Mr. Sunshine: G. Kore’den Büyük Bütçeli Dönem Dizisi

Netflix dizisinin ilk 6 bölümünün üzerine...

Önce Descendants of the Sun, daha sonra Goblin dizilerini hazırlayan senarist-yönetmen ikilisi Kim Eun-Sook & Lee Eung-Bok, Goblin‘in bitişinden sonra yollarını ayırmayıp merakla beklenen Mr. Sunshine dizisiyle kariyerlerine devam ediyorlar. Eun-Sook’un kaleme aldığı, Eung-Bok’un yönettiği bu dizi, Amerikan işgali altındaki Kore’de 1871 yılında geçip merkeze soylu bir kadın olan Ae-Shin’i (Kim Tae-Ri) ve çocukken Amerika’ya kaçmak zorunda kalan, orada rütbeli bir asker olduktan sonra Amerikan hükümetinin emriyle memleketine dönen Yu-Jin/Eugene’i (Lee Byung-Hun) koyuyor. Dizi yolları kesişen, amaçları farklı olan bu iki kişi arasında yeşeren aşka odaklanmakla kalmayıp işgal altındaki Kore’yi her açıdan yansıtmaya çalışıyor.

Mr. Sunshine‘ın odağında sadece Ae-Shin’le Eugene yok doğal olarak. Senarist Eun-Sook oldukça geniş bir dünya tasarlamış, pek çok karakter yaratmış, ki doğrusu bu karakterlerden bazıları şimdilik gereksiz görünüyor ama Kore’de dizilerin 70-80 dk sürdüğünü düşünürsek bu karakterlere süreyi doldurmak amacıyla yer verildiğini söyleyebiliriz. Süreyi doldurma demişken… Kore dizilerini dizilerimize benzetiyorum bazı açılardan. Sürenin uzun olması (gerçi bizde dizi süreleri 2,5 saat), duygu sömürüsüne kaçılması, bazı mühim anların gereksiz yere uzun tutulması (karakterin silahını çektikten sonra bir dakika boyunca konuşmaması, bu sürede kameranın her açıdan o anı göstermesi), önceki bölümlerdeki sahnelerin sıklıkla flashback olarak kullanılmaları, tesadüflerin abartılması (Eugene’le Ae-Shin’in her sahnede karşılaşmaları), hem süre hem de sezon uzun sürdüğü için (sezon 24 bölümden/neredeyse 28 saatten oluşuyor) aşk dörtgenlerinin kullanılması, slow-motionın da es geçilmemesi gibi ortak sorunlarımız mevcut. Mr. Sunshine‘da da bu eksiklikler göze çarpıyor hemen. Bilhassa ilk bölümlerde insanların öldüğü sahneler olabildiğince uzun tutularak ve bu sahnelerde slow-motion kullanılarak ajitasyona kaçılmış. Keza tüm oyuncuların bazı mühim anlarda konuşmak için bir dk beklemeleri de rahatsız etmiyor değil.

Fakat asıl rahatsız eden şey aşk üçgeninin dörtgene, dörtgenin beşgene doğru ilerlemeye başlaması oluyor. Ae-Shin’le Eugene’in birbirlerine ilgi duymaya başlamalarından bir-iki bölüm sonra Hee-Na (Kim Min-Jung) diziye dahil oluyor. Hee-Na çok geçmeden Eugene’e âşık oluyor. Derken dördüncü bölümde Ae-Shin’in on yıldır görmediği nişanlısı He-Sung (Byun Yo-Han) Joseon’a dönüyor ve Ae-Shin’le barışmaya çalışıyor. Eli kanlı çete lideri Dong-Mae’yi (Yoo Yeon-Seok) es geçmeyelim. Görünüşe göre onun da Ae-Shin’e ilgisi var. Velhasıl bir süre sonra yerli dizi misali herkes Ae-Shin’e âşık oluyor. Dizinin kalitesinin düştüğü nokta da burası oluyor, zira bu aşk beşgeni beraberinde klasik kıskançlıkları ve kötü klişeleri getiriyor.

Dizi bu açıdan rahatsız etse de Eugene’in yardımcısı, Ae-Shin’in hocası, köle avcıları ve çocukken Ae-Shin’in hayatını kurtaran adam üzerinden eğlendirebiliyor. Bu karakterlerin hepsi dizinin mizahını sağlıyorlar. Yukarıdaki karakterler üzerinden klasik romansı işleyen dizi bu paragraftaki karakterler üzerinden de mizaha yer veriyor. Tabii dizinin tek izleği aşk/komedi değil. İşgal altındaki Kore’de köleliğe, köle sahiplerinin zulmüne, işgalcilerle mücadeleye, ülkesini Japonya’ya satanlara, çeteleşmeye de epey yer açılıyor. 20 yıldan uzun bir süre sonra memleketine bir Amerikan askeri olarak dönen Eugene’in intikam arayışı, ailesine dair acısı (ilk bölüm Yu-Jin’in çocukluğuna odaklanıyor) ve ülkesine duyduğu nefret hikâyenin önemli omurgalarından. Ki bu mevzu -24 bölüm nedeniyle- yavaş işlense de fena ilerlemiyor. Keza herkesin saygı duyduğu, üst sınıftan olan Ae-Shin’in memleketi için silah kuşanması da işleniyor. Ae-Shin’in memleket/millet sevgisiyle Eugene’in memleket nefretinden/Amerikalılığından doğan çatışma da ilk altı bölümde iyi işleniyor. The Handmaiden filmiyle ünlenip Kore’nin en sevilen aktrislerinden olan Tae-Ri karakterinin iki tarafını da iyi yansıtıyor. Zaten oyunculuklarda sorun yok. Byung-Hun da ilk altı bölümde gayet iyi oynuyor.

Diziyi bizim dizilerden farklı kılan unsurlara da değinmek gerek. Dizilerimizden farklı olarak Mr. Sunshine teknik açıdan sorunsuz bir dizi. Sözgelimi ilk bölümlerdeki savaş sekansları hem iyi çekilmiş, hem de iyi efektlendirilmiş. Öyle ki bu sahnelerin Hollywood’un savaş sekanslarındaki kalitesini yakalayabildiğini söylemek mümkün. Keza set tasarımı, kostümleri, müzikleri, görüntü yönetmenliği de çok iyi. Senaryo yukarıda belirttiğim gibi sürenin handikabını yaşıyor. Ortada 28 saatlik bir öykü olmadığı için olsa gerek romantizmle ilgili pek çok klişeye yer veriliyor. Fakat şimdilik dönemi yansıtışı, aşk dışındaki çatışmaların ilgi çekici hâle getirilebilmiş olmasıyla bir şansı hak ediyor. Kore’de altıncı bölümü yayınlanan Mr. Sunshine her hafta Netflix Türkiye’de de yayınlanıyor. Henüz sadece ilk iki bölümü yayınlandı ama dizi, Kore’de sona erdikten sonra tüm bölümler Netflix’te aynı anda yüklenecektir.

kategori:
izlenim

ilgili