Narcos: Sadece Ucu Gösterilen Gerçekler

Narcos, iyi bir dizi ancak değinmediği olaylar, gösterdiklerinden daha çok...

Usual Suspects’in son sahnesinde Keyser Soze olduğunu anladığımız Roger “Verbal” Kint’in tekrarlanan sözleri tüylerimizi ürpertir: “The greatest trick the devil ever pulled was to convince the world that he didn’t exist.” (Şeytanın çektiği en büyük numara dünyayı aslında var olmadığına inandırmaktır). Narcos’ta da çok küçük bir bölümünü izlediğimiz, ABD-Latin Amerika ve uyuşturucu üçgeninde gerçek hayatta yaşananları Soze’nin şeytan tanımını daha da ileri götürerek anlatmamız gerekiyor:
“Şeytanın çektiği en büyük numara, dünyayı aslında iyilik timsali olduğuna inandırmaktır.”

Üç sezondur izlediğimiz Narcos’ta, Kolombiya’da önce Medellin Karteli’nin, sonra da Cali Karteli’nin yerle bir oluşunu izledik. Medellin’de popülist patron Pablo Escobar’ın, Cali’de ise neredeyse neo-liberal kapitalist olarak adlandırabileceğimiz Rodriguez kardeşlerin düşüşünü gerçek hikayeler üzerinden takip ettik.

Ancak üç sezon boyunca atlanan veya üstünkörü geçilen gerçekler de var. Ajan Brian Stechner karakteriyle üstünden hafifçe geçilen CIA’in varlığı Latin Amerika için siyasal, sosyal ve kriminal hayatın değişmez bir gerçeği… CIA hiçbir ülkede tek bir ajanın üzerinden operasyon yapan bir kurum değil haliyle. Narcos gerçekçi bir şekilde çekilseydi, DEA ajanlarının en az 10 katı CIA ajanı görüyor olurduk.

CIA, burnunun dibinde kontrol edemeyeceği farklı ideolojilere sahip ülkeler oluşmaması için, Latin Amerika’da darbeler tertipledi, en az 5 ülkenin sol/sosyalist iktidarlarını en kirli müdahalelerle indirdi, Pinochet gibi acımasız kasapların yıllarca devlet başkanı olarak kalmasını sağladı. Orta ve Güney Amerika’da insanlık suçlarının her türlüsünü işlerken, Narcos’ta sadece “DEA iyi polis, CIA kötü polis” denklemini kurmak için yer alması, maalesef gerçeği çarpıtmak ve küçültmek.

Narcos, gerçeği bilen ama bir türlü bağırarak söyleyemeyen, bakışlarıyla ve fısıldayarak anlatmaya çalışan insanlara benziyor. CIA’in Latin Amerika’daki sol yükselişi durdurmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretini aktif olarak kullandığı, yıllar boyunca bizzat ABD Kongresi’nin yürüttüğü birçok soruşturmayla çok net bir şekilde ortaya çıktı. 80’lerde Nikaragua’da Sandinista hareketini durdurmak için, aşırı sağcı paramiliter grup Contras’a kokain ticareti izni verdiği ve hatta ticari rotalar açtığı bir gerçek. Daha sonra bu yardımın kontrolden çıktığı ve Los Angeles merkezli büyük bir crack kokain ticareti patlaması yaşandığı da biliniyor.
90’larda Meksika’nın Sinaloa Carteli’nin büyümesini sağlayan, daha sonra kontrolünü kaybedince uzun süreli bir takiple yakaladıkları El ‘Chapo’ Guzmán’ı da destekledikleri herkesin bildiği gerçekler. Arjantin ve Bolivya’da iyice ileri giderek eski Nazi savaş suçlusu, Che Guavera’nın öldürülmesinde pay sahibi olan Klaus Barbie’nin uyuşturucu parasıyla büyümesini sağlamaları, Çin’e, Tayland’a, Küba’ya bu ülkelerin uyuşturucu mafyaları yoluyla müdahale etmeye çalışmaları ancak büyük darbeler yemeleri yine ABD Kongresi raporlarında yer alan CIA’in kirli suçları.

