Mozart in the Jungle: Allegro Ma Non Troppo

Mozart in the Jungle son yılların en mutlu dizisi...

Yazı tüm Mozart in the Jungle sezonları hakkında spoiler içerir.

“Nostalgie” der. “Başka hiçbir şey değil. Malumunuz bu müzisyenler fazla sentimental olurlar.”
Haldun Taner/Allegro Ma Non Troppo

Mozart in the Jungle’ın amazon üzerinden bir kerede yayınlanan dördüncü sezonunu diğer sezonlarda olduğu gibi yine bir çırpıda izleyip bitirenler, kendilerini yine duygu dalgalanmalarının, muhteşem müziklerin ve farklı kültürlerin içinde buluverdiler. Dizi, senaryosuyla, oyunculuklarıyla, izleyenlerine hissettirdiği lezzetlerle günümüz yapımları arasında çok farklı bir yerde duruyor.

Mozart in the Jungle, herşeyden önce duyguları harekete geçiren, beyinden çok kalbe oynayan bir dizi… Ve en yoğun hissettirdiği duygu da mutluluk. TV dizilerini heyecan, korku, gizem veya şiddet içerikleri için takip ediyorsanız bu dizinin pek size göre olmadığını zaten ilk 5 dakika içinde anlıyorsunuz. New York Filarmoni’deki maestro değişikliğiyle başlayan dizide kendini müziğe adayan her insanın içine düştüğü varoluşsal sıkıntılar, allegro ma non troppo ile hızlı ama çok da tempolu olmayan bir şekilde veriliyor.

Gael Garcia Bernal’ün 4 sezondur mükemmel resmettiği eksantrik sıfatının vücut bulmuş hali şef Rodrigo de Souza’nın tempolu, en üst perdede yaşanan duyguların hakim olduğu dünyasının içinde kayboluyoruz bölümler boyunca… Çevresindeki herkes ise Rodrigo’nun bu ses hızına yaklaşan duygusal yaşam biçimine ayak uydurmaya çalışıyor. Rodrigo allegro, çevresindeki herkes ma non troppo’yu yansıtıyor.

İlk sezonda Rodrigo de Souza dışında Lola Kirke’nin canlandırdığı Hailey Rutledge’ı, usta oyuncu Malcolm McDowell’ın harika oynadığı Thomas Pembridge’i, Saffron Burrows’un hayat verdiği filarmoni orkestrasının gizli ana kraliçesi Cynthia Taylor’ı, 70 yaşına gelmesine rağmen temposundan ve havasından hiçbir şey kaybetmeyen Bernadette Peters’ın oynadığı Gloria Windsor’ı tanıyoruz.

Meksikalı maestro (birçoklarına göre karakter günümüzün en önemli şeflerinden Gustavo Dudamel’in yaşamı üzerine kurulmuş) Rodrigo, filarmonide uzun yıllardır görev yapan ve egosuyla ulaşılmaz görünen Thomas Pembridge’in yerini alıyor. Dizinin ilk sezonu boyunca bu değişimin sancılarını, Pembridge’in emekliliği reddetmesini, Rodrigo’nun çılgın tarzına alışmaya çalışan müzisyenleri, Hailey Rutledge ile Rodrigo arasında gelişen dostluğu izliyoruz. Hayatını obua virtüözü olmaya adayan ancak orkestraya giremeyince kendisini Rodrigo’nun asistanı olarak duygusal, müzikal, seksi, tutkulu ama çok da neşeli bir fırtınanın içinde bulan Hai-Lai, taşradan yeni gelmiş bir müzisyen olarak şehri ve klasik müzik dünyasının arka planını da öğrenmeye başlıyor. Orkestradaki herkesin sorunlarını çözen anaç Cynthia’nın kanatları altında gelişen ve büyüyen Hailey’nin kişiliği üzerinden orkestranın da yeniden şekillenmesini ve taşların yerine oturmasını izliyoruz.

İkinci sezon, müzisyenlerin grevi, Hailey’nin ve Rodrigo’nun mevcut ilişkilerinin yerle bir olmasıyla duygusal olarak yakınlaşmaya başlamasıyla geçerken üçüncü sezon Monica Bellucci’nin muhteşem resmettiği La Fiamma’nın varlığıyla günümüz TV dünyasının en başarılı sezonlarından biri haline geliyor. Müziği kalbindeki ateşle birlikte yaşayan La Fiamma, Rodrigo de Souza’nın barutuyla bir araya gelince son yılların en ilgi çekici dizi bölümlerini art arda izliyoruz. Ama sezon ateşle barutun değil, Hailey ile Rodrigo’nun aşkıyla sona eriyor.

Roman Coppola’nın ve Jason Schwartzman’ın yapımcı olarak varlığı ve haliyle dizinin arkasında Coppola klanının olması, dizinin konuk oyuncu zorluğu yaşamamasını sağlıyor. Sezonlar boyunca Bellucci gibi, klasik müziğin birçok önemli yıldızının da sadece görüntüleriyle değil, performanslarıyla da dizide yer aldığını hatırlatalım.

Gelelim yeni yayınlanan ve yazımızda esas değerlendirmek istediğimiz dördüncü sezona… Üçüncü sezon sonunda çiftimizin bir araya gelmesi, klasik romantik komedilerden alıştığımız bir sezonun yaklaştığı beklentisini yaratmıştı. Bölümleri izlemeye başlar başlamaz bir kez daha ters köşeye yattık ve çok iyi bir senaryo yazımı ile karşı karşıya kaldığımızı anladık. Aşk, müzik, Mozart’ın Requiem’i, Japonya, sanal zeka, Rodrigo’nun yaşadığı mutluluk sonucu içine düştüğü boşluk, Hailey’nin bir dehanın gölgesinde varolma çabası, Pembridge’in deneysel müzikte kendisini bulması, temposu, neşesi, hissettirdiği karışık duygular bir an bile ara vermeyen bir sezonla önümüze serildi. Modern dansın, deneysel müziğin, önemli virtüözlerin konuk oyuncu olarak geçit resmi yaptığı bölümler boyunca damarlarımızı aşırı doz kültür ve mutlulukla doldurduk.

Dördüncü sezonun sonunda, dizi boyunca belki de ilk kez olaylar net bir sonuca bağlanmadı. Dizi başarısına ve kalitesine oranla sınırlı bir kitleye ulaştığı için yayıncı platform amazon yeni sezonu onaylamış değil. Daha popüler dizi ve filmlere odaklanma kararı alan yayın platformu umarız diziyi iptal etmek gibi bir hata yapmaz.

kategori:
izlenim

ilgili