Magnificent Seven: 7 Samuray’dan, Muhteşem 7’liye Bir Western Klasiği

Gültekin Turgut, Bakınız'daki ilk yazısında bir western klasiğini farklı açılarıyla ele alıyor....

“Bugünlerde silahşörler silahlardan daha ucuz…” (Filmden)

Bilindiği gibi film, Akira Kurosawa’nın “Shichinin No Samurai” (The Seven Samuray) adlı filminin western kalıplarına birebir uyarlanması sonucunda ortaya çıktı. Kurosawa’nın tüm proje boyunca çok başarılı bulduğu John Sturges’i desteklediği ve arka çıktığı hatta hangi uyarlamanın başarılı olduğu konusunu sessizlikle geçiştirdiği anlatılır.

Çalışkan Meksikalı Köylüler Carvela (Eli Wallach) ve çetesi tarafından sömürülmektedir. Giderek artan talepleri nedeniyle köylüler bir çıkış yolu arar. Kimi durumuna razıyken kimi de buna itiraz etmektedir. Ama ilk ölüm sahnesinde olduğu gibi elinde orakla Calvera’ya katil – hırsız diye bağırarak saldıran köylü tabancayla öldürülür yine Carvela tarafından… Bu aslında çıkmazın adıdır. Bir yanda orak bir yanda tabanca… Bilge kişiye başvurmaya karar verirler ama en sonunda kendilerine kiralık silahşör tutmak için yola düşerler… Önce Chris’i ve Vin’i daha sonra diğer 5 kişiyi kiralarlar. İlk başta kazanır gibi olsalar da Calvera geri döner ve muhteşem yedili ile kıyasıya bir çatışmaya girer. Sonunda kazanan kayıplarına rağmen muhteşem yedili olur. Carvela ve 40 adamı , 40 haramileri de çağrıştırıyor elbette…

Filmin kahramanları çok nettir. Köylülere yardım etmek için gelen 7 Silahşörler ve onlara yardım etmeye çabalayan köylüler… Filmin sonunda hayatta kalan 3 silahşör aslında ana kahramanlardır da… Türün en önemli unsurlarından biri de budur. Kahraman ölmez… Yaralanabilir, acı çekebilir, ama kolay kolay ölmez… Yul Brynner ve Steve McQueen ana kahramanlardır.

Dramatik denge ilk zafer kazanıldıktan sonra tüm Sturges westernlerinde olduğu gibi ana kahramanın yalnızlaşması ile bozulur… Silahşörler görevlerini yaptıklarını söylerler.. Ama Carvela geri dönecektir. Bu noktada kritik bir kırılma yaşanır.. Ve herkes bir biçimde kalır.. Bu hem düşkırıklığı hem sevincin çok iyi biçimde yansıtıldığı bir noktadır.

Çatışma, Eski bolluk günlerinin sona erdiğini düşünen ve adamlarının babası olduğunu, onları doyurmak giydirmek ve silahla cephaneyle donatmak zorunda olduğunu düşünen Calvera ile haklarını gasp ettiği emeklerini korumaya çalışan köylülerin mücadelesidir. Aslında Calvera ve çetesi ile köylüler arasında bir fark yoktur. Filmdeki herkes yoksuldur. Herşey değişmiş ve düzene ayak uyduramamıştır iki taraf da… Bir taraf emeğiyle yaşamaya çalışırken diğer taraf hırsızlıkla bu döngüyü sağlamaya çalışmaktadır. Ama açgözlülük ve şiddet bir biçimde bu fidye ilişkisini kabullenilmişliği bozar. Birbiriyle anlaşamayan Meksikalılar için çözüm 7 beyaz adamın elindedir artık…

Silahşör sorar köylüye; “Mısırlarını Calvera’ya vermeyi tercih ederdin değil mi?”
Cevap verir köylü: “Evet, hayır, hem evet hem hayır”


“Sinemada, rejisör olarak kural dışına çıkmanın ve dilediğini dilediğince söyleyebilmenin bir tek yolu vardır. Westernler.” (John Sturges)
Kimi eleştirmenler bu filmle birlikte western’in altın çağının sona erdiğini belirtiyor ki ben de buna katılıyorum… Yeni dönemin işaretçisi olan öğeleri taşısa da (daha gri karakterler, ironik bakış açısı vs.) altın çağ bu filmle kapanmıştır. John Sturges türün içindeki en net alan olan iyi-kötü ikilemini daha güçlü cümlelerle daha flu bir duruma getirmiştir. Bu da bu filmin en büyük başarısıdır. Kendinden sonra gelecek olanların öncülü olmayı bir dönemi kapatarak başarmıştır.

