Los Amantes Pasajeros: Şahsen ‘Çok Heyecanlıyım’!

Engin Eryiğit, Pedro Almodovar'ın son filmi Los Amantes Pasajeros'u yazdı......

Pedro Almodóvar’ın son filmi “Aklımı Oynatacağım” yılın en iyi filmi değildi. Fakat zihinlerimizde 2013’ün sinematik muhasebesini yaptığımız bugünlerde şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum: Bu yıl beni en çok eğlendiren filmdi.

Mayıs ayında vizyona giren filmi Türkiye sinemalarında 16.023 kişi izledi. Ondan önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Oradan da bin kişi desek, diğer mecraları da katsak, iyimser bir tahminle 50 bin kişinin seyrettiğini düşünebiliriz.

Oysa ciddi bir homofobi sorunu bulunan güzide ülkemizde gönül ister ki herkese izletelim şu filmi. Cidden, homofobikseniz ve bundan kurtulmak istiyorsanız mutlaka izleyin. Net. Korkunuzu alacak, sizi rahatlatacaktır. ‘Raat’ olun! Ayrıca yakın zamanda orijinal dvd’si çıktı. Pay TV kategorisindeki sinema kanallarının bile giderek daha fazla sahne kestiği bir ortamda, tamamını izleme şansınız var. En azından ‘şimdilik’!

Yetmedi mi? Filmin bir faydası daha olacak. Yeni bir içecek keşfedeceksiniz: Agua de Valencia! İddia ediyorum ki izledikten sonra hemen gerekli malzemeleri toplayıp yapmak isteyeceksiniz. Boş verin sangria’yı. Bu ‘Valensiya Suyu’nda hayat var! Tarif konusunda yardımcı olabilirim.
Carlos_Areces_Raul_Arevalo_Javier_Camara
İşte böylesine şifalı bir film olan Los Amantes Pasajeros’u henüz tek bir kare fotoğrafını bile görmemişken, sadece proje olarak açıklandığında zaten sevmiştim. Çünkü isminde müthiş bir kelime oyunu vardı ve benim gibi ‘semantik’ tutkunları için harika görünüyordu. Şöyle ki: Filmin adında yer alan iki sözcük de hem sıfat hem isim. Pasajero ‘yolcu’ demek. Ama aynı zamanda sıfat olarak ‘geçici, kısa süreli’ anlamına geliyor. Amante ise hem isim olarak ‘âşık’, hem de sıfat olarak! Dolayısıyla filmin adı “Âşık Yolcular” manasına gelirken, aynı zamanda (filme harikulade uygun bir şekilde) “Geçici Âşıklar” veya daha güzel bir ifadeyle “Rasgele Âşıklar”, “yaşadıkları an haricinde başka bir şeyi düşünmeyen, her şeyi akışına bırakmış âşıklar” anlamı verebiliyor. Zira akışına bırakmayıp ne yapsınlar? Uçağın düşme riski var! Tuhaf şeyler dönüyor. Kendilerini absürt bir ortamda, her biri karikatür kahramanı gibi olan tipler arasında bulmuşlar.

Filmin uluslararası dağıtımında kullanılan “I’m So Excited!” adı ise filmdeki birbirinden eğlenceli üç kabin görevlisinin meşhur ‘yatıştırma dansı’nı yaptıkları The Pointer Sisters şarkısından. Sondaki ünleme gelince… Yapımcı şirket ne amaçla koydu bilmiyorum ama Çehov’culara yazarın “Ünlem İşareti” öyküsünü hatırlatması zor olmayacaktır. (Ne kadar güzel bir hikâyedir o! Kâtip Yefim Fomiç Perekladin, 40 yıllık memuriyet hayatı boyunca hiçbir yazışmada ünlem kullanmadığını fark eder. Tek bir kez bile! Hatta çömez bir kâtibe alay konusu olur. Bu durum Perekladin için kâbus halini alır. Paranoid sanrılara sürüklenir. Artık günlük hayattaki sıradan nesneler onun için dev birer ünlem işaretidir!)

