bakınız

Onur Ünsal Röportajı

onur-unsal-roportaji-pandoranin-kutusu.jpg

85 doğumlu olmasına rağmen, yer aldığı proje seçimleri ve performansıyla ileriye dair çok şey söyleyen bir oyuncu: Onur Ünsal. Devrim Arabaları’ndan sonra, Yeşim Ustaoğlu yönetiminde Pandora’nın Kutusu filminde de boy gösteren başarılı oyuncu, sağolsun röportaj talebimizi kabul etti. Üşenmeden, uzun uzun sorularımızı yanıtlayan Ünsal’a bir kez daha teşekkür etmek lazım.

Lafı fazla dolandırmadan, yıldızı şimdiden parlamış; kendisini hep kaliteli projelerde göreceğimizi umduğumuz söyleşiyle başbaşa bırakalım.

Pandora’nın Kutusu’na gelmeden önce, kendi ağzından Onur Ünsal’ı tanımak isteriz.

Onur Ünsal 85, İzmir-Karşıyaka doğumlu. Lise üçte İstanbul’a taşındım ve İstanbul Devlet Konservatuarı, Tiyatro bölümünde okudum. İki yıl önce de mezun oldum.
2004 – Oyun Atölyesi’nde “Azrail’in Gözyaşları”, 2006 – Dot tiyatrosu’nda “Çok Uzak” ve 2006 – 2007 – 2008 – Oyun Atölyesi’nde “Hırçın Kız” adlı oyunlarda rol aldım.

Ayrıca 2004 – Atıf Yılmaz’ın “Eğreti Gelin”, 2005 – Şahin Alparslan’ın “Şaşkın”, 2007 – Yeşim Ustaoğlu’nun “Pandora’nın Kutusu”, 2008 – Tolga Örnek’in “Devrim Arabaları” adlı filmlerinde ve;

2006 – 2007 – “Ezo Gelin”, 2008 – “Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı T.V. dizilerinde rol aldım. 2008 – “Canım Ailem” adlı televizyon dizisinde hâlâ rol almaktayım.

Tiyatro çalışmalarınız da devam ediyor mu? Şu sıralar neler yapıyorsunuz?

Tiyatroda bu sene bir şey yapmıyorum. Ama yeni oyun projelerimiz var. Şu sıralar elle tutulur başka bir şey yok galiba.

Seçici bir yapınız var mıdır, yoksa hangi rol olsa oynarım mı dersiniz? Örneğin kapınızı birden fazla proje çaldığında, belirleyici faktörleriniz neler oluyor?

Seçici bir yapım var diyebilirim, evet. Rol alacağım ürünün ne olduğu belirleyici sebeplerin en başında geliyor. Film mi, oyun mu; televizyon için dizi mi, reklam mı… Esas işim tiyatro oyunculuğu olduğu için, bu konuda çok daha açık ama çok daha dikkatli düşünüyorum. Aynısını filmler için de söyleyebilirim aslında. Ama televizyon biraz daha değişik bir yargıya sahip bence. Beni daha az heyecanlandırdığı doğrudur. Ancak şu anda çalıştığım işi tenzih etmek isterim.
En doğrusu, beni ne kadar heyecanlandırdığıyla ölçüyorum diyebilirim.

Sinema oyunculuğunuz Atıf Yılmaz’ın Eğreti Gelin’iyle başlamıştı. Sonrasında Şaşkın adlı film ve Devrim Arabaları… Yönetmen Tolga Örnek Devrim Arabaları’nda genç yetenek olarak sizi çok tutuyordu. Sizce, yönetmenin size bu kadar güvenmesinin nedeni neydi?

Tolga Örnek bence çok çalışkan bir yönetmen. Onun için söyleyebileceğim ilk şey budur. Oyun Atölyesi’ne sayısız kere gelip oyun izlemiştir. Onunla orada tanıştık. Haluk Bilginer sanırım tanışmamızdaki etkendi. Sonra güzel bir dostluğumuz oldu. Arada görüşmeye, beraber başka oyunlara gitmeye ve projelerden bahsetmeye başladık. Devrim Arabaları filmi tam du bu süreçte anlattığı bir projeydi ve içinde yer almaktan çok mutlu olacağımı söylediğimi hatırlıyorum. O da benim için rolde ufak değişiklikler yaptı. Aslında bu film çekilmeden önce başka bir iş için de konuşuyorduk kendisiyle. Ama kısmet bu güzel filmeymiş. Bu arada film 24 nisanda tekrar vizyona girecekmiş.