ABD’nin geçmişinde de İtalyan Komunist Partisi’nin yükselişini engellemesi için Lucky Luciano’yu İtalya’ya “sınırdışı” etmesi ve Luciano’nun İtalya’da para kazanabilmesi için Türkiye’den getirdiği eroini ABD’ye sokmasına izin verdiği de biliniyor. Fransa’da Marsilya Limanları’nda solun yükselişini engellemek için Korsika Mafyası’nı büyüttüğü, Laos’a, Kamboçya’ya, Vietnam’a girmeden önce bu ülkeleri uyuşturucu ve uyuşturucu parasıyla doldurmasını kısa bir araştırmayla görebiliyoruz.

Internette kısa bir araştırmayla karşımıza bu konuda susmayı reddeden birçok insan çıkıyor. Meksika’da Chihuahua Eyaleti hükümet sözcüsü Guillermo Terrazas Villanueva’nın 2012’de kısaca özetlediği gibi “CIA, Latin Amerika’da böcek ilaçlama şirketi gibi… Akıllı bir şirket asla böceklerin tamamını öldürmez, bütün böcekler ölürse işsiz kalırlar. CIA, Latin Amerika’da uyuşturucu ticaretini asla bitirmez. Sadece kontrol eder. Çok büyüyüp kontrolü kaybetmesine neden olan kartelleri arada bir yok eder.”

Yine Meksika’da Juarez Otonom Üniversitesi’nde görev yapan ve bu konuda birçok kitabı bulunan profesör Hugo Almada Mireles de “Amerika’nın uyuşturucuyla savaşı bir illuzyon. Uyuşturucunun varlığı ABD için her zaman Latin Amerika’ya müdahale edebilmesi için bir mazeret oldu” sözleriyle durumu kısaca özetliyor.

Kısacası ABD’nin yaptığı CIA ile uyuşturucu parasının sol gruplar başta olmak üzere, istemediği gruplara gitmesini engellemek, sağcı ve ABD çıkarlarına yakın grupları doğrudan destekleyemediği için uyuşturucu ticaretlerine göz yummak. DEA ile de fazla büyüyüp serpilen ve kontrolü zorlaştıran büyük patronları indirmek. Ortadoğu’da diktatörleri destekleyip sonra kontrolü kaybedince savaşla indirdikleri gibi Güney Amerika’da da kartel patronlarını yok ediyorlar. Dünyada İkinci Dünya Savaşı’ndan beri “büyük şeytan” olarak gösterilen her insan belirli bir süre CIA tarafından çalıştırılmıştır. Dünya uyuşturucu ticaretinde de durum farklı değil.

Peki Narcos, tüm bunlara rağmen niye izlenmeli? Dediğimiz gibi tüm Amerikan yanlısı tutumuna rağmen, bize satır aralarında da olsa sessizce bir şeyler anlatmak isteyen bir yapım. Kolombiya’da aşırı sağcı Los Pepes’e sağladıkları destek, üçüncü sezonda CIA’in Javer Pena’nın Cali Karteli’ne müdahalesinin önünü kesmesi açık bir şekilde gösterildi. Tabi ki Kolombiya’da gösterilen CIA müdahaleleri, gerçek müdahalelerin yüzde 10’u bile değil. Ama yine de özellikle Brezilya’daki filmlerinde de olayları bütün yönleriyle verme çabasını gördüğümüz Jose Padilha’nın yapımcı olarak varlığı ipuçları yakalamamızı sağlıyor. Bu ipuçlarını değerlendirerek, internette kısa bir araştırma yaparak CIA’in ve ABD devlet kurumlarının iğrenç yüzünü görmek ise size kalmış.

kategori:
izlenim

ilgili