Nocturnal Animals: Bizi Gerçek Kılan Travmalar

Herkes bir gece hayvanıdır ve gündüzleri ışığa bakmayı sevdiğimiz için yaşarız.

Sinemanın insanlara daima sürprizleri vardır. Kimi zaman bu yüreğinize dokunan bir an olur. Kimi zamansa ilham verici bir etki bırakır zihninizde… Ancak Tom Ford insanın en karanlık köşelerine odaklanmayı tercih ediyor. İnsanı hüzünlendiren, boşlukta kaybolmasına neden olan anlara el fenerinin ışığıyla bakmak istiyor. Hiçbir şey net olmasın ama gördüğümüz şey bizi unutamayacağımız bir travmaya sürüklesin. Çünkü aslında hayatımızı etkileyen noktalar travmalarımızdır. Hayallerimizin aynada yansımayan tarafıdır. Nocturnal Animals bahsetmek istemediğimiz tarafımızla yüzleşmemize sebep oluyor.

Her Varoluş Bir Yokoluş Hikayesidir

Filmin ana karakteri Susan’ın iş dünyasındaki kibirli tavrı, aslında hiçbir şeyden tat almamasından kaynaklanıyor. Hep hayal kurduğu gelecekte yalnızlığın soğuk boyutunda nefes aldığının farkına varıyor. Çünkü her insanın pişmanlıkları vardır. Bu pişmanlıklar bizi şu an olduğumuz insana dönüştürürler. Kimi zaman bu olumlu etki olarak yansır. Kimi zaman ise Dorian Gray’in tablosundaki gibi canavarlaşan insanın yokluğa sürüklenmesine neden olur. Yıpratıcı iş hayatı, hırslar ve güç insanı olmak istemediği karakterlere dönüştürür. Hiç benzemek istemediğimiz ailemizdeki bireylerin bir yansıması olarak yaşama devam ederiz. Susan da böyle bir kişi olduğu için kendinden içten içe nefret eder. O şekilci annesi, artık onun damarlarında yaşamaktadır. O ise bu değişime engel olamadığı için hep suçlu hisseder. Bu yüzden de tahammülsüz yaratıklara dönüşürüz.

amy-adams-in-nocturnal-animals

Yumuşak Karnımızdır, Bizi Mutlu Hissettiren…

Susan’ın yumuşak karnı ise eski kocası Edward’tır. Geçmişin duyguları hep onun üzerinden vuku bulurak hayatının sevdiği dönemlerine ışık tutmuştur. Fakat en çok sevdiklerinizi kırarsınız, onları üzersiniz. Susan da tüm yok edici etkisini onun üzerinde kullanmıştır. Bu yüzden içindeki burukluk hissi, yok edemediğiniz çirkin doğum lekesine benzer. İçten içe kendi parçanız olduğu için o lekeyi seversiniz. Ancak başkalarının fikirleri içinizdeki sevginin yok olmasına olanak sağlar. Susan için Edward bir anlamda budur. Bu yüzden de Edward tamamladığı kitabını Susan’a gönderdiğinde, sevildiğini hatırlar. Buna tutunmak ister. Çünkü gerçekten sevildiğinden bu yana uzun zaman geçmiştir. Hayatındaki tüm güzellikler, sahteliğin yapaylığını yansıtır. Sanat dünyasındaki, plazalardaki, reklam dünyasındaki ikiyüzlülük çiğ sanat eserlerinin içinde bizlere estetik kaygılarımızı hatırlatır. Biçimciliğimizi, kıskançlığımızı ve kibrimizi…

Susan’a okuması için gönderilen bu kitap, hayatını etkilemeye başlar. Hayatını bir çırpıda gözlerinin önünden geçirirken, hatalarını ve sahip olamadıklarını düşünmesini sağlar. Bir yandan ailesini hatırlar. Uzaklaşmaya başladığı kızını özler. Aslında yanlış amaçlar peşinde olup, mükemmel görünmek adına aslında gerçekten de onu mutlu eden şeyleri tercih edemediğini görür.

Edward bu yüzden değerlidir. Çünkü o kendisi olduğu için sevilmek ister. Hiç olmadığı insana dönüşemez. Korkularını gizlemez. Modern insanın kabusunun ortasında acılarıyla meşguldür. Gerçek olan onu geri dönüşü olmayan bir yalnızlığa iter. Hayat bıçağın sivri ucuna benzer. O kadar büyüleyicidir ki, dokunmak istersin. Ancak dokunduğunda bıçak parmağını keser. Edward’ın hayatı bize bunu anlatır. Ana karakteri Edward’ın alter egosudur. Sevdiği kadının yansımasını hayatına yön vermek için seçer. “Hayat bir kutu çikolata gibidir, sana ne çıkacağını bilemezsin.” Tıpkı Forrest Gump’ın annesinin söylediği gibi Edward da ona düşen payın esiri olur. Ama bilemezdi ki bu pay onun kabusu olsun…

nocturnal-animals-2016-teaser-trailer-universal-pictures-hd-mp4_000099920

Sinema Hayatın Yansımasıdır

Tom Ford, modern toplumun önyargılarla dolu iş hayatına, sanat anlayışına, sınıfsal ayrılıklarına kendi etkileyici üslubuyla yön veriyor. Modacı kimliğinde olduğu gibi ayrıntılarına önem vererek ustaca bir iş çıkartıyor. Herkesin sahip olabileceği iki can sıkıcı hayat hikayesine, sıradan olmalarına rağmen hayat veriyor. Tıpkı bir golemi canlandırırcasına etkin kılmayı başarıyor.

Jake Gyllenhaal ve Michael Shannon karakterlerini gerçek kılıyorlar. Tükürüğümüzün boğazımızda kalmasına neden oluyorlar. Adaleti istememizdeki nedenin intikam olmadığını ve sadece acıyan kalbimize merhem olmasını umut etmemizi anlatmaya çalışıyorlar. Amy Adams ise bize kibirli tarafımızı hatırlatıyor. Hep gerçek benliğimize sakladığımız ve aynı bedende yaşadığımız insanı yansıtıyor. Tıpkı Aaron Taylor-Johnson’ın ait hissetmediğimiz yanımızı tüm iticiliğiyle gözler önüne sermesi gibi. Bana nasıl bakarsan, ben öyle olurum demesinin nedeni de bu işte.

nocturnal-animals

Nocturnal Animals yani Gece Hayvanları… Bize zaman zaman hissettiğimiz duyguları armağan ederken, usta işi yönetmenliği ve tasarlanan görüntü tasarımıyla intihar etme isteğimizi körüklüyor. Çünkü izleyiciyi bir anlamda melankolik yapısına yolculuğa çıkartıyor. Yürek burkan, yalnız hissettiren, kabusu gerçek kılan bir filme dönüşüyor. Sinemada görmek istediğimiz bir deneyim, bir ağıt oluyor. Ne diyebiliriz ki; herkes bir gece hayvanıdır ve gündüzleri ışığa bakmayı sevdiğimiz için yaşarız.

kategori:
izlenim

ilgili