Masum: Bakınız Yazarları İzledi, Değerlendirdi

Ülkemizde dizi sektörüne yeni bir soluk getirmesini beklediğimiz Masum'u konuştuk.

Bakınız yazarları olarak  ülkemizde dizi sektörüne yeni bir soluk getirmesini beklediğimiz ve ilk sezonunda iki üç falsosu dışında beğendiğimiz Masum’u konuştuk.

Turgay Kaplan: Sonunda Behzat Ç.’den sonra gurur duyabileceğimiz bir yerli dizimiz daha oldu. İlk yerli internet dizisi olarak lanse edilen Masum, öncelikle fikir babası ve senaristi Berkun Oya başta olmak üzere tam bir ekip başarısı özelliği gösteriyor. Birilerinin hayatımızın her alanına yerli ve milli diyerek kendi anlayışlarını dayatmak için müdahalelerine karşı verilebilecek en iyi cevaplardandır bence Masum; hem yerli hem de esaslı bir iş olması özelliğiyle… Basmakalıp karakterlerle halkı yansıttıklarını iddia edenler Masum’ a baksınlar ve karar versinler.Bu ülkenin insanları sizin anlattıklarınız gibi homojen yapılara sahip insanlar mı yoksa doğu ve batının ilginç bir karması mı?
Normalde kurguyu çıkardığınızda üçüncü sayfa haberleri sınıfına girebilecek bir olayı sonlardaki bir iki zayıf nokta hariç ustalıkla anlatabilmiş Masum. Biz de vahim sonuçlara götüren olaylar incelikli şekillerde seyretmediği için izlenebilirliği açısından doğal olarak kurguya bel bağlayan bir yöntemi senaristinin-yönetmeni Seren Yüce’nin payı ne kadardır bilemiyorum-tercih ettiğini düşünüyorum. Aynı zamanda böyle bir tercihin izleyiciyi ciddi anlamda düşünmeye sevk edebildiğini düşünüyorum.Kısacası çöle çevrilmiş Türk dizi piyasasında bir vahaya rastgelmek istiyorsanız Masum’u izleyin.

Suat Demirel: Dün gece izlemeyi bitirdim. Toplamda izlemem 10 günü buldu. İlk 4 bölümü 3 günde izledim. 4. gün 5. bölümü izledim. Sonrasında beklentiyle birlikte hevesim de bir miktar kırıldı ve süreç uzadı. Bunu özellikle “Bu dizi nasıldır?”‘a dair fikir versin diye böyle ayrıntılı olarak anlattım.
Eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor. Masum süresiyle ve eşik değerinin bayağı üstündeki kalitesiyle “Televizyon” dizilerinden ayrılıyor. Eleştirecek olsam bile ortaya konan emeğe haksızlık etmeden eleştirmem gerekiyor. Oyunculuk ve set kalitesi olarak senelerdir görmediğim bir noktada.
Bence dizideki temel problem, yaratılan gizemin aslında o kadar büyük olmadığının 5. bölümde ortaya çıkması. Belli bir dizi kültürüne sahip bireyin gerisiyle ilgili çok ayrıntılı olmasa da bir fikri doğuyor. Gizem daha büyük olsun, aslında herkes adamın şizofresinin bir yanmasıymış gibiyken gökten Alien yağsın demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece gizem büyük gösterilmek zorunda değildi diyorum.
Bir de küçük nüanslarla zeka seviyesine uygun olarak anlatılan şeyleri bile geri dönerek tamamen baştan sona aslında böyle değildi biçiminde anlatmak da izleyici açısından pek hoş bir tat değil.

Bütün bunlar biraz tercihsel mevzular aslında. Ben süreçleri ve süreç boyunca yaşatılan duyguları çok severim. Heyecan, korku, merak ve diğerleri. Sonuçtan ziyade bunları anımsayarak tatmin yaşayabilirim. Örneğin “Lost”‘u kötü anmam. Masum’u da bu bakımdan asla kötü anmayacağım ama 8 bölüm ve 1 saatlik süre bile anlatılan hikaye için “çok” fazla. Hele sondaki kör göze parmak, eğer yapımcı veya kanal tarafından zorla koydurulmadıysa gerçekten üzücü.
Sonuçta 2 saatlik dizilerden ve güzel/yakışıklı diye oynatılan oyunculardan sonra her şeyiyle eli yüzü düzgün işe karşı önümü ilikleyip emeği geçenlerin hepsine saygılarımı sunuyorum.

