Midnight Special: Üçüncü Türden Uzaklaşmalar

Son yıllarda çektiği “Take Shelter” ve “Mud” gibi filmlerle hayran kitlesini iyice arttıran yönetmen Jeff Nichols, yeni filmi “Midnight Special” ile izleyicisinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Fragmanıyla yerli yabancı sinemaseverlerin...

Son yıllarda çektiği “Take Shelter” ve “Mud” gibi filmlerle hayran kitlesini iyice arttıran yönetmen Jeff Nichols, yeni filmi “Midnight Special” ile izleyicisinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Fragmanıyla yerli yabancı sinemaseverlerin dikkatini çeken film, tam olarak sır vermeyen hikâyesiyle iştahları kabartıyor. Son dönemde iyi filmleriyle gündemde olan yönetmen, bu yeni filmiyle yurt dışından yeterince iyi yorumlar alamamıştı. Peki eleştirmenleri bir kenara bırakırsak, bu yol filmi seyirciyi etkileyebilecek miydi?

Filmin konusu kabaca şöyle özetlenebilir: Alton Meyer (Jaeden Lieberher) özel güçlere sahip çok özel bir çocuktur. Babası Roy’un (Michael Shannon) oğlunu evlatlık verildiği kasabadan kaçırması sonucunda FBI, NSA gibi kuruluşlar peşlerine düşerler. Bu yolculukta yalnız değillerdir. Lucas (Joel Edgerton) ve Sarah (Kirsten Dunst) yanlarında onlara destek vereceklerdir

MIDNIGHT SPECIAL

İlk aşamada filmin görsel anlamda yer yer mizansenleri ve ışık oyunlarıyla görsel bir etkileyiciliğinin olduğunu söylenebilir. Ancak film kendi içindeki ışık oyunları adına, filmin rengini fazlaca koyulaştırdığından zaman zaman izlemesi zor bir deneyime dönüşebiliyor. Görüntü yönetmeniyle belli ki, bu konu konuşulup, karanlıktan ışığa, ışıktan karanlığa geçişlerin seyirci üzerindeki etkisine göre davranılmış.

Filmin senaryosu ise oldukça problemli denilebilir. Özellikle karakterlere uzaktan bakılarak empati kurulması engellenmiş. Hikâyeye de olayın ortasından başlanınca, filmden kopmamak için dikkatinizin fazlaca açık olması bekleniyor. Filmde neredeyse yakınlık kurabileceğiniz tek karakter Lucas olduğundan dolayı, karakterlere pek yakınlık duyamıyorsunuz. Buna rağmen Joel Edgerton ve Adam Driver’ın performansları filmin artı hanesi not edilebilir noktalardan biri olarak değerlendirilebilir. Küçük bir detay olarak Michael Shannon’ın ender gülümsediği filmlerden biri olarak akılda yer edinecektir.

Film belirlenen imgeler üzerine kurulan bir hikâye üzerinden ilerlediğinden, yönetmen hikâyeden çok atmosfer filmi yaratmaya çalışmış. “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar”, “E.T.” gibi iki filmin birleşmesinden doğan çocuk olarak adlandırabileceğimiz Midnight Special, belli ki yönetmen Nichols’ün Spielberg filmlerini kendine has yorumlanmış hali olarak kabaca yorumlanabilir.
Filmin içeriğindeki yer yer mantık hataları ve baştan savma mizansenler, filmin varlığını sorgulamanıza neden olacaktır. Film kendi yarttığı dünyanın içinde kendini rahat hissetse de, seyircisini aptal yerine koymaktan korkmayan tavrıyla izleyicisinin kalbini kırması kaçınılmaz bir hal alacaktır.

MIDNIGHT SPECIAL

Film çok şeyler söylemek için az şey söyleyen bir film görünümü içinde olmasına rağmen, kendi kafa karışıklığının içinde yitip gidiyor. Geriye sadece boşluk kalırken, Nichols’un yeni filminde yeniden küllerinden doğmasını beklemek en olası çözüm olarak mantığa yatacaktır. Aksi takdirde hayal kırıklığı kanınızda dolaşmaya başlayacaktır.

Sonuç olarak estetik açıdan görülmesi gereken sahneleri olmasına rağmen, konu bakımından yeni bir şey sunmuyor seyircisine ve savruk hikâyesi izleyiciyi pek etkileyemiyor. Filmin David Wingo imzalı müzikleri belki de filmin en iyi yanı olarak kayıtlara geçirilebilir. Midnight Special, pek ciddiye alınmayan ama kendini ciddi gibi göstermeyen çalışan 80’lerin video piyasası için yapılan bilimkurgu-fantastik yapımlarını anımsatıyor. Farklı kafaları seven izleyici, filmde kendine yeni açılımlar elde edebileceği gibi, büyük beklentileri olan izleyiciyi hayal kırıklığına uğratabilecek bir yapım olarak nitelendirilecektir.

kategori:
izlenim

ilgili