Bu anlamda türe katkıları ve tekrar ettiği türsel özellikleri açısından bakıldığında öncelikle yönetmenin kimliğine bakmak gerekiyor. John Sturges rejisini 3 ana temel özellik üzerine kuran bir yönetmen olarak tanınıyor. İlk özelliği olayların ve mekanın ortasında kahramanı yapayalnız ve umarsız bırakmak geliyor. Bunu Spencer Tracy’nin oynadığı “Bad Day at Black Rock” adlı filmde görebiliyoruz. Kahraman, telgraf telleri de kesilince dünyadan tamamen soyutlanmaktadır. İkinci özellik ise, kahramanın sona doğru artık silaha sarılıp çözümlemeye gitmekten başka yolu kalmadığını ortaya koymaktır. “Gunfight at the OK Corral” da verilen budur. Özelliklerin üçüncüsü ise bir ya da birkaç insanın bir araya gelerek eskiyen, çöken, çürüyen adalet mekanizmasını ellerine alıp kendi akıllarına ve adalet anlayışlarına göre düzeltmeleridir. “The Magnificent Seven” böyle bir filmdir. Bu üç kural- özellikle Sturges westernlerinin vazgeçilmezleridir.

Ayrıca filmde silahşörlüğün yarattığı yoksunluklardan, yalnızlıktan söz edilir. Kabus gören bir silahşör bile vardır. Köylüler ona “Korkma “ der. Bir nevi oz büyücüsü hikayesidir ve herkes kendinde eksik olanı arar film boyunca… cesaret…sevgi..kalabalık.. Unforgiven’da Clint Eastwood’un yeniden biçimlendirdiği ateş edemeyen kovboy da iyi bir silahşör olmayı arzulayan yeteneksiz çocuk da filmin içinde var. Aslında bir mecburiyet olan kovboyluk da film boyunca bu hissettiriliyor.

İyiler ve kötüller gri bir tonda da olsa varlığı türün klasik özelliklerinden olan, silahlar, şapkalar, çatışma, adalet arayışı, iyilerin kazanması,saloon, cenaze levazımatçısı, kumar, bahis,düello,hakaretin ölümle cezalandırılması filmin içinde yer alıyor.

Daha ilk sahnelerde korku içinde bekleyen kadını gören Carvela, din, ekonomi üzerine konuşurken araya kadınları da ekler öylesine bir tarzda… Kadın modası da değişti der.. Artık utanmaz bulur kadın modasını.. Carvela herşeyiyle eski ile yeni arasında sıkışmış bitr tipleme çizer… Kadın da onu çete reisi yapan süreçte bozulmuştur ve kadının bozuluşu da onu haklı çıkarmaktadır. Kadın her zaman olduğu gibi ana karakter olmaktan uzaktır.
“Floraya anlatacağım kulaklarına inanamayacak” diyen köylü gibi kadın bir dinleyicisidir erkek öykülerinin sadece… Köyün erkeklerini bu işe yapmaya cesaretlendiren de kadınları korumak ve çocukları açlıktan kurtarmaktır…

“Bazı adamlar sadece para için yaparlar bazıları ise tehlikeyi ve rekabeti severler”(Film’den)

Şiddet ilk sahnelerden itibaren kendini gösterir. Beyazlar içindeki köylüler daha Calvera’ya ilk itirazlarında ölümle cezalandırılırlar.. Ama Calvera köyün lideri görünen Santos’u masasına oturtarak diğer şehirlerden ve dünyadan bahsederek iyi biriymiş gibi davranır.. O köylülerden hakkı olanı almaktadır ve onlara da ölmeyecekleri kadar ürün bırakmaktadır. Ama en ufak itirazda şiddete başvurarak köylüleri hizaya getirir. Bu durumda da köylü suçlu ve aptaldır onun iyiliğini anlamadığı için… Ve ölümler film ilerledikçe giderek çoğalır. Köylülerden, çeteden ve silahşörlerden ölenler olur. Film geride bir ceset yığını bırakarak biter…

Korkunun kaynağında Carvela ve çetesi vardır. Ama asıl korku hasatın ve emeğin çalınmasıdır. Aç kalma korkusudur. Kendilerinin ve ailelerinin güvenliklerinden, hayatlarından endişe etmeleridir. Bunu da başka bir silahlı güce sığınarak savuşturmaya çalışırlar… Aslında silahşörler de bunun farkındadırlar… Köylüler için birer korkuluk olduklarının…

Film tam anlamıyla bir dayanışma filmi.. İlk sahneden itibaren kalabalık ve birlikte çalışma vurgusu var. Bu filmde kahramanlar var… Süper kahraman mitinden hoşlanmayan bir yönetmenin eseri olmasının bunda büyük etkisi var.. Kötülükle savaşmanın tek yolu birlikte direnmektedir diyen bir film bu…

