Nightcrawler: Büyümek İçin Büyük Düşün!

Haktan Kaan İçel, 28 Kasım'da Türkiye'de Gece Vurgunu ismiyle vizyona girecek olan, Dan Gilroy'un yazıp yönettiği Nightcrawler filmini yazdı....
gece vurgunu nightcrawler

Sinema dünyasında anti kahramanların yeri kuşkusuz ayrıdır. Bu tip karakterler çoğu zaman ya nefret edilecek ya da tapılacak karakterlere dönüşürler. Özellikle iyi canlandırılan bu tip karakterlerin ileride bir popular kültür ikonu olmaları kaçınılmazdır. Louis Bloom da işte böyle bir anti kahraman sayılabilir. İnanılmaz derece itici, yaptığı her hareket rahatsız ediyor. Bilhassa da makineli tüfek gibi hiç durmadan ısrarcı bir şekilde konuşması ondan nefret etmemiz için bir neden olsa gerek. Ancak bunda negative faktöre rağmen karakterin plancı tutumu ve her seferinde küçük bir kobi gibi ilerlemeye yönelik hamleleri karaktere ister istemez şeytani bir şekilde bağlanmamıza neden oluyor. Bu karakterdeki şeytan tüyü sayesinde gecelerin içinde bir yerden bir yere yerel haber peşinde koşuşturuyoruz. Bu koşuşturma sırasında bir an bile nefesimizi rahat alıp veremiyoruz. Çünkü başarıya giden yolda, bazı engelleri aşmak için fark yaratmalısınız. Louis Bloom’da böyle bir kişi… sınırları olmayan, vizyonu geniş ama gücü eline geçirdiği an yanında olmak istemeyeceğiniz bir karakter.

nightcrawler gece vurgunu

Bu karakterin filmi tek başına sürükleyici bir şekilde sırtında taşımasında şüphesiz Jake Gyllenhaal’un kusursuz oyunculuğunun payı büyük denilebilir. Bu karakter için belli ki dersine çok iyi çalışmış olacak ki, yüzüne dahi baktığınızda onun Jake’ten çok Louis olduğunu anlayabiliyorsunuz. Verdiği kilolar sayesinde yüzüne yapışan derisi sayesinde, karakterin kendine has bir şekilde yansıması planlanırken, bir yandan da çenesi düşük ama kararlı bu anti kahramanın, sosyopata varan eğilimlerini izlerken, bir yandan medyaya ve haberciliği dair sağlam eleştirileri sert bir şekilde beynimizde hissedebiliyoruz.

Özellikle genel haberciliğin Amerika’da otosansür (sırf Amerika demeye de gerek yok, çünkü tüm dünyada aynı kontrol sistemi mevcut) yüzünden gerçekleri tüm çarpıcılığı ile veremediğini düşündüğümüzde, yerel habercilik kimi zaman seyirciler tarafından daha inanılır bir mecra oluşturduğu günümüzde, aslında yerel haberlerin de ak kaşık olmadığını, bu film sayesinde tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz. Çünkü herkes kendi derdinin peşinde olduğundan, halkın haber özgürlüğünden çok reytinglerinin peşinde koşuyorlar. Üstelik bunu yaparken korku imparatorluğunu kullanmaktan çekinmiyorlar.

Halkı ne kadar paranoyaklaştırırsak, o kadar çok haberlerdeki grafik şiddetin, gaspın veya vandallığın etkilerinin kontrol edilerek halkın beyinlerinin neye çalışacağını belirlemede büyük bir unsur olduğu önlenemez bir gerçek olarak Kabul edilebilir. Bu sistemi iyi kullananlar tekelin hakimi olarak para ve güce sahip olurken, vizyonu daha dar olup bildiklerini tekrarlayanların eski ışıklarının söndüğüne tanıklık ediyoruz. Nightcrawler da bunu alt metninin içine yedirerek, fırsat peşinde koşan Louis’in insanların kanını donduran olaylara karşı duyarsızlığına tanık olmasını sağlıyor.

nightcrawler jake Gyllenhaal

Yönetmenlik koltuğunda Dan Gilroy’u görüyoruz. Çoğunlukla Tony Gilroy’un kardeşi olması ve zaman zaman senaryo işleriyle tanınan bu adam ilk filmine soyunmuş. Fakat filmi izledikten sonra göreceksiniz ki, ilk film olmak için fazla olgun bir film ile karşı karşıyayız. Gilroy, neredeyse çoğunluğu gece geçen bu filmde, harika takip sahneleri, gerilim dozunu artıran mizansenleri ve oyuncu yönetimindeki başarısıyla çok iyi iş yapıyor. Özellikle günümüzde ilk filmiyle maskaralığın ötesine geçen yönetmenleri düşündüğümüzde günümüzün en takip edilesi yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

Filmin formda olduğu şeylerden biri de temposu denilebilir. Filmin yavaşlamasına yol açacak kimi cinsellik sahneleri, karşılıklı diyaloglarla hayal gücümüze bırakılırken, hikayenin bir an bile aksamamasını sağlıyor.

Güçlü yanlara değinmeye devam edersek filmin yan karakterleri de hatırı sayılır performanslar izlememiz için ön ayak oluyor. İlk olarak Louis’in asistanı rolündeki Riz Ahmed’in oynadığı Rick karakteri, filmin bir yandan kara mizaha öykünen taraflarında, bir yandan da çarpıcı noktalardaki kilit anlara kritik müdahaleleriyle filmin yükselmesindeki artılarından biri denilebilir. Emektar oyuncular Rene Russo ve kısa rolüne rağmen Bill Paxton filmin sağlam adımlarla yere basmasında önemli faktörler olarak öne çıkıyorlar.

Haber stüdyolarında kısa bir sure çalışmış herkesin bildiği üzere insanların yapmacık tavırları, birbirlerine karşı iki yüzlü davranışları ve yükselme pahasına verilen gerilimli çarpışmalar bir nevi Network edasıyla tüm gerçekliğiyle filme aktarılmasıyla takdiri hak ediyor. Filmin finali kimilerince tahmin edilebilir düzeyde ama verdiği mesajdan anladığımız üzere, bu tip karakterlerin istediklerinde, her şeyi yapabildikleri düşüncesi, kirlenen yayınların ve hatta dünyanın gerçek düzenine bir selam niteliği taşıyor.

Sonuç olarak 2014’ün ilk 10 listelerine kolaylıkla girebilecek ve hatta ileride kültleşebilecek bir filmle başbaşayız. Bu yıl görülmesi gereken filmler listesinde en önlerdeki filmlerden birisi olarak sonuna kadar tavsiye ederim. Bir de medyumluk yaparsam Jake Gyllenhaal’un üç beş seneye kadar Oscar heykelciğini kucaklayabileceği gerçeğini görmezden gelmemiz gerekir. Bu yılki kalabalık ödül filmleri listesinde kendisine ne kadar yer verilir bilinmez ama daha şimdiden Independent Spirit adaylığıyla bile gözlerden kaçmaması gereken çarpıcı bir filmle baş başayız. Ana karakterimiz Louis Bloom ile bitirelim: Gişe filmlerinin yanında daha mütavazi bir film olabiliriz. Ama büyük düşünürsek, o filmleri dize getirecek büyük bir yüreğe sahibiz!

kategori:
izlenim

ilgili