Marty: Romantik Komedilerin En İyisi

Tarihin en iyi romantik komedilerinden biri...

Hollywood’dan çıkma romantik-komedi denince çoğumuzun tüyleri diken diken olur. Fakat Hollywood’da, türün basmakalıp formüllerinin henüz oluşmadığı zamanlar da oldu. 1955 yılında bir televizyon filminden uyarlanan Marty ise bu türün belki de en iyi örneği olarak gösterilebilir.

Marty’nin Cannes’da Altın Palmiye alan ilk amerikan filmi olması, ya da Oscar Ödül Töreni’nden gani gani ödülle dönmesi, ya da film bütçesinden daha fazlasını lansman için harcamasıyla sinema tarihine geçmiş olması, ya da bilgi yarışmalarında soru olarak gelmesi ve saire… Hepsi bir yana. Bu kadar gerçek karakterler, ayakları yere basan diyaloglar, dantel gibi olay örgüsüyle bir romantik-komedi daha önce ben seyretmemiştim.

İtalyan asıllı amerikalı, şişkoca ve çirkin bir kasap Marty. Diğer tüm kardeşleri evlendiğinden annesiyle birlikte yaşayan ve 34 yaşına gelmesine rağmen evlenmemesi herkesin sorunu haline gelen iyi niyetli birisi. Annesinin bu konuda baskılarına isyan eden Marty, çirkin ve istenmeyen bir adam olduğunun farkındadır. Bu farkındalık Marty’nin hayallerini de şekillendirir. Piyango oynar gibi arada şansını denese de, bu konularda ümidini kesmiş ve sıkılgan hayatındaki tek hayali çalıştığı dükkanı satın almak olmuştur.

Clara’nın yeni tanıştığı erkek tarafından sepetlenmesine şahit olan Marty, yüzyılların değişmeyen kanununu biliyor olacak ki – teselli amaçlı Clara’ya yaklaşır. Kalbi kırık kadınların teselliye ihtiyacı vardır ve iyi dinleyicilerdir. İyi bir dinleyici ise en suskun erkeği bile tavlar; erkeklerin en iyi yaptığı şeylerden birisi kendilerinden bahsetmektir. Gereksiz konuşan bir erkek, anlattığı saçmasapan şeylerle ilgilenen bir kadına çok kolay aşık olur. Yani doğmakta olan bu aşk öyle bizi içine almak için tasarlanmış bir aşk değil; bilakis seyirciyi rahatsız edecek kadar gerçek bir kurguyla varoluşuna adım atıyor.

İşte böyle doğan aşkın devamında Marty’nin yaşadığı problemler de çok tanıdık. Uzun süre birliktelik yaşamadıktan sonra birisiyle beraber olan insanların yaşadığı en büyük sıkıntı önceki çevresidir. Marty’ye evlenmesi konusunda fetvalar veren annesini de kaplayan yalnızlık korkusu da eklenince, filmin belkemiği oluşuyor.

Tüm karakterlerin olay örgüsü içerisindeki çıkışları, çok önce kurgulanmış bir altyapıyla veriliyor. Örneğin anne karakteri, başta Marty’yi evliliğe itip, daha sonra Clara’nın doğru kişi olmadığı konusunda ısrar ediyorsa, bu filmin dayatmasıyla olmuyor. Hatta genel yapıda tek bir replik ya da tek bir tesadüfî görünen olay dahi dayatmayla gerçekleşmiyor.

Marty, filmin çirkin kahramanı. İstemesek de, hoşumuza gitmese de Clara için verdiği bu savaşta onunla özdeşlik kurar ve kendi savaşlarımız üzerinden filmi yeniden kurgularız. Annesine, arkadaşlarına, kendisine ve hatta Clara’ya rağmen bu geç kalmış aşkı kaybetmemekte kararlı; bedellerini ödemeye de hazırdır.

Yönetmenliğini Delbert Mann’ın yaptığı, senaryosu muhteşem bir şekilde Paddy Chayefsky tarafından yazılan; bu geç keşfettiğim filmi romantik-komedilerden tırım tırım kaçanlara dahi tavsiye ediyorum. Bu türe ait, yakın zamanda bile böyle sağlam bir iş çıkmamıştır.

kategori:
izlenim

ilgili