Yaşlı adam filmin sonunda,“Siz çekirgeleri kovan rüzgar gibiydiniz ama çekirgeler her mevsim yeniden gelecek” der tam da bu yüzden… Filmin en başında Carvela hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığından söz ederken, kiliseye de değinir. Köylülere sizin bu kiliseniz gibi yılda iki kez gelen bir rahibin olmadığı zengin bir şehirden bahseder, onların sürekli rahipleri vardır. Ama artık orası da zengin değildir. Altından şamdanlar yerine pirinç şamdanlar vardır. Ve Carvela orayı da soymuştur. Din de gücünü kaybetmiştir ve Carvela bundan yakınır. Adamlarının babası olduğunu onları bakmakla yükümlü olduğunu söyler. Baba, Oğul ve Kutsal Ruha yapılan bu göndermede gösteriyor ki Carvela bozuk düzende kendince bir yol izlediğini ve bunu haklı sebeplerle yaptığı tezine dinin ve kilisenin de bozulmuş olmasından yola çıkarak bir temel kurmaktadır. Film boyunca köyün ana merkezinde duran yıkık dökük kilise de aslında dinin eskisi gibi olamamasının kötülüklerin anası olduğuna vurgu yapmaktadır. Ayrıca kuruluş günü kutlamalarında halkın yerel inanışları ve folklorik özellikleri yansıtılır.

Bir adam kasaba mezarlığına yerli olduğu için gömülmez… Ayrımcılığı yansıtan önemli bir sahnedir bu… İki ana kahraman yerlinin gömülmesine yardım ederler. Varolan kurallara karşı çıkışları bütün film boyunca sürer. Filmin asıl ötekileri Meksikalılardır. Beyaz adam iki tarafın arasında durarak bir adalet dağıtımaktadır ve bunu silahının gücüyle yapmaktadır. Görünen yüzünde çete mensupları ötekilerdir. Ama kadınlar ve çocuklar da filmin görünmezleridir… Onlar etkisizlikleriyle filmde süs etkisi yaratmaktadır. Silahşörlerden birine köylü diye seslenildiğinde tepki gösterir. Köylülük öteki olmaktır. Ve Yul Brynner ötekilere yardım eden biridir.

Filmin en dramatik yerlerinden biri de silahşörler en güzel yemeklerle beslenirken Charles Bronson’un oynadığı karakterin köylülerin onları doyurmak için sadece ekmek ve fasulye yediğini söylediği sahnedir. Bunun üzerine silahşörler yemeklerini köylüyle paylaşır.
Ötekilerin bu kadar çok onurlandırıldığı nadir westernlerden biridir “Muhteşem Yedili”…

“Güzel kızların olduğu kasabalar gördüm, çok çirkin kızların olduğu kasabalarda gördüm ama ilk kez hiç kız olmayan bir kasaba görüyorum” (Filmden)

Filmin manifestosunu anlatma görevi de üstlenen Calvera’nın dediği gibi kadın modası değişmiş ve utanmaz hale gelmiştir. Cinsellik uzak durulası ve varlığı kabul edilemezdir. Köylülerin ve filmin daha önemli bir derdi vardır. Şiddet ve kavga… Kadınlar hep birşeylerin arkasından bakarlar erkeklere… İlk anlarda kadınlar saklanır silahşörlerden. Silahşörler sosyal hayatımız bitecek diye söylenir. En sonunda sakar silahşörümüz kadınları bulur. Kadınlar saklanıyorlardır. Kadınlar tecavüze uğrama potansiyeli taşıyan o yüzden de erkek gibi giyinmesi gereken bir cinsiyet olarak yansır perdeye. Kadınlar yemek dağıtır. Çamaşır yıkar.

Ayrıca siperde küçük bir aşk da yaşanır… Silahşörle konuşmak ceza gerektirir çünkü utanmazlıktır. Küçük bir öpüşme sahnesi de bu aşk öyküsünü yansıtmak için kullanılır ama orada da kovboylukla çiftçilik arasında bir tartışma yaşanır.
Çalışan ile çalışmayanın köylü ile haydutun ama aslında dengesini yitirmiş düzende daha fazlasını vermemek için aynı düzensizliğin yarattığı silahşörlere başvuran köylülerin hikayesi… O kadar ki silahşörlere Calvera ortaklık teklif eder. Çünkü onlar da namlunun ucuyla kazanırlar hayatlarını ve onlar da eşittir Calvera ile. Basit köylüleri birlikte sömürebilirler… Düzendir asıl çatışma alanı ve eski günler geride kalmıştır Carvela’nın dediği gibi, yaşamak için çalmalıdır.

