Neredesin Drakula?

Vampir filmlerine yön vermiş üç film ve Kont ile beraber küçük bir Avrupa seyahati. Alman ekspresyonizminin önemli örneklerinden F.W. Murnau; başyapıtı “Nosferatu”yu 1922 yılında çekti. Bu filmle başlayan Drakula...

Vampir filmlerine yön vermiş üç film ve Kont ile beraber küçük bir Avrupa seyahati.

Alman ekspresyonizminin önemli örneklerinden F.W. Murnau; başyapıtı “Nosferatu”yu 1922 yılında çekti. Bu filmle başlayan Drakula filmleri serüveni 100. yılına emin adımlar ve yeni yapımlarla yürümeye devam ediyor. Bu yolda uyarlama, sunum ve oyunculuktaki özellikleriyle miltaşı olmuş üç film gözümüze çarpıyor.

Bunlardan birincisi 1930 yılında çekimlerine başlanmış ve Universal stüdyolarının 1930’lu ve 1940’lı yıllardaki korku filmleri furyasını başlatmış olan “Dracula” filmi. Bu film ile beraber Drakula bir beyefendi görünümünü, ağır karizmasını ve konuşma şeklini kazanıyor. Bu özelliklerin tamamı halihazırda iki yıldır Broadway’de Kont rolünü oynayan Bela Lugosi’nin eseri.

Doğduğu 1882 yılında Macaristan, şimdi ise Romanya sınırlarındaki Lugos kentinde dünyaya gelmesi, bölge itibari ile bu hikayelere aşina büyümesi ve keskin Macar aksanı onu bu rolde rakipsiz hale getirir. Filmdeki diğer rollerin sahipleri de Lugosi gibi Broadway’de yıllarca Drakula oynayıp aynı rolleriyle sinemaya geçiş yaptıklarından tüm rollerdeki akıcılık ve gerçekçilik büyüleyici bir hal alır. Yönetmen Tod Browning’in hakkını ise oyuncu yönetiminden çok filmdeki harikulade atmosfer ile vermek lazım.

Bu yoldaki ikinci film, türk sinema tarihinin en önemli filmlerinden ve ilk türk korku filmi olarak bilinen “Drakula İstanbul’da” filmi. 1953 yapımı film Ali Rıza Seyfi’nin 1923’te yayınlanan kitabı “Kazıklı Voyvoda”dan uyarlanmış. Bu kitap ise aslında Bram Stoker’ın kitabının Türkiye şartlarına uyarlanarak yapılmış ve İstanbul’da geçen bir çevirisi.

Kitapta karakterlerin isimleri türk isimleriyle değiştirildiği gibi, haç yerine muska kullanılarak yine bir nevi türkleştirme yapılıyor ancak filmde bu muskayı yalnızca bir sahnede görebiliyoruz. Atıf Kaptan’ın Kont Drakula’yı büyük başarıyla canlandırdığı filmde Lugosi’den gelen giyim ve karizmanın yanında Kaptan’ın kelliği Nosferatu’da izlediğimiz Max Schreck’i de anımsatıyor.

Bu filmin en büyük özelliği seyirciye ilk defa Drakula’nın köpek dişlerini ve ısırdığı insanların boyunlarındaki izleri açık açık göstermesi. Universal filminde vampir olan Lucy’nin huzura kavuşturulmasını göremediğimiz halde bu filmde Şadan’ın kalbine kazık çakılması işlemini tüm detaylarıyla izliyoruz. Dönemin teknik koşulları ve filmin bütçesi göz önüne alındığında Özen Sermet’in görüntü yönetimi ve dekorda, Mehmet Muhtar’ın da film yönetiminde nasıl harikalar yarattıklarına şahit oluyoruz.

Şatoda gördüğümüz zırhlar alçıdan yapılıp bronz renge boyanmış ve filmin galasında sinema fuayesinde sergilenmiş birer sanat eseri. Mezarlıktaki sis ise türk sinemasında efsane olduğu üzere 30 – 40 kişilik bir ekibin gayretiyle oluşturulmuş. Bu film aynı zamanda Danyal Topatan’ı mezarlık bekçisi rolüyle ilk kez türk sinema seyircisine tanıtıyor.

