mid90s: Jonah Hill’den Yönetmenliğe Zayıf Bir Başlangıç

Hill'in filmi sorunlarla dolu...

Yazı mid90s filmiyle ilgili spoiler içerir…

Oyunculuk kariyeri boyunca Martin Scorsese (The Wolf of Wall Street), Coen Kardeşler (Hail, Caesar!), Quentin Tarantino (Django Unchained -cameo-), Bennett Miller (Moneyball), David O. Russell (I Heart Huckabees) gibi yönetmenlerle çalışma fırsatını yakalayan aktör Jonah Hill, mid90s filmiyle ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacağı açıkladığında ödül sezonunu takip edenlerin aklından “Acaba Greta Gerwig’in Lady Bird‘teki başarısını tekrarlayabilecek mi?” sorusu geçmişti. Akla Lady Bird‘ün gelmesinin nedeni mid90s‘in benzer bir konseptte olması. Lady Bird üniversiteye hazırlanan genç bir kızın (Saoirse Ronan) ailesiyle (daha ziyade annesiyle) sorunlu ilişkisini, gençliğini ve arkadaşlarıyla ilişkisini konu alan bağımsız bir drama. mid90s‘in de merkezinde bir erkek (Sunny Suljic) yer alırken Hill, Lady Bird gibi bu karakterin kabuğunu kırmasını, büyümesini anlatıyor.

Daha doğrusu anlatmaya çalışıyor. Hill röportajlarında bu filmi yaparken Kids, This Is England, The Sandlot gibi filmlerden esinlendiğini belirtmiş, ki bilhassa Kids‘in etkisi filmde fazlasıyla belli oluyor ama ne yazık ki film Amerikan yapımı Kids‘in de, İngiliz yapımı This Is England‘ın da çarpıcılığına ve kalitesine ulaşamıyor. Hill 85 dakikalık kısacık sürede en çok arkadaşlığa ve kabuğu kırmaya odaklanıyor. Abisi (Lucas Hedges) tarafından şiddet gören Stevie aidiyet-sevgi açlığını mahallenin boş boş dolaşan kaykaycı tayfasıyla gidermeye çalışırken adım adım onlara da benzemeye başlıyor ve filmin sorunları tam da burada başlıyor. Ama önce başka sorunlara kısa kısa değineyim.

Filmin adı “90’ların ortası” olsa da Hill 90’lı yılları iyi bir şekilde görselleştirememiş, nostalji hissini seyirciye geçirememiş. 85 dakikada 90’lara dair sadece kaykay (ki halen kullanılıyor, o yüzden kaykayın eskidiğini söylemek zor) ve oyunlara değiniyor Hill. Oyun kasetlerini görünce 90’lı yıllara gider gibi oluyoruz ama oyunlara veya 90’ların diğer alametiferikalarına fazla değinilmeyince film bu açıdan başarısız oluyor. Kısacası Hill koskoca on yılı sadece kaykaydan ibaretmiş gibi göstermiş. Öte yandan karakterlerde de başarısız olmuş Hill. Stevie dışındaki karakterleri tanıtamamış, bu karakterlerin sorunlarına iyi bir şekilde değinememiş. Mesela Stevie’nin annesi Dabney’i (Katherine Waterston) en fazla beş dakika görebiliyoruz ve bu sürede kadına dair hiçbir bilgi edinemiyoruz. Fakat Dabney’e beş dakikadan fazla yer verilmemesi (sahneleri kesilmiş nedense) sadece Dabney’i değil aileyi de tek boyutlu hale getirmiş. Dabney’den daha fazla görünen Ian’ı da tanıtamamış Hill. Hal böyle olunca aileyi ve sorunlarını, dolayısıyla da Stevie’nin annesiyle sorunlarını öğrenemiyoruz. Keza kaykaycı tayfa da tek boyutlu kalmış (“okumuyorlar mı, çalışmıyorlar mı, bunca şey için parayı nereden buluyorlar, aileleri yok mu?” gibi pek çok soruya yanıt yok). Senarist Hill’in yönetmen Hill’den daha başarısız olduğunu söylemek mümkün. Yönetmen Hill 90’ları görselleştirmekte zorlanırken senarist tarafı da karakterizasyonda başarısız olmuş.

