Máncora: İyi-Kötü Bir Peru Masalı

Ricardo de Montreuil ilk filmi La Mujer De Mi Hermano’yu (Kardeşimin Karısı) çektiğinde bir hayli başarılı bulunmuştu. Barbara Mori, Christian Meier, Manolo Cardona gibi Latin Amerika’nın önde gelen oyuncularını...

mancora-1.jpg

Ricardo de Montreuil ilk filmi La Mujer De Mi Hermano’yu (Kardeşimin Karısı) çektiğinde bir hayli başarılı bulunmuştu. Barbara Mori, Christian Meier, Manolo Cardona gibi Latin Amerika’nın önde gelen oyuncularını bir araya getirmiş, “ABD’de vizyona girdiği hafta en çok hasılat yapan Güney Amerika filmi olmuştu.  ‘Aslen’ klip ve reklam yönetmeni olan De Montreuil, Plastilina Mosh’un “Peligroso Pop” şarkısına çektiği kliple MTV Latin Amerika Müzik Ödülleri’nde; Hewlett Packard için çektiği reklamla da Cannes Lions Reklamcılık Festivali’nde ödüle aday gösterilmiş bir isim. MTV Networks Latin America’da ve NBC Universal kanalı ‘Mun2’de Art Director olarak da çalışmış.

Son filmi Máncora övgüyü hak ediyor mu, bilemiyorum. “İyi bir film” ile “manevi arayış içindeki bencil insanların güzel Peru kasabalarında seks, uyuşturucu eşliğinde eğlendiği bir film” arasında gidip geliyor.

Aslında bir yol filmi* olarak zaten 1-0 önde başlamasının yanında, oyuncu kadrosuna ve gösterildiği festivallere (Sundance, Edinburgh, Stockholm, Seattle…) bakınca da daha fazla umut vaat ediyor: Jason Day del Solar, Elsa Pataky (Macar-Romen bir anne, İspanyol bir baba; mükemmel karışım!) ve Enrique Murciano (diziseverler için Without a Trace’in Danny Taylor’ı)…

Santiago (Jason Day), partiyi, seksi seven 21 yaşında bir genç… Babasının intiharının ardından, Lima’nın kasvetli ve soğuk ortamından bir süreliğine kuzeye kaçıp, Pasifik kıyısındaki güzel sahil kasabası Máncora’da olağan ‘acısını yaşama’ sürecine girmek istiyor: 1. Evre ‘inkâr’, 2. Evre ‘öfke’, 3. Evre ‘3 dakika önce tanıştığı kişilerle seks’ ve 4. Evre ‘kokain’!

mancora-2.jpg

Tam bu yolculuğa çıkacakken beklenmedik 2 misafiri geliyor. 6 yıldır görmediği üvey kızkardeşi (dost canlısı, şirinlik muskası, aşk mabudesi) Ximena ve Ximena’nın kocası (huysuz, alıngan, kıskanç ve ‘gringo’) Iñigo (Enrique Murciano)…

Yolculuğa ‘üçlü’ çıkılıyor ve doğal olarak bir ‘aşk üçgeni’nin doğuşuna tanıklık ediyoruz. Aslında üçlü arasında kan bağı yok ve yaşananları tam bir ‘tabu’ diye adlandırmak biraz haksızlık olabilir. Ama tuhaf şeylerin döndüğü kesin! Bu arada, yolculuk esnasında ekibe dâhil olan Brezilyalı sörfçü-filozof Batú rolündeki Phellipe Haagensen de dikkat çekici bir oyunculuk sergiliyor.

Sonuç olarak iyi mi kötü mü karar veremediğim bu film için kolaya kaçıp liste yapmak durumundayım:

İZLEMENİZDE FAYDA VAR.

1.    “Farklı ülke sinemalarını, film pek parlak olmasa da izlerim; hele de yol filmiyse” diyenlerdenseniz…

2.    “En azından Máncora gibi bir cenneti, Elsa Pataky gibi bir meleği tanımamızı sağlıyor” deme ihtimaliniz bulunuyorsa…

3.    Hemingway’in Peru’dayken takıldığı yerleri görmek sizi heyecanlandıracaksa…

İZLEMEDİĞİNİZ TAKDİRDE PEK BİR ŞEY KAÇIRMAZSINIZ.

1.    “Şu aralar en son ihtiyaç duyacağım şey ‘baygın’ bir film seyretmek” diyorsanız…

2.    Sonu ‘havada kalan’ ya da biterken gereksiz mesajlar veren filmlere tahammülünüz yoksa…

3.    “İnkaların torunları bu hale mi gelmiş! Bir ‘ensest’ hikayesine 97 dakikamı harcayamam; açıp direkt porno izlerim!” diyorsanız…          

*Söz konusu filmler, arabada en az bir kişinin arka camdan ayağını çıkarıp uyuduğu, ‘leş’ motellerde konaklanan, aynı ülke içinde geçen ‘yol filmleri’dir… (Kahramanın baş döndürücü bir hızla o ülke senin bu ülke benim dolaştığı filmlerden bahsetmiyorum, zira o sürede vizeyi bile alamazsınız!)

kategori:
izlenim

ilgili