Devrim Arabaları’nda oynadığınız Necip karakterinin günümüzdeki halini de Haluk Bilginer oynamıştı. Duyduğumuza göre bu sizin için de sürpriz bir gelişme olmuş. O an hissettiklerinizi bizimle de paylaşır mısınız?

Evet. Ben yaklaşık 5 senedir – oyunum olsun olmasın – Oyun Atölyesi’nde çalışıyorum. Zamanımın büyük çoğunu orada geçirdim ve gerek tiyatronun yönetmeni Kemal Aydoğan’ın, gerekse Haluk Bilginer’in üzerimde büyük emekleri vardır. Ayrıca, bir oyuncu olarak Haluk Bilginer’in ne kadar müthiş bir oyuncu olduğunu düşündüğümü söylemeyeceğim bile. Hep onunla bir işin içinde yer almak istiyordum. (Aslında okulda öğrenciyken bir bölüm “Tatlı Hayat”ta oynamıştım) . Tolga Örnek’in bundan önceki projesinde oğlunu oynayacaktım, olmadı. Bu heyecanımı bildikleri için, film setinde son iş günümde, Haluk Hoca’nın, Necip karakterinin bugünkü halini oynayacağını söylediler. Benden de bunu film boyunca saklamışlar. Gerisini düşünün işte.

Gelelim Pandora’nın Kutusu’na. Bu projeden bihaberken Yeşim Ustaoğlu’nun filmlerini izlemiş miydiniz? Yönetmen hakkında nasıl bir algınız vardı?

Bulutları Beklerken ve Güneşe Yolculuk’u izlemiştim. Ama İz ve Sırtlatındaki Hayat belegesellerinden haberim yoktu. Hikayelerinin çok can alıcı ve cesur olduğunu düşünmüştüm hep. Çok az sayıda profesyonel oyuncuyla çalışması da, onun hikâyelerindeki gerçeklik duygusunu arttıran etmen diye düşünürdüm.

Pandora’nın Kutusu’na nasıl dahil oldunuz ve senaryoyu ilk okuduğunuzda bu filme sizi çeken ne oldu?

Pandora’nın Kutusu filmi için görüşmeye gittiğimde tanıştım Yeşim Ustaoğlu’yla. Tahminimden çok daha sakindi. Bu projeden bahsetti ve hatırladığım kadarıyla hemen çalışmaya başladık. Bol bol vakit geçirdik ve filmin çekimine kadar bir buçuk sene boyunca bunu devam ettirdik.

Pandora’nın Kutusu filminin senaryosu çok iyi bir senaryo bence. Bu sefer rotayı azınlıklardan ortasınıfın buhranına çevirmişti. “Murat”, benim jenerasyonumun, nasıl desem, sıkışmışlığının karakteriydi. Bunu çok derinden hissetme ve aynı şekilde izleyiciye yansıtabilme düşüncesi beni çok heyecanlandırdı. Bu senaryo ve oynadığım karakterin çok önemli bir derde çözüm aramaya çalıştığı düşüncesi, benim yaptığım işin en anlamlı yanıydı.

onur-unsal-roportaji-pandora-nin-kutusu.jpg

Yeşim Ustaoğlu sizin bu role çok yatkın olduğunuzu, sizi görür görmez Murat rolü için aradığı isim olduğunuzu düşünmüş. Siz Yeşim Ustaoğlu için neler söylersiniz? Çok yönlendirdi mi sizi sette yoksa sizin yaratıcılığınıza da alan bırakıyor muydu?

Her ikisi de. Aslında dediğim gibi bu film için uzun süre kafa yordu benimle. Tüm oyuncularla sete gidene kadar bir sürü prova yaptık. Bu provaların hepsi sahnenin nereye gitmesi gerektiğini kavramamız için yapılan doğaçlamalardı. Film setine geçtiğimizde artık ayaklarım yere basıyordu. İşte o çekimler, bizim kafamızda bunlarla baş başa bırakıldığımız, yaratıcılığımıza güvendiği o alanların içinde çekildi. Konsantrasyonumuz için her türlü mânevi konfor vardı demek istiyorum.

(Onur Ünsal’ın notu: Bu sorulara yazarak cevap verdiğim için mecburen biraz edebi oluyor.)

Bu rol sizin için, sinema özelinden gidersek, oynadığınız diğer karakterler arasında nasıl bir yer işgâl ediyor?

Murat benim oynadığım diğer rollerin içinde en bana yakın olanıydı. Rolü çıkartmaktan çok sahneleri anlamlandırmakdı önemli olan. Daha önceki filmlerimin ikisi de dönem filmiydi. Bir tanesi de bambaşka bir romantik komedi filmiydi. Tiyatrodaki rolleri hiç saymayayım; onlar iyice kopuk.

yesim-ustaoglu-onur-unsal-pandora-nin-kutusu.jpg

Pandora’nın Kutusu’nun, San Sebastian Film Festivali’nden en iyi film ödülü almasını bekliyor muydunuz?

