Over Your Cities Grass Will Grow

Ralph ve Joseph Fiennes’in kızkardeşi Sophie Fiennes’in 1990’lı yıllarda başladığı belgesel sinemacılık yaşamı bir süredir geniş bir çevre tarafından yakından takip ediliyor. Özellikle Slajov Zizek’le birlikte hayata geçirdiği “The...

Over Your Cities Grass Will Grow

Ralph ve Joseph Fiennes’in kızkardeşi Sophie Fiennes’in 1990’lı yıllarda başladığı belgesel sinemacılık yaşamı bir süredir geniş bir çevre tarafından yakından takip ediliyor. Özellikle Slajov Zizek’le birlikte hayata geçirdiği “The Perverted Guide to the Cinema” sadece Zizek’in kişiliği ve söyledikleriyle değil, sağlam sinematografisiyle de dikkat çekiyordu. Çıraklık dönemini Peter Greenaway’in asistanı olarak geçiren Fiennes, belgesel filmlerinde kendine ait bir sinema grameri oluşturmayı başarmıştı.

Sophie Fiennes 2008’den itibaren bambaşka bir önemli ismin hayatına ve yapıtlarına odaklandı. İki film arasındaki fark oldukça büyük, çünkü filozof, sosyolog, eleştirmen Zizek, mesleği gereği belgesel boyunca devamlı konuşmak zorunda kalırken, Fiennes’in “Over Your Cities Grass Will Grow”un konu aldığı Anselm Kiefer, yapıtlarını konuşturuyor.

Anselm Kiefer, modern sanatın yaşayan en önemli isimlerinden biri… Yaptıklarının farklılığı, özgünlüğü ve büyüklüğü nedeniyle onu herhangi bir sanat dalının içinde konumlamak mümkün değil. Bazen “Yeni Sembolizm”, bazen de “Endüstriyel Sanat” olarak nitelense de kendisi tüm yapıtlarını sıkılan ve mutlu olmaya çalışan bir adamın eserleri olarak nitelendiriyor. (“Hayatımda bir gün bile mutlu olmadım” dediğini de kısa bir not olarak verelim)

1993’te Fransa’nın Barjac bölgesinde 35 hektarlık bir bölgeye yerleşen Kiefer, Olgunluk dönemine geçti ve sanat çevrelerini kendisine hayran bırakan eserlerini oluşturmaya başladı. 2009’a kadar geçen 16 yıllık süre içinde, beton, cam, demir, moloz ve farklı inşaat malzemelerini kullanarak bir paralel evren yarattı. Yeraltı tünelleri, özel malzemeler kullanarak kurduğu amfi tiyatrolar, havuzlar ve birbirinden farklı birçok yapıyla bezediği alanı eserleriyle bütünlük sağlayan resim ve heykelleriyle süsledi.

İki yıl önce artık Barjac’ı bırakıp, Paris’in hemen dışında kendisine tahsis edilen yeni bölgesine taşınmak için hazırlıklar yapmaya başlayan Kiefer, Sophie Fiennes’le bağlantı kurdu. Kiefer, Barjac’taki eserlerini hiç dokunmadan bırakacak ve doğanın galip gelmesini, eserlerinin üzerinde çimlerin büyümesini uzaktan izleyecek. Bölgeden ayrılmadan önce yapıtlarını ve son çalışmalarını belgeletmek isteyen Kiefer, Fiennes ile birlikte “Over Your Cities Grass Will Grow”u hayata geçirdi.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/Over_Your_Cities_Grass_Will_Grow_1.flv /]

Kiefer’in sanatını, eserlerin içinde gezen, çalışmaları kenardan izleyen sessiz bir gözlemci gibi filme aktaran Fiennes, filmin bilgi veren değil, Kiefer’in sanatıyla etkileşen bir yapıda çekmeye çalıştığını belirtiyor:

“Barjac’a gittiğinizde sadece mecazi olarak değil, sözlük anlamıyla da onun dünyasına giriyorsunuz. Herşeyin farklı olduğu bir paralel evren gibi. Toplam 48 binada karşılaştığım yüzlerce eseri iki boyutlu bir bakış açısıyla değil, içlerinde gezen, etraflarında dolaşan bir gözle sinamaya aktarmaya çalıştım. İnsanların bu paralel evrene kenardan bakmasını değil, içinde dolaşmasını istedim”

“Kiefer’le birlikte birçok sinematik oyuncağı da kullanarak koreografik bir lisan yaratmaya çalıştık. 2008’den bu yana 4 kez 2-3 haftalık süreler içinde Barjac’ı ziyaret ettik. Ziyaretlerimiz öncesinde özel olarak hazırlanıyordu. Bizi genel olarak o yönlendirdi.”

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/Over_Your_Cities_Grass_Will_Grow_2.flv /]

“Kiefer sanat dünyasına uymuyor. Filmi ilk kez izlettiğim arkadaşlarım onun eserleriyle girdiği etkileşimi şaşkınlıkla izlediler. Farklı bir jenerasyondan. 1945 yılında savaşın son günlerinde Almanya’nın güneyinde doğmuş. Doğduğu dakikalarda bir bombardıman devam ediyormuş. Doğumu sokaklarına iki bomba isabet ederken gerçekleşmiş. Hayatının ilk yıllarını yıkıntılar ve molozlar arasında geçirmiş. Şimdi o yıkıntıları sanata, eşsiz eserlere çeviriyor. Tüm eserlerinin çimlerle kaplanmasını istemesini de anlayabiliyorum. Yeni bir hayatın yeşermesine her zaman büyük bir saygı duyuyor.”

Cannes’da ilk kez gösterilen belgesel, büyük övgüleri de beraberinde getirdi. Times yazarları filmi anlatırken “Filmi izlemeden önce Kiefer’in büyük bir sanatçı olduğunu biliyorduk. Filmden sonra neden büyük bir artist olduğunu anladık” cümlelerini kullanmış. 15ekimde İngiltere ve ABD’de sınırlı sayıda salonda gösterime giren filmi ülkemizde izleyebilmek için her zaman olduğu gibi bir süre beklemek durumunda kalacağız.

kategori:
haber

ilgili