Almodóvar, Luis Buñuel’den sonra İspanyol sinemasını uluslararası arenaya taşıyan ikinci yönetmen. Arkasından gelen tüm İspanyol filmciler üzerinde emeği, hakkı var. Bugün sinema izleyicisinde “İspanyol filmiyse iyi bir şeyler vardır” algısı oluştuysa, bunda payı çok büyük. Ve Almodóvar bu defa sinema yolculuğunda hep yanında olan dostlarından bazılarını almış, kariyerinin ilk yıllarındaki ‘hafif’ komedilere dönüş yapmış. Derin göndermeler yapma, sinematografik kalite yakalama, sanatsal bir şova imza atma kaygısı yok.
Los amantes pasajeros
Bir uçak var. Hayali bir havayolu şirketi olan Peninsula’nın Madrid’den Mexico City’ye gitmeye niyetlenen, 2549 sefer sayılı uçuşu. (Logosundaki PE’nin Penélope Cruz’a armağan olduğunu fark etmek de güç değil.) Fakat uçakta teknik bir arıza söz konusu ve Mexico City’ye gitmek yerine İspanya üzerinde turlayıp duruyorlar. Acil iniş yapabilmeleri için boş bir havaalanı arayan ‘kule’den haber bekliyorlar. Bu esnada kabin memurlarımız, telaşlanmasınlar diye ekonomi sınıfını komple uyutmuş. Sadece business’taki eğlenceli grup uyanık kalmış. Hepsinin birer hikâyesi var. Hikâyeler kesişiyor, en mahrem sırlar itiraf ediliyor. Zaman zaman uçaktaki telefon vasıtasıyla yolcuların karada bıraktıkları sevdiklerine, eş-dostlarına dönüyoruz. Bu sahnelerden birinde ‘cameo’ performansıyla ve tüm güzelliğiyle Paz Vega karşımıza çıkıyor. (Filmin açılışını yine hoş bir cameo ile Penélope Cruz ve Antonio Banderas’ın yaptığını da belirteyim.)

Almodóvar işin eğlencesinde. Merak edenler için söyleyeyim, yine siyasete bulaşmıyor. Zaten kendisi “Politik gerçekliklerle olan ilişki biçimim onları görmemek. Çünkü korkunçlar.” diyen bir insan. Dolayısıyla ondan bir Battle in Seattle veya ne bileyim, bir Charlie Wilson’ın Savaşı beklemeyin.

Bununla beraber Almodóvar İspanya’nın toplumsal sıkıntılarını tüm filmlerinde aralara gayet güzel ‘yediren’ bir sinemacı. Onun sinema işine atıldığı yıllar, Franco’dan kurtulup özgürlük patlaması ve bu patlamanın şaşkınlığını yaşadıkları yıllardı. Sonra üzerlerindeki çekingenliği atıp, yastık altındaki peseta’ları çıkarıp dünyaya açıldılar. Turizm refahı geldi. Avrupa Birliği refahı geldi. Sonra ekonomik kriz… Pedro Almodóvar tüm süreçte İspanya’da sevdiği ve eleştirdiği olayları arka planda bir yerlere sıkıştırdı. Bu filmde de öyle yapmış. Espriler biraz fazla İspanyol. Dolayısıyla Hispanik gündeme uzaksanız bir kopma yaratabilir. Ama bu durum eğlencenin akıcılığını kesinlikle etkilemez.

“I’m So Excited!” işte böyle bir film. Fakat ben ‘ünlem’e takıldım. O yüzden bitirirken tekrar Çehov’a döneceğim: Perekladin kalemi alıp mürekkebe batırıyor ve imzayı basıyordu: “Şube Müdürü Yefim Perekladin!!!” Üç ünlemi birden coşkuyla koyarken hem seviniyor, hem kızıyor, hem neşeleniyor, hem de öfkeden titriyordu. Ve bu sırada kalemin ucunu hırsla bastırarak homurdanıyordu: “Nah sana!… Nah sana!”

kategori:
izlenim

ilgili