Los Lunes Al Sol: Işığı Biriktirmek

Nevin Ferhat, Los Lunes Al Sol'un tüm karakterlerini teker teker ele alarak bambaşka bir portre çizdi....

Konuk Yazar: Nevin Ferhat

Filmin ismi güneşli pazartesiler olmasına rağmen; boğuk sarı bir ışık eşliğinde, meydanı dolduran polis ve eylemciler arasındaki çatışmayla başlar. Böyle bir eylem görüntüsünden sonra ilk iş günü olan gri bir pazartesine başlayan karakterleri görürüz.

Samuel, kırk yaşlarını aşmasına ve genç rakipleriyle yarışamayacak düzeyde olmasına rağmen hala iş aramayı sürdürür. Bir daha iş bulamayacağı, çalışamayacağı gerçeğiyle ilk başlarda bir türlü yüzleşemez. (Ta ki son iş görüşmesine kadar) Yine de Samuel’in çaresizliğini, kaygısını, bütün başvurduğu ve başvuracağı işlere kabul edilmeyeceğini; ellerinin, yüzünün, bedenine ansızın ter basmasından duyumsayabiliriz. Samuel’in son iş başvuru belgesini doldurduğu sahnede ise Samuel, karşısındaki aynaya, kendi iç gözüne yakalanıverir ve o an o bakışlarla yaşamıyla, kadere dönüşen geleceğiyle yüzleşir. Bunca koşuşturmanın saçmalığını fark eder ve ilk defa bedeni terden sıyrılıp kendini bulur.

Jose, ise her şeyin ellinde kayıp gittiği için gergin, içkili, kızgın ve eşini kaybetmek korkusuyla tedirgindir. Jose çalışmadığı için eve mahkûmdur ve eşinin parasıyla geçinmek onu yaralar. Tabiri caizse erkeklik onuru zedelenir. Bir süre sonra eşiyle sorunlar çıkar ve eşi, Jose’den ayrılmayı ister. Ancak Jose’nin eşi, Amador’un karısının onu terk ettiğini arkasından Amodor’un intihar ettiğini duyunca Jose’den ayrılmaktan vaz geçer.

Santa, yaşam sevinci olan, sistemin kurallarını askıya alan ve her defasında bu kurallar dizisine karşı koyan sevimli, çapkın, her tür mesleğe yatkın ama yine de işsiz olan biridir. Santa işsizlik denilen olgunun, neden işsiz olduklarının farkındadır. Her zaman takıldıkları arkadaşının barında grev kırıcı, sözleşmeyi imzalayan işçiler üzerine konuşması filmin koptuğu ikinci bir andır.

Başka bir kahramanımız ise astronot olan Sergei’dir Sovyetlerin yıkılışıyla birlikte onun da yaşamı değişmiş yeni düzene ayak uyduramamıştır.

Ve Amador! En sona sakladım… Amador bize ortak bir yazgı, ortak bir yalnızlık ve ortak bir geleceği anlatıyor. Siyam ikizleri, gecenin bir yarısında anlatılan bu hikâye işçilerin yaşamının şimdisini açıklayan bir mite dönüşüyor. Doğmaktan korktukları için birbirine yapışık olan ikizlerden biri diğerini iter ve ikisi birlikte düşerler. Bu mitin ardında başka bir şey gizlidir ve bize şunu söyler: düştükleri bu bataklıktan ancak birlikte çıkacaklardır. Siyam ikizleri meseli eski bir dünyanın türküsünü, bütün ülkelerin işçileri birleşin türküsünü söylüyor.

Amador bu hikayeyi anlattığında Santa pek bir şey anlamaz. Santa, Amador’u yatağına yatırır arkasından Amador’un evini dolaşır. Sular kesilmiş, eve yıllarca o sihirli kadın elleri değmemiş gibi kirlenmiş, Santa acılı gözlerini, utancını aynadan kaçırırken bir anda Santa’nın bakışlarındaki o hüzünü ve filmin burukluğu gözümüze takılı kalır. Santa’nın gözlerinden Amador’un ve Amador ile aynı kaderi paylaşan birçok işsizin (işçinin) çöpleşen yoksunluk, yoksulluk hallerini görürüz.

Amador seslenir Santa’nın ardından ışıkları kapat diye. Amador barda, ışık neden boş yere yanıyor diye söylenir ve Amador tasarruf ederek biriktirdiği o ışıkta, titreyen apartmanın dış lambasının ışığıyla ölür. Amador’un cenazesine bardaki arkadaşlarından başka kimse gelmez ve Santa hem Amador’un son uğurlanışı hem de arkadaşları için bir kıyak yapar, çelenk çalar.

Film burada bitmez elbette, Santa ve arkadaşları işten atıldıkları tersanenin vapurunu(gemisini) çalarlar. Kızılın ve mavinin buluştuğu o güneşli güne doğru yola çıkarlar. Belki de o gün pazartesidir.

kategori:
izlenim

ilgili