On Body And Soul: Beden ve Ruh veya Saatler/Geyikler

İçinden Ildiko Enyedi, Lale Müldür, Ingeborg Bachmann geçen bir yazı...

“İnsan dünyadan kaçamaz” Ingeborg Bachmann (Ağustos Böceği)
Sinemanın, diğer sanatlardan farklı olarak bütün sanat dallarına dokunma yeteneğine, onlara dönüşebilme gücü olduğuna, zaman zaman beyaz perdede tanıklık ediyoruz. Bu filmlerden biri de Beden ve Ruh. O bir şiir… Yönetmeni bir şaire dönüşürken biz izleyenler bir şiirin dizeleri arasında dolaştığımızı daha filmin ilk karesinde hissediyoruz. Adını koymamız için ise sonuna dek beklememiz gerek…
Genellikle filmlere çeşitli malumatlarla dolu olarak gideriz. Ben fragman izlemekten, öncesinde okumaktan, bilgilenmekten hoşlanmayan bir izleyiciyimdir. Beden ve Ruh ile ilk karşılaşmamız İstanbul Film Festivali sayesinde oldu. Afişini gördüğüm an izlemek istediğim filme bilet bulamadım. Katalogdan okumuş olmama rağmen uzunca bir süre filme (kar ve geyikler nedeniyle sanırım) Norveç filmi muamelesi yapmaya devam ettim. Filme birlikte gittiğimiz arkadaşım bu Macar filmi değil mi diye sorduğunda da neredeyse Norveç filmi dememek için kendimi zor tuttum. Garip bir sis tıpkı geyiklerin etrafını saran o kar gibi, bu filmle benim aramda durmaya devam etti. Diğer bir durumsa yönetmeniyle ilgiliydi. Yönetmenini yaşlı bir erkek olarak tahayyül etmiştim. Ta ki film bittiğinde bu filmi bir erkek çekemez diye kendimi düşünür buluncaya dek… Çünkü bu sinema yapıtı beni iki kadın şaire doğru yönlendirdi. Biri Ingeborg Bachmann diğeri Lale Müldür. Sanatla karşılaşmamız aslında tamamen tesadüfi, çağrışımlarla dolu bir süreçtir.

İki kadın şairin dizeleriyle, kadın yönetmen Ildiko Enyedi’nin filminin tıpkı aynı rüyaları farklı zamanlarda görmüşler gibi örtüşmesi beni bu satırları yazmaya itti. Bachmann o iki geyiğin gezindiği ormandan haberdar, dizelerinden bunu anlıyoruz; Lale Müldür ise o ormanda yaşamış, filmdeki karakter adeta kendisi gibiymiş, gibi yazmış. O yüzden bu yazının bundan sonrası filmi izleyenler içindir. Rüyayı bilenler / görenler için…
Lale Müldür’ün alıntıladığım tüm şiirleri Eylül 2001’de YKY tarafından yayınlanan “saatler/geyikler” isimli şiir kitabından. Kitap açılışını Rüyalar bölümüyle yapıyor. Film de kapanışını rüyaların bitimiyle yapıyor. Filmin sahneleri ile Lale Müldür’ün dizelerini aşağıda paylaşmaya çalışacağım ama en iyisi hem kitabı okumanız hem de filmi izlemeniz, sonra kendinizi tuhaflığın kollarına bırakmanız… Şiirler aksi belirtilmedikçe Lale Müldür’ün dizeleridir.

RÜYALAR

“BEYAZ KENTTE FİLMİNİ OYNUYORSUN
sen benden uzakta. ben de bu filme
boyun eğdim gibi bir şey.”

Tanışma Aşaması:

SAHNE 1 (DIŞ / GÜN – ORMAN )
Suyun kenarında iki geyik birbirine bakıyor; derin bir sessizlik var.

ŞİİR:
“ve platin bir su akıyor bedeninin
Çevresini.
bedenlerimiz yaban seslerle dolu
bedenlerimiz yaban seslerle dolu
bedenlerimiz yaban seslerle dolu
bedenlerimiz…”

* * *

SAHNE 2 (DIŞ / GÜN – ORMAN )
Geyikler kocaman bir sessizliği paylaşıyor; ‘geyiklerin bakışlarından’ bir anlayışı paylaştıklarını seziyoruz.

ŞİİR:
“Sessizliğimiz, o büyük sessizliğimiz bizim!”

* * *

SAHNE 3 (İÇ / GÜN – MEZBAHANIN YEMEKHANESİ )

Mária ona Marika denmesinden hoşlanmıyor ama Endre gene de söylüyor.

ŞİİR:
“Doğru! Dünyada oturmak tuhaf
Bir isim taşımak anı defteri taşır gibi.”

* * *

Anlama aşaması:

SAHNE 4 (DIŞ / GÜN – MEZBAHANIN SİGARA İÇME ALANI)
Anlamaya çalışmanın yoruculuğu ile korkuyorlar.

ŞİİR:
“gizem bir geyik başı gibi
uzanıyor aramızda. boynuzlarında
senin karmaşan ve sana ait
bilmediğim ve bilmek istemediğim
onca şey. buna benzer çözemediğim
birçok şey ormanda sarı yapraklar
birer ikişer düşmeye başladığı
zaman saçlarının arasından.
sarı bir yaprak fosili boynunun
tam kenarında.”

* * *

SAHNE 5 (İÇ / GÜN – MEZBAHADA BİR ODA )
Psikolog sorar; aynı rüyayı görmüyorsunuz değil mi? Bu bir şaka mı?