Filmi izlemeden önce düşünmüyordum. Ama filmin gösterildiği gece verebilirler demiştim.

Tsilla Chelton Nusret Hanım rolüyle 28. Amiens Film Festivali’nde ve San Sebastian Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu seçildi. Kendisi ile çalışmak nasıl bir tecrübeydi sizin için? Chelton için neler söylersiniz?

Tsilla Chelton 90 yaşında bir kadın. Fransa’nın en meşhur oyuncularından. Üstelik onun kariyeri ve tanınmışlığı televizyonsuz bir dönemde başlıyor. Bu yaşında bir türk yönetmen gelip karadenizli bir alzheimer hastasını oynamasını istiyor. Ve o da kalkıp gelip bu rolü hiç bilmediği bir dilde oynayıp, katıldığı festivallerdeki ödülleri toplayıp gidiyor. Bizim ondan aldığımız derslerin dışında, başkalarına da ders vermiştir umarım.

(Onur Ünsal notu: Bu soruyu hep sordukları için klişe cevabımdan uzaklaşıp vermek istediğim cevabı veriyorum ilk defa.) 

Güzin karakterini canlandıran Övül Avkıran da, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden en iyi yardımcı kadın ödülü ile döndü. Aynı projede yer alan oyuncular adına, rol arkadaşının ödül alması nasıl bir duygudur? Bu filme gelen ödüller size neler hissettiriyor?

Ödüllerin hepsi için tek bir şey söylemek istiyorum (Hepsinin hakedilmişliğinin dışında). Ödül bu filmin türk izleyicisi için izlenilip yaratacağı, değiştireceği, düşündüreceği hislerle gelecek. İşin ticarî yönüne ve filmi tanıtmaya olan katkısını yadsımıyorum. Ama bir eseri, alacağı ödül için yapmak düşünülemez bile.

Pandora’nın Kutusu dördüncü filminiz. İlk set gününüzden bugüne, sinema tecrübesi anlamında kendinizde nasıl bir değişim görüyorsunuz?

Çok filmde çalışmak pratiğiniz arttırabilir, evet. Ben henüz dört filmde rol aldım gerçi ama yine de şunu söyleyeceğim: esas olan doğru kişilerin ve doğru projelerin görünen yüzü, aracısı olmak. Değişim de, gelişim de buradan etkilenmekle oluyor galiba. Ben bu anlamda olgunlaşmaya başladığımı düşünüyorum. Ama bunu anlatmak zor. Bakış açınız, yaklaşımınız, hikâyeniz, malzemeniz, kendinizi bilmeniz, algınız… hemen hemen hepsi bu değişimin içinde.

Nasıl bir sinema izleyicisi olduğunuzu da merak ediyoruz. Bir filmi izlemeden önce oyuncu kadrosuna mı, yönetmenine mi, yoksa başka unsurlarına mı bakarsınız? Ve elbette, tâkip ettiğiniz oyuncu ve yönetmen isimlerini de bu sorunun cevabında görmek isteriz.

Takip ettiğim oyuncu ve yönetmen yok. Ama artık takip etmeyeceğim oyuncu ve yönetmenler olmaya başladı. Bunu çok basit bir izleyici olarak söylüyorum. Takip etmekten çok, şu anda tanık olma durumundayım. Katıldığımız festivallerde izlediğim onlarca dünya sineması örneği de bunu kanıtlıyor. Bilmediğim o kadar çok ürün varmış ki… En çok onları takip etmeye çalışıyorum.
Duygusal olarak bazı iyi oyuncuları çok merak etmiyor değilim aslında. Daniel Day Lewis… güzel cevap olur.

Bu yıl hangi filmleri izleyip çok beğendiniz peki? Bakınız okurlarına “bunu mutlaka izlemelisiniz” dediğiniz bir film var mıdır?

Yabancı film olarak bu sene Cannes’da en iyi filmi almış olan “Sınıf” ve yerli filmlerden de “Sonbahar” çok iyi filmlerdi.

Son olarak; gelecekte Onur Ünsal kendini nerede, hangi rolü oynarken görüyor? Oyunculuğa dair en büyük hayali nedir?

Valla oyunculukta en büyük hayalim başarılı olmak. Samimiyetle söylüyorum bu sorunun cevabı bende gerçekten bu kadar.

Kategori: Röportajlar | Yazıda Geçen İsimler: , , , | Sayfa Adresi