Orphan Black: Kimim Ben?

Edip Can Rende, ikinci sezonu hızla yaklaşan Orphan Black'i yazdı....

Siyah mini-etek, siyah deri mont giymiş, kısacası siyahlara bürünmüş olan seksi bir kadın metrodan iner, telefonda birisiyle konuşup kızıyla görüşmek istediğini dillendirir, telefonun yüzüne kapatılması üzerine kızar. Kızgın olduğu o an bir kadının eşyalarını bıraktığını ve yüzünü ona döndüğünü fark eder. Bir de ne görsün! Bu kadın onun tıpkısının aynısı! Derken kadın kendisini metronun önüne atar.
2

Özellikle sinemada sıkça işlenen “klon” temasına sırtını dayayan BBC America ve Space (Kanada TV kanalı) dizisi “Orphan Black” geçen sene bu ay yayın hayatına başlamıştı. İlk sezonu on bölümden ibaret olan bu dizi yukarıda anlattığım şekilde açılıyordu. Beş para etmez bir herifle sevgili olan, parası olmadığından kızının velayetini alamayan Sarah dizinin merkezinde yer alıyor. Tek amacı yüklü miktarda para kazanıp kızı ve üvey kardeşi Felix ile birlikte o topraklardan kaçmak olan Sarah metronun önüne atlayıp intihar eden ikizi Beth’in kimliğini çalar. Tahmin edileceği üzere de kendisini akıl almaz bir olaylar silsilesi içinde buluverir.

Dizi kanımca geçen senenin en kaliteli işlerinden. Diziyi bu denli iyi kılan nedenlerin sayısı ise hiç de az değil. Merkeze sorunlu ve öksüz bir kadın olan Sarah’yı koysa da hikayedeki her karakteri, özellikle de Sarah’nın da dahil olduğu klon kulübündeki bütün klonları ilmek ilmek işliyor. Sarah’nın tıpkısının aynısı olan bilim insanı Cosima, bir banliyöde hayatına devam eden tedirgin Alison, bir kilisede büyütülmüş ve psikopatlaşmış Helena, hasta olan Alman bir kadın, sadece açılış sahnesinde görsek de dedektif Beth enfes nüanslarla birbirlerinden farklılaştırılmışlar. Bu klonları bu derece ilgi çekici yapan sadece dizinin senaristleri değil; senaristlerden daha fazla yük taşıyan aktris Tatiana Maslany. Bazen aynı sahnede üç karakteri de oynayan Maslany aksanlarından görünüşlerine, beden dillerine ve mimiklerine kadar bütün karakterlerine rahatça(?) bürünmeyi ve bütün karakterlerde inandırıcı olup gerçekliği zedelememeyi beceriyor. Alison rolündeyken Sarah’yı taklit etmesi gibi izleyen herkesin aklına kazınan ilginç ve etkileyici birçok sahnesi var Maslany’nin. Hani sırf Maslany’nin sekiz karakterdeki performansı için bile izlenir şu dizi. Öte yandan bu karakterlerin kimlik sorunsalları da (kimim ben, klon muyum, orijinal miyim, neden öldürülmek isteniyorum, klon isem neden yaratıldım gibi Atinalı filozoflardan beri sorageldiğimiz sorular) özellikle bu sezonda daha iyi işlenecek gibi görünüyor.

3

Tabi tek başarısı klonlardan eşcinsel ve epey eğlenceli, pratik zekalı Felix, “the dick” olarak lanse edilen Victor ve dizinin kötülerine kadar bütün karakterleri derinleştirmesi değil. Neredeyse her bölümünde temposu daha da yükselen (on bölümü iki günde bitirmek olası) dizi gizemini de hiçbir şekilde yitirmiyor. İlk bölümlerde bir hayatta kalma savaşını (klonların kendilerini öldüren kişiden kurtulma çabalarını) anlatan dizi başka karakterler üzerinden de klonlamanın nedenini anlatıyor. Ama on bölümde klonlama mevzusundaki sır perdesinin kaldırılmadığını, bunun ikinci sezona ötelendiğini belirtelim. Polisiye, gizem, gerilim, dram, aksiyon ve bilim-kurgu türlerini etkileyici bir şekilde harmanlayan “Orphan Black”in öyküsünü fazla karanlıklaştırmadığını (ben daha karanlık ve gerilimli olmasını isterdim aslında); Victor, Alison ve Felix üzerinden bir hayli eğlenceli sekanslarla izleyiciyi eğlendirebildiğini de söylemek mümkün.

1

Klon ve evren temalarına ilgi çekici olan ve şimdilik klişeye kaçmayan bir bakış atan yaratıcılar açıklamalarında diziyi hayata geçirirken Christopher Nolan’ın başyapıtı “Memento”dan esinlendiklerini ifade etmişlerdi. Ki dizinin özellikle karakterlerinde Nolan/”Memento” etkisi belli oluyor. Bunun dışında dizide hiç mi zayıf nokta yok diye sorulursa buna “yok!” diye cevap veremem ne yazık ki. Mesela Paul’u kotaran Dylan Bruce’un performansı diğerlerinin bir hayli gerisinde. “Desperate Housewives” tadını veren (amaç da buydu herhalde) altıncı bölümün tamamını kaplayan banliyö öyküsünün gereksiz yere uzatıldığını da söylemek mümkün. Zekice hamleler yapılmaz, olaylar başka yönlere kanalize edilmezse dizinin sıradanlaşma ihtimali de var gibi görünüyor. Ortaya çok soru atıp bunları cevaplamamak da “Lost”un düştüğü hataya düşülmesine neden olabilir.

Gene de bu gibi ufak tefek sorunları dert etmemek gerek. 19 nisanda ikinci sezonuyla dönmeye hazırlanan “Orphan Black” dizisini halen izlemeyen varsa şiddet kullanmadan tavsiye ediyoruz. İzleyin. Büyük ihtimalle pişman olmayacaksınız.

kategori:
haber

ilgili