ŞİİR:
“iki geyik ormanın kuytularında
birbirine sarılmış yatıyor.
boynuzları birbirine geçmiş…”

* * *

SAHNE 6 (İÇ / GÜN – MEZBAHA)
Endre telefon numarasını ister, telefonu olmadığı için Mária numarasını veremez. Endre vermek istemediğini düşünür.

ŞİİR:
“Yanımda birisi
Var. İleriki
Masada korkunç
suratlı yaşlı
bir adam var.
Beni ara diyor
Ve 33.1’le başlayan
bir numara veriyor.”

* * *

SAHNE 7 (İÇ / GECE – MÁRİA’NIN EVİ)
Çalan telefonlar, hiçbir şeyi unutmayan Maria;

ŞİİR:
“bir kez gece on’a doğru bir
Kez de gece 8.30 da aradın beni”

* * *

SAHNE 8 (İÇ / GÜN – PSİKOLOG OFİSİ)
Maria hala çocukken gittiği psikologa gidiyor. Ona danışıyor.

ŞİİR:
“Ve kalbimin porselen gibi olduğunu
Hiç unutma. çocuk gibi olduğumu
Söylemiştin zaten.”

Tanıma aşaması:

SAHNE 9 (İÇ / GÜN – LOKANTA)
Birlikte yemeğe giderler.
ŞİİR:
“beni sevdiğin zaman
yeşil kadife tüylü bir geyik
ormanda su içiyor. ya da yeşil
kadife tüylü bir su akıyor
boynuzlarımızın arasından.”

* * *

SAHNE 10 (İÇ / GECE – ENDRE’NİN EVİ)
Birlikte aynı evde uyurlar.

ŞİİR:
“iki geyiğin birbirine geçtiği
yerde orman ışığı kırılıyor.
“kalbin ilmini yap” diyor bir ses.”

* * *

SAHNE 11 (İÇ / GÜN – MEZBAHANIN YEMEKHANESİ)
Aşkın şaşkınlığı sarar onları.
ŞİİR:
“bazen ama bir insanla bir şey olur
kısa süren bir şey
iki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi
bazı insanlarla
yıllarca görüşsen de
bir şey olmaz.”

* * *

SAHNE 12 (İÇ / GÜN – PLAK DÜKKANI)
Maria aşkın şarkısını arar ve bulur: Laura Marling’in “What He Wrote” isimli şarkısı.

ŞİİR:
“daha kavga etmedik
boynuzlarımız birbirine dolaştı ama sadece ormanda uykuda.
bak hala “major tom” çalıyor pikapta…”

Kaçma Aşaması:

SAHNE 13 (İÇ / GÜN – MEZBAHANIN YEMEKHANESİ)
Yemekhanede terk eden erkek;
ŞİİR:
“yıldızın parladığı an çekip gidişin
400 vuruşlu altın bir darbe”

* * *

SAHNE 14 (İÇ / GECE – MARIA’NIN EVİ)
Ayrılığın soğuk yüzü;
ŞİİR:
“seninle biz hiç kavga etmeyelim
çünkü geyikler kavga ettiğinde
boynuzları birbirine dolanır ve
ölürlermiş.”

* * *

SAHNE 15 (İÇ / GECE – MARIA’NIN EVİ)
Maria intiharı dener;
ŞİİR:
“yüzü tülle örtülü bir kadın
bileklerini kesiyor”

Kavuşma Aşaması:

SAHNE 16 (İÇ / GECE – ENDRE’NİN EVİ)
Birbirlerinden kaçtıkları hızla kavuşurlar; korku yerini sarılmaya bırakır.
ŞİİR:
“henüz korkuyorum
seni nefesimin incecik telleriyle bağlamaktan,
düşlerin mavi bayraklarıyla süslemekten
ve sisli kapılarında karanlık şatomun,
beni bulasın diye meşaleler yakmaktan;

henüz korkuyorum seni alacalı günlerden
ve güneş zamanının altın çavlanlarından
ayırmaktan,
ayın o korkunç çehresinde
gümüş rengi köpükler saçtığında yüreğim.
kaldır başını ama bakma bana!
indirilmekte bayraklar, meşaleler sönmüş,
ve ay kapanmış kendi yörüngesine.
gel, zamanıdır artık, gel
ve tut beni, ey kutsal çılgınlık!” Ingeborg Bachmann (Henüz Korkuyorum)

* * *

SAHNE 16 (İÇ / GÜN – ENDRE’NİN EVİ)
Rüyayı, geyikleri yitirirler, şarkı ve aşk kalır geriye…

ŞİİR:
“Duruyoruz. Kesiyoruz ağırdan yürümeyi.
Varmak istediğimiz son da bozulacak yoksa.
Yaradana çeviriyoruz gözlerimizi:
Değeriz artık bir veda şarkısına!” Ingeborg Bachmann (Gidiyoruz Tozlanmış Yüreklerimizle)

* * *

SON
Ildiko Enyedi ile Lale Müldür’ü birleştiren, kimbilir, Bachmann’ın da sözünü ettiği o karanlık nehiri görmüş olmalarıdır.
“unutma, sen de ansızın, hani
o sabah, kurumamışken daha
döşeğin çiy yağmurlarından
karanfil henüz uyurken göğsünde
görmüştün o karanlık nehri
akıp giderken senin kıyılarından “Ingeborg Bachmann (Karanlık Şarkılar)

kategori:
izlenim

ilgili