Matar a Jesus: Mutlu İntikam Yoktur

Haktan Kaan İçel, İstanbul Film Festivali "Genç Ustalar" bölümünden Matar a Jesus filmini değerlendiriyor.

Matar a Jesus: Kolombiya’nın Suç iklimi

Güney Amerika sinemasında ülkelerini eleştiren pek çok örnek görebiliriz. Gün geçtikçe artan suç oranları ve ekonomik anlamda uçurumlaşan zenginlik kavramının ortaya çıkardığı kutuplaşma sonucunda Güney Amerika suç filmleri furyası ortaya çıktı. Zengin insanların az dertli hayatlarının ötekileştirilen fakir toplum tarafından müdehalesiyle oluşan sızıntılar Matar a Jesus’un temelini oluşturuyor.

Bir intikam hikayesi olarak kurgulanan hikaye, gerçekçi bir düzleme oturtularak rahatsız edici olmayı başarıyor. Rahatsız edici olan görüntülerden çok, insanlar düşürüldüğü çıkışsızlık ortamı denilebilir. Fakir ailelerin çocukları ya suça bulaşmak zorundalar ya da öldürülüyorlar. Bu iki uçlu çıkmaz sokağın verdiği çöküş sayesinde filmin ana meselesi trajik hale geliyor.

Çıkışsızlık Karakterleri Sarmalıyor

Ana karakter Paula’nın kendi içinde yaşadığı yıkım hiç keşfediği bir dünyaya girmesini sağlıyor. Bir anlamda babasının katiline yaklaştıkça karakterin beklemediği bir kişiliğe sahip olması ve katilin kader mahkumlarından biri olduğunu fark etmesi sonucunda Paula’nın bir nevi Stokholm sendromuna yakalanmasını kaçınılmaz kılmış. Böylelikle ana karakterin empatik olarak düşmanına yaklaşmasına neden oluyor.

Çoğunlukla intikam filmlerinde kullanılan acımasızlık, Matar a Jesus da bir toplum eleştirisi olarak izleyicisine sunuluyor. Böylelikle bir nevi iyi insanlar ancak kaybettikleriyle kalırlar kalbınının altı çizilmiş oluyor. Ana karakterin ürkek ve savunmasız bir kız olarak çizilmesi, katil Jesus’un ise koşullar karşısında erozyona uğrayan davranışları filmin haklı bir tarafa evrilmemesine sebep oluyor.

İkinci filminde yönetmen Laura Mora Ortega’nın kendi ülkesinde bildiği sularda gezmesi kendisi adına artıya dönüşmüş. Şehrin varoş olarak tabir edebileceğimiz fakir semtlerindeki sahnelerde ülkenin bataklığa dönüşen ruh halini net bir şekilde anlayabiliyoruz. Turist gibi davranırsan kapkaça uğrarsın tabiri bile ülkenin pek konuksever bir doğada olmadığının en büyük resmi denilebilir.

Anti-turistik Bir Gerçekler Yumağı…

Hırsızlık, gasp, uyuşturucu, cinayetler… Kolombiya’nın bazı şehirlerinde bu olaylar o kadar benimsenmiş ki, kirli polislerin de yardımıyla bir anlamda ülkenin yozlaşmaya gitmesi bu kadar kolay olmuş. Bu iklimde bir intikam hikayesi anlatmak, sadece çuvaldaki çürük patatesleri görmek gibi anlama geliyor. Bu nedenle yönetmenin basit ve klişe gibi görünen hikayesinin bir anlamda atmosfer açısından değerlendiğini görüyoruz.

Sonuç olarak Matar a Jesus eli yüzü düzgün yapımlardan biri olarak İstanbul Film Festivali’nde izlediğinizde pişman olmayacağınız filmlerden biri denilebilir. Suç arenasındaki yaşananların çarpıcılığı ve umutsuzluğun kol gezdiği ülkenin ruh hali filmin güçlü olmasını sağlıyor. Bu pek bilinmeyen ama yer yer etkili olan bu filmi denemenizde bir sakınca olmayacaktır.

kategori:
izlenim

ilgili