Can Rende: Berkun Oya, daha önce Son diye bir dizi de yapmıştı. “Ya sadece 25 bölüm (x2 saatten 50 saat) sürecek” denilince izlemiştim. İzleyen var mı aramızda bilmiyorum. Değinmek isterim Son’a. Oya orada da sondan başta, ortadan sona, ortadan başa, yani yabancı dizi ve filmlerin sıkça kullandığı, bizim pek tercih etmediğimiz karışık bir kurgu kullanmıştı. Dizi 2010’lardan 2000’lere, oradan 90’lara, oradan 80’lere kadar gidiyordu ve Masum’da olduğu gibi kimse göründüğü gibi değildi. Her bölümde karakterlerin defoları ortaya çıkıyordu. Son’un sorunu Suat’ın Masum için dediği şeydi. Yani 25 bölüm-50 saati kaldıramayacak bir öyküsünün olmasıydı. Nitekim bir süre sonra diğer dizilerden farksız hale geldi. Oya aynı kurguyu ve anlatımı bu kez daha kısa bir dizi için yaptı ve bu kez daha başarılı oldu. Masum, Son’dan katbekat kaliteli bir iş. 50 saat değil, 8 saat sürmesi kalitesinin başat nedeni bence.

Herkesin dediği gibi oyunculuklar epey iyi. Okan Yalabık, kağıt üstünde komik görünen karakterin hakkını vermeyi başarmış, ki dizinin en riskli karakteri. Kötü oynasaydı dizi bundan büyük bir zarar görürdü. Haluk Bilginer, Serkan Keskin, bu aralar yazılmış en farklı anne karakteriyle Nur Sürer, Irmak Altuğ, Tülin Özen… Hepsi çok iyi. Bir tek Ali Atay’da hâlâ Mecnun’u görüyorum nedense. Ama rahatsız etmedi, iyiydi o da. Ben dizinin en çok atmosferini beğendim. İlk bölümden son bölüme dek gerilimli bir atmosfer oluşturulmuş. Müzikleri de bu atmosferi besleyebilmiş. Karakterler de bu aralar yazılmış en iyi karakterlerden. Bütün karakterlerinin -Son’da olduğu gibi- defolu olması, hiçbirinin saf iyi-saf kötü olmaması oldukça iyi olmuş. Tabii ki normal olan da bu, yabancı dizi ve filmlerin de başarılı olma nedenlerinden birisi de bu. Ama bizim dizilerde karakterler ya çok iyi oluyor, ya da çok kötü. Gri bölgeye pek girilmiyor.

Fakat Masum eksiksiz bir dizi değil. Suat değinmiş. Özellikle 5. bölümden sonra gizem tahmin edilebilir hâle geliyor. Ben Suat’ın aksine 8 bölümü kısa zamanda bitirdim, sıkılmadım da. Ama evet, Son’u vasat yapan gizemi son bölüme dek taşıyamama sorunu Masum’da da mevcut. Dizi 8 değil de 6 bölüm sürseydi daha da iyi olabilirdi bence. Ben aynı şeyi mesela Wachowski’lerin Sense8 dizisi için de düşündüğümü, ilk sezonu 7 bölüm sürse daha da iyi olabileceğini belirtmeliyim. Wachowskiler de anlatmanın şevkine kapılıp uzattıkça uzatmışlardı, ama Oya fazla uzatmıyor neyse ki. Sıkmadan bitirmiş diziyi. Uzatmayayım, sorunları gözüme fazla batmadı, sorunlarına pek takılmadım. Erdal Beşikçioğlu’nun oynadığı bir saatlik/13 bölümlük 46’dan da daha iyi olmuş Masum. İkinci kez dönüp izleyebileceğim tek yerli dizi (şimdilik).

Suat Demirel: Ek olarak Can müziklerden ve atmosferden bahsedince aklıma geldi. “Jenerik”. Bizim ülkemizde pek de bilinmeyen bir kavram. Türk dizileri çok özensiz işler çıkarıyor ve hatta birçoğu müzik ve jenerik için hiç emek harcamıyor. 2 saatlik dizinin 1 dakikalık jeneriğinden ne olur?

Ecnebi cenah buna çok önem veriyor ve üstünde gerçekten çok uğraşıyor (Bir çırpıda aklıma gelenler True Dedective 1. sezon, Misfits, Dexter, Six Feet Under, Masters Of Sex). Benim kesintisiz her bölümde izlediğim açılış jeneriklerinden birisi oldu Masum’un Selda Bağcan’lı “Katip Arzuhalım Yaz Yare Böyle” remixli jeneriği.