Hill bu filmde aileyi ve ailenin dertlerini değil, mahalledeki kaykaycı tayfayı daha fazla önemsemiş. O yüzden kaykaycılar aileden daha fazla görünmüş. Hill filmini başlatır başlatmaz içe kapanık, nazik karakteri Stevie’yi durmadan küfreden, uyuşturucu kullanan kaykaycıların arasına dahil ediyor. Film 85 dakika boyunca Stevie’nin kaykay kullanmayı öğrenmesine, kaykaycıların arasına iyice dahil olma çabalarına, onların arasına dahil olurken utangaçlığını yenmesine yer veriyor. Konu bilindik, sürprizsiz. Pek çok “coming-of-age/büyüme” filminde işlenen bir konu. Esas sorunsa şu: Stevie tayfaya dahil olduktan sonra onlardan birisine dönüşüyor, sigara içiyor, nezaketini bırakıp küfretmeye başlıyor, uyuşturucu kullanıyor, dışarıda geç saatlere dek takılıyor, annesine küfredecek noktaya geliyor. Hill, Stevie’nin dönüşümünü anlatırken yapılan her şeyi masumlaştırmış. Tayfa yaramazlık yapan bir tayfa şeklinde gösterilmiş, ama Stevie’nin binadan düşmesine sebep oluyorlar, ona uyuşturucu kullandırtıyorlar ve en nihayetinde arabayla kaza yapıyorlar. Yani ortada masumlaştıralabilecek bir tayfa yok aslında. Keza filmin finali de bu açıdan iyi değil. Karakterlerin eylemlerinin genelde sonuçlarının olmaması da senaryonun sıkıntısı. 85 dakikada kaykaycıların eylemleri sadece iki şeyle sonuçlanıyor: Stevie’nin binadan düşmesine ve arabayla kaza yapılmasına. İkisinde de Hill mizahi bir tavır takınmış. Halbuki filmin komik görünen tarafları aslında komik değil. Film komedi olarak geçiyor, ama 12 yaşındaki bir çocuğu uyuşturucu kullanırken, sigara içerken, içtikten sonra öksürürken, binadan düşüp kafasını yararken görmek komik değil.

Hill’in kaleme aldığı öykü zayıf, bilindik, sürprizsiz, karakterler tek boyutlu, 90’lar kaykaydan ibaret. En büyük sorun tayfanın veya çetenin masumlaştırılması (annenin çeteyi affetmesi filmin en kötü taraflarından). Bu arada filmin finali hakikaten sorunlu. Hill filmini klasik Hollywood mutlu sonuyla bitirmeyi tercih etmiş, ki son derece kötü bir tercih olmuş -Stevie’nin kötü kararlarının mutlu sona yol açması mesajı ayrıca kötü-. Final hiç de gerçekçi değil, keza filmin öncesinde de bu realizm sorunları mevcut. Kısacası Hill, Gerwig’in başarısına ulaşamıyor. Gerwig, Lady Bird‘te aileyi de, arkadaşları da, ergenlik sorunlarını ve büyümeyi de dengeli, komik ve inandırıcı bir şekilde işlerken Hill bunların hepsinde sınıfta kalmış. Aslında mid90s’i The Florida Project‘e de benzetebiliriz. Hatta bu filme daha fazla benziyor. Zira The Florida Project de alt sınıfa odaklanırken merkeze sürekli yaramazlık yapan, epey itici bir kızı koyuyor ama bu film de mid90s‘ten iyiydi.

kategori:
izlenim

ilgili