Üçüncü filmimiz bu filmden beş yıl sonra efsanevi Hammer Stüdyoları tarafından “Horror Of Dracula” ismi ile çekiliyor. Hammer’ın belki de en önemli yapımı olan bu filmde dönemin ayrılmaz ikilisi Peter Cushing ve Christopher Lee, Dr. Van Helsing ve Kont Drakula olarak karşımıza çıkıyor.

Renkli çekilen ilk Drakula olan bu film; Mehmet Muhtar’ın gösterdiği dişler ve izlere bol bol da kan ekleyerek işi bir adım daha ileri götürüyor. Yine bu filmde ilk defa kalbine kazık çakılarak öldürülen vampirin aniden çürümesine, haçların vampirlerin etini yakmasına ve Drakula’nın güneş ışığıyla yanıp toz olmasına şahit oluyoruz. Lugosi’nin o keskin aksanından sonra Christopher Lee’nin aksanı Drakula’yı daha İngiliz bir karaktere yaklaştırırken, genç ve dinamik bir Van Helsing aksiyonun artmasına sebep oluyor.

Drakula

Üç film de Stoker’ın romanını temel alsa da senaryolarında keskin farklılıklar var. Filmlerde kullanılan karakterleri tam olarak eşleştirmek mümkün değil. Universal filmindeki Renfield (Dwight Frye) karakteri bizim filmimizde Azmi (Bülent Oran) ile eşleşse de Renfield Drakula’nın kölesi haline gelirken Azmi onun katili ve dünyanın kurtarıcısı oluyor. Renfield ve Azmi avukat olarak emlak işleri ile alakalı şatoya gittikleri halde bu karakterlerin Hammer versiyonundaki karşılığı olabilecek Jonathan’ı (John Van Essien) kütüphaneci olarak tanıyoruz. Gerçek amacını öğrenmemizden kısa süre sonra da Drakula’nın gazabına uğrayarak ölüyor.

Universal filminde Dr. Seward (Herberd Burston) önemli yer tutarken Hammer filminde yalnızca Lucy için eve gelen doktor olarak küçük bir rolde karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde Universal ve Hammer’ın Lucy ve Mina’sı isimleri dışında farklı karakterler olduğu gibi Mehmet Muhtar’ın Şadan ve Güzin karakterleri tam olarak bunları karşılamıyor.

Universal versiyonunda sarımsak yerine sarımsak çiçeği kullanılıyor, Drakula İstanbul’da direkt olarak saçak saçak sarımsak kullanmayı uygun görürken Hammer versiyonunda ikisini birden görüyoruz. İlk filmde vampirlerin aynada görünmediği gerçeği Van Helsing tarafından açıklığa kavuşturuluyorken diğer iki filmde bu konuyla alakalı ne bir sahne ne de bir bilgi bulunmuyor. Yine ilk filmde kitaptaki gibi Drakula’nın üç karısı olduğunu görüyoruz, diğer filmlerde bu sayı bire düşüyor. İstanbul’da filminde Drakula şatosunun duvarında geziniyor ve bir anda odanın bir köşesinde beliriveriyor, diğer iki filmde bunlar es geçilmiş. Universal ve Hammer filmleri kitabın tarihini korurken Drakula İstanbul’da konuyu 1950’li li yıllara taşıyor. Bu üç film arasındaki en büyük ayrılığı ise Horror Of Dracula yaratıyor ve vampirlerin yarasa veya kurta dönüşmesini Van Helsing’in ağzından kesin bir dille reddediyor.

Drakula önce İngiltere’de Carfax Abbey’e, sonra İstanbul’a geliyor ve buralarda ölüyor. Son filmimizde ise Transilvanya yerine Klausenburg’da olduğu söylenen şatosundan çıkıp yakınlardaki bir şehre gidiyor, şatosuna geri döndüğünde ise hayatı son buluyor.

Bundan sonra çekilen tüm Drakula filmleri bu üç filmin izleri dışına çıkmadan Kont’u istedikleri yerlere gönderdiler. Geriye kalan vampir filmlerinin bir çoğu da bu üç filmle belirlenmiş fenomenleri kullanmaya devam ettiler ve uzun bir süre daha devam edecekler gibi.

kategori:
izlenim

ilgili