

Bu iki karakterin yakınlığını, ne mafya çeteleri, ne Joshua’dan nefret eden babaları, ne de beyninde tümör olan anneleri bozabiliyor. Belki de filmin genel amacı bu duyguyu yakalamak… Hikâyenin diğer parçaları önemsiz kılınıyor.

James Gray ilk filmi Little Odessa ile başlayan serüveninde masumiyetini kaybeden karakterlere hayal kurma izni tanıyor. Bataklığın içinden çıkmanın mümkün olup olmadığını sorguluyor. Ama finalinde hep aynı cevapla karşılaşıyor: Suç dünyasında tüm zararı her zaman masumlar görür.

Little Odessa, her ne kadar ham görünen görsel tercihlere sahip olsa da, 90’lı yılların atmosferinden yararlanarak dramatik mizansenlerin içinde nefes almaya çalışıyor. Oyuncularının performans bakımından parlamasına da izin vermediğinden, film ortalamanın üzerine çıkamıyor. Belli ki anlatmak istediğinin dışına çıkmamak, Gray’in yönetmenlik anlayışının ilk kuralı.

kategori:
izlenim

ilgili