Lockout: Uzayda Dehşet?

Lockout, başrollerini Guy Pearce ve Maggie Grace’in paylaştığı geçtiğimiz haftanın bilim kurgu aksiyon filmlerinden biri. ...

Lockout, başrollerini Guy Pearce ve Maggie Grace’in paylaştığı geçtiğimiz haftanın bilim kurgu aksiyon filmlerinden biri. Yönetmenliğini ve yazarlığını James Mather ve Stephen Leger gibi yönetmenliğe yeni adım atan bir ikili oluşturuyor. Ayrıca hikayenin orjinal fikri de Luc Besson’dan gelmekteymiş.

Filmi genel olarak tanımlamak gerekirse, hikaye, yakın gelecekte (2079), azılı mahkumların artık uzaydaki maksimum güvenlikli bir hapishanede uyutularak cezalarının çektirildiği bir ortamda geçiyor. Ve kontrol tabi ki Amerika’nın elinde. Karakterlerden Guy Pearce, yanlışlıkla suçlanan bir devlet ajanını oynarken, Maggie Grace ise Amerikan Başkanının idealist kızını oynuyor. Filmin derinlemesine bir karakter zinciri olmadığı için diğerlerinin çok da içine girmeye gerek kalmıyor. Açıkçası üstünkörü ve kötü bir hikaye ile düzgün çekilmiş bir aksiyon filmi demekten başka ifade kalmıyor.

Film, Ajan Snow’un (Guy Pearce) yargılanma sahnesi ile açılıyor, flashback’ler eşliğinde nasıl mahkum olduğuna şahit oluyoruz. Ajan Snow aşırı tipik bir karakter, merak uyandıran hiçbir özelliği yok. Üst derecede havalı, fizik ve mantık olarak geliştirecek hiçbirşeyi kalmamış, elinden her iş gelen bir insan görünümünde. Doğal olarak “ağzımdan bir kelime bile alamazsınız, verin cezamı da gidin” gibi bir tavrı var. Başkanın kızı Emilie Warnock’un (Maggie Grace) uzaydaki hapishaneyi çeşitli araştırmalarda bulunmak ve mahkumlara iyi davranıldığından emin olmak üzere ziyaret etmesiyle film asıl seyrine giriyor. Bir şekilde çıkan isyan sonucu başkanın danışmanları tarafından uzay istasyonuna askerler ile saldırıp herkesin ölme riskine karşı, süper özelliklere sahip birini göndererek başkanın kızını kurtarma fikri ortaya atılıyor. Ve cezasının affedilmesi karşılığında bu görev Ajan Snow’a veriliyor.

Gidişatın bol aksiyonla sağlanması için senaryoda her türlü açık oluşturulmuş. Neden-sonuç ilişkisine bağlamadan, kimin nereden çıktığını anlamadan bir bakıyoruz ki hapishanede isyan çıkmış bile. Başrol oyuncularının makineden çıkmış gibi yazılmış karakterlerine bir de kötü adamlar eklenince, devamını az çok kestiriyor ve hikayeye olan inancınızı kaybediyorsunuz. Arada yine seyirciyi güldürmek amaçlı bolca sahneye rastlıyoruz. Mesela bazı filmler vardır, bir şeyin olması için kesinlikle o ufak detayın gerçekleşmesi gerekir, halbuki gerçekleşmemesi için onlarca sebep vardır ama bir sonraki aşamaya geçmek için saçma da olsa o olayın yaşanması gerekir. Lockout da tam bu şekilde birbirine bağlanan bir film. İngiliz ağırlıklı bir film olmasına rağmen Amerikan ideaları ile çekilmiş. İllaki birini seçmek gerekirse, kanımca en iyi performansı kötü adam Hydell rolündeki Joseph Gilgun sergiliyor. Bilim kurguluk tek durum ise filmin uzaydaki bir istasyonda geçiyor olması ve aşırı derecede geri planda bırakılan birkaç teknolojik araç gereç.

Klasik deyimi ile çerezlik bir film çekmiş yönetmen James Mather ve Stephen Leger. Artık izleyicinin kuru aksiyonla doymadığı bir döneme girmişken, hala bu tür filmler izlemek çoğu sinemasevere vakit kaybı yaşatıyor. Filmi belki çok derine girmeden sıkılmadan izleyebilirsiniz fakat sonunda izleyiciye katacağı değer, aldığından daha az olduğu aşikar.

kategori:
izlenim

ilgili