Ebru Çavdarlı: Masum gerçekten Türk dizi sektöründen sıyrılan bir iş. Öncelikle süresi ardından oyunculuklar, senaryo ve prodüksiyon olarak oldukça başarılı. Mini dizi kavramı henüz Türkiye’de vücut bulmamıştı. Örneklerinin katlanarak artmasını diliyorum.

Okan Yalabık, karakterini oldukça iyi canlandırıyor. Can’ın da dediği gibi oldukça riskli bir karakter ve dizide tek ısınamadığım oyuncu maalesef Ali Atay. Ya Mecnun karakteri üzerine çok yapıştı, ya da kendisi hala Mecnun gibi oynuyor diğer karakterleri de.

Dizideki karakterler yüzeysel değil. Her karakter için titiz davranılmış. Filmin senaryosu piyasaya göre oldukça başarılı ama yine söylendiği gibi kendini bir yerden sonra fazlaca açık ediyor. Ama buna rağmen yine de nasıl sonuca varacağını izlemek bile oldukça keyif verici.

Suat’ın da değindiği konu oldukça önemli. Ülkenin tanışamadığı ya da önemsemediği bir diğer konu film müzikleri. Masum sektördeki 3 saatlik ömür törpüsü işlerden müziği ile de sıyrılıyor. Jenerik Selda Bağcan mixi, çalan şarkılar Neşet Ertaş, Cem Karaca, Erkut Taçkın… Daha ne olsun?!?

Turgay Kaplan: Ben gizemin büyükmüş gibi gösterilmesinin ya da sonuna kadar saklanamamış olmasının sorun yarattığını düşünmüyorum. Basit olarak niteleyebileceğimiz bir adli vakanın kurgu yoluyla merak uyandıracak şekilde sunulmasını sürece ve karakterlere dikkatimizi çekmek isteme sebebine bağlıyorum.Bu açıdan da oldukça başarılı olduğu –oyuncuların üstün performanslarını da ekleyerek– ayan beyan ortada. Gizemiyle ilgili sorunlardan çok olayın basit bir vaka olduğunu faş ettikten sonra Taner karakteri aracılığıyla tamamen bağlantısız bir gizem yaratılmış olmasını sorun olarak görmeyi tercih ederim.Kaybedecek bir şeyi kalmayan Taner neden karısının ya da daha mühimi aşığının peşine düşmemiştir de hiç gereği yokken Selim’i bulmuş ve onu öldürmüştür.Sonuçtan ziyade bizi sürece yönlendiren ve bunu ziyadesiyle başaran Berkun Oya bu noktada Taner’in son cinayetini süreçsiz bırakarak gereksiz bir gizem yaratma hamlesi yapmış. Onun haricinde her şey takdire şayan!

Müjdat Çetin: Masum, sektörün ihtiyacı olan hikâye ve süre standardı çizgisini gösteren bir iş oldu bu 8 bölümüyle. Hikâye; bir gizemin peşinden koşmaktan ziyade, sürecin karakterler üzerindeki etkileriyle yansıtılmış. Bu mantıkla son bölümün bende hissettirdiği çiğ tat da yok oluyor. Çünkü o bölüm de karakterlerinin yolculuklarının bitiş çizgilerini belirliyor.

Seren Yüce’nin rejisine de değinmek gerekiyor bu dizide. Masum’un bütün bölümlerini son derece yalın bir şekilde yönetmiş. İki üç saatlik dizilerin yalapşap rejilerinden sonra, ilaç gibi geldi bu performans hepimize. Ayrıca müzik kullanımı da, herkesin belirttiği üzere, son derece iyiydi.

Bir de ülkenin en iyi oyuncularından birkaçının oynaması, dizinin unutulmaz bir işi olmasını sağlıyor. Özellikle de dizinin en kilit karakterini canlandıran Okan Yalabık’ın performansı sayesinde dizinin kalitesi gözümde bir kat daha arttı.

Not: Oyunculuğunu ve müzisyenliğini hiç sevmediğim Bartu Küçükçağlayan bile karakterine tam anlamıyla uyum sağlamış. Dizinin en çok şaşırdığım yönü bu oldu.

kategori:
izlenim
yorum yok

cevap yaz

ilgili