Messiah: İnandığımız Ne Kaldı?

Messiah, neye inandığımızdan çok, nasıl inandığımızı sorgulayan bir dizi...

Tüm semavi dinlerin kitaplarında olan ve yüzyıllardır tartışılan mesih/mehdi/deccal konusu, genellikle insanların büyük bölümünün dünyanın kötüye gittiğini inandığı dönemlerde, edebiyatın ve diğer sanat dallarının eğildiği bir konu haline gelir. Sinema ve TV de sık sık bu konuda eser üreterek tartışmalara taraf oldu, zaman zaman yol göstermeye çalıştı, bazen de konuyu apokaliptik bir öğe olarak kullandı. Netflix dizisi Messiah bu tartışmalara biraz farklı bir yönden bakmaya çalışmış.

-Yazının bundan sonrası spoiler içerir-

Dizi, ilk bölümünden itibaren mesih inancını, kutsal kitaplara bağlı bir şekilde ele almayacağını gösteriyor. Messiah, bu konuda yeni bir yorum getiren, dini altyapısı güçlü olan veya materyalist bakış açısına sahip bir yapım değil. Hatta anlatmak istediğini aktarırken mesih inancını bir motif olarak kullandığını bile söyleyebiliriz. 10 bölüm boyunca mesih bir yana, yeni bir ideoloji, farklı bir lider, yeni bir halk hareketi, dünyayı değiştirme, yaşanan haksızlıkları yok etme iddiasıyla bir grup ortaya çıksaydı, başına neler geleceğini izliyoruz.

Sosyal medyanın, medyanın, devletlerin, gizli servislerin, politikacıların, halkın karışık kafalarının içine giriyoruz. Mehdi Dehbi’nin canlandırdığı El Mesih’in gerçekten kutsal kitaplarda bahsedilen kurtarıcı/yok edici olup olmadığı konusunda dizi boyunca biz de soru işaretlerine teslim oluyoruz. Dizide bu konu özellikle açık bırakılmış. Dünyada herkesin beğenebileceği, herkesin kayıtsız koşulsuz inanabileceği bir figür kalmadığını kısa sürede anlıyoruz. Bölümler ilerledikçe biz de içimizde doğan şüphelerle birlikte taraf olmaya başlıyoruz. El Mesih’in etrafında kurulan dünyayla, kendi inançlarımızı nasıl gördüğümüzle ilgili çıkarımlar yapabiliyoruz. Toplumlar ve görüşler arasındaki uçurumların, medeniyetler çatışmasının etkisini gözlemleyebiliyoruz. Toplumların fikirlerinin günden güne nasıl değişebildiğini izliyor, aynı devletlerin, aynı halkların aynı konular karşısında farklı tutumlar alabileceğini de görüyoruz.

Dizinin hemen her bölümünün son saniyelerinde dramatik olaylara tanık oluyoruz. Ama bir sonraki bölümün ilk saniyelerinde “Ya tamam onbinlerce kişinin önünde suyun üstünde yürüdü ama kesin numara” diyen insanlarla karşılaşıyoruz. Dünya düzdür diye yaşayıp oksijen tüketen insanların varlığını bildiğimiz için, ne kesin bilimsel sonuçların, ne de inançlı insanların tersini düşünmesinin bile yasak olduğu dini dogmaların bir günden fazla yaşamayacağını, ertesi güne çıkamayacağını anlıyoruz. Dünya halklarının “Gerçeği bulmak için medyanın dediğinin tersine inan” yöntemini izlediğini gerçek hayattan da biliyoruz. Ama medyanın bile o kadar aramasına rağmen ilk bölümlerde bir falsosunu bulamadığı, hatta üst üste mucizeler gerçekleştiren bir insanın, günümüz dünyasında bir geçerliliği olmayacağını görebiliyoruz. Post-truth’tan çok death-truth dünyasında yaşadığımızı idrak ediyoruz.

Diziyi yönetmenlik, oyunculuk, kurgu olarak yorumlamak pek doğru değil… Vasatın üstünde ama herkese ısrarla önereceğiniz bir başyapıt da değil… Diziden çok bir sosyal deney olduğunu söylemek mümkün ve dolayısıyla sosyal konularla ilgilenmeyenleri çok sıkabilir.

Messiah kısacası temel olarak doğru olabilecek iki senaryonun sonucunu da kucağımıza bırakıyor…
Eğer gerçekten mesih dünyaya inse, kimse inanmayacak…
Eğer çok iyi mesih taklidi yapan bir insan ortaya çıksa, mesih olmadığını bildikleri halde çıkarları için kullanacak çok insan var…

Mesih yerine, farklı bakış açılarıyla sosyalist bir devrimci lider, liberal bir teorisyen, insanlığı iyiliğe çağıran bir dini figür de koysanız durum değişmiyor. Messiah, trollizm’in hüküm sürdüğü bir dünyada yaşadığımızı doğru tespitlerle hatırlatıyor.

kategori:
izlenim

ilgili