İlk ölen orağıyla Calveraya saldıran köylüdür. Ve tıpkı baltalarıyla saldıran Kızılderililer gibi frontieri hep daha ileriye taşımaya kararlı beyazlar tarafından öldürülmeye mahkumdurlar…Toplam 50 kişi ölür film boyunca…
Meksika hükümetinden filmin çekimli için izin istendiğinde, yetkililer “Eğer bu filmde Meksikalılar kötü adamları oynayacaksa, iyi adamları da yine Meksikalılar oynamalı” koşulunu öne sürmüşler. Tartışmaları iyiye bağlayabilmek adına, Horst Bucholz’un oynadığı tip; kahraman ve iyi yürekli meksikalıya çevrildi, yetkililer de böylece çekime izin verdiler.

Yul Brynner ve Charles Bronson en etkileyici iki karakteri oynadılar. Yul Brynner’ın oynadığı karakter bir öğretmeni andırmaktadır. Her sensei ve çekirgeleri öyküsü hep dikkat çekmiştir. Charles Bronson’un oynadığı karakterse çocuklarla ve halkla girdiği iletişimle ve sonunda ölmesi nedeniyle oldukça sempatik bir karakter yaratmayı başarmıştır. ConAir’de Steve Buscemi’nin oynadığı karakteri bu role benzetebiliriz. Film ile ilgili en önemli dedikodular ise gene oyuncularla ilgilidir. Örneğin Elli Wallach ata binmeyi çetesinde rol alan Meksikalılardan öğrenmiştir. Başrol oyuncuları olan Steve McQueen ile Yul Brynner arasında oldukça yoğun bir çekişme yaşanmış, zaman zaman McQueen’in rol çaldığı belirtilmiştir. McQueen daha önce westernlerde rol alırken Yul Brynner ve Eli Wallach ilk kez bir westernde yer alır. Bu da iki oyuncu arasında kıskançlık krizlerine yol açtığı dedikodularına yol açmıştır.

İyiler kazanır. Elmer Bernstein’in müziğiyle birlikte ölen kahramanların hüznü içimizdeyken de mutluyuzdur. Çünkü iyiler kazandı.. Tüm kayıplarına karşı… İntikam öyküleri Monte Cristo Kontundan bu yana her daim tutmuştur. Aslında köylüler için hiçbirşey değişmemiştir. Carvela’nın yerini bir başkası alacaktır. Ama beyaz adam gelmiş ve olayı çözmüştür. Silahla ve şiddetle bir çözüm üretilmiştir. İyiler kazanmıştır. Bu kısa süreli de olsa böyledir. Köylüler savaşmayı öğrenmiştir.
Türün en klasik yanlarından olan en hızlı silah çeken kazanmıştır. Kızılderili saldırılarına karşı arabalarını yuvarlak bir biçimde toparlayan göçmenler gibi onlarda köyün etrafını yuvarlak bir hat biçiminde savunmuşlardır.
Kahramanlık ve iyilik bir kez daha ağır bedellerle olsa da kazanılmıştır. Kurtarıcı beyaz adamlar gelmişler ve kurtarmışlardır. Öykü o kadar tutar ki 3 devam filmi yapılır. “Return of Seven (1966) , “Guns of TheMagnificent Seven(1969)” ve “TheMagnificent Seven Rides (1972)… Ayrıca iki sezon süren bir tv dizisi de yapılmıştır.
İyinin ve kötünün çok net olmadığı olaylar ve durumlar karşısında değiştiği bir filmdir. Açgözlülük cezasız kalmaz demek en doğru ve en yalın çıkarım olacaktır. Tıpkı İncildeki 7 büyük günahdan biri olması gibi.. Ve Tanrı’nın affetmediği bu durum cezasız da kalmaz. Eğer Calvera bu kadar açgözlü ve katil olmasaydı bu düzen sürebilirdi.

Western filmlerin en iyilerinden biridir… Bu filmin etkisini taşıyan bir çok film izledik. Örneğin ünlü İndiana Jones sahnesi olan kılıçlı adamı tabancayla öldürme sahnesi bir anlamda ilk sahnedeki oraklı tabancalı sahnedisidir de… Popüler bir dille önemli konulara dokunan ve iyi oyuncularla süslü bir seyirlik Muhteşem Yedili. İzlenilirliğinden hiçbirşey kaybetmeden…
Calvera Chris tarafından vurulduktan sonra sorar,
“Geri döndün böyle bir yer için… Neden?”
Siz de bu klasik için tekrar ve tekrar geri dönüp izlemek de sakınca görmeyin, lütfen…

KAYNAKÇA
Çiftçi Ayça (Kasım 2007), Western’e Dönüş, Altyazı Dergisi Sayı: 67, (s. 32- 36) İstanbul, B.Ü Mithat Alam Film Merkezi
Kakınç T. (1993) , 100 Filmde Başlangıcından Günümüze Western Filmleri;, Ankara: Bilgi Yayınevi
Yurtsever İlhan (Kasım 2007), Dünden Bugüne Western, Sinema Dergisi Sayı 11,

kategori:
izlenim

ilgili