Party Girl: Alışmış Kudurmuştan Beterdir

Haktan Kaan İçel, İstanbul Film Festivali filmlerinden Party Girl'ü yazdı....

Cannes film festivalinde en iyi ilk film ödülü aldığında dikkatleri üzerine çeken Party Girl, oyunculuk deneyimi yok denecek kadar az olan başrolleriyle adından bolca söz ettirmişti. Bratislava ve Gijon gibi daha orta ölçekli festivallerde ödüller aldıktan sonra İstanbul Film Festivali vasıtasıyla da ülkemizde beyazperdedeki yerini aldı.
party-girl-angelique-litzenburger
Filmin konusundan kısaca bahsedersek; Angelique pavyonda çalışan yaşını başını almış bir kadındır. Hayatı boyunca bu meslekte çalıştığından alkol ve sigara dumanlarının arasında nefes alabiliyordur. Ancak yaşlanmasından dolayı fazla müşteri bulamamaya başlar. Bu yüzden de eski bir müşterisini ziyarete gider. Eski müşterisi Michel ona evlenme teklif eder. Artık bu işi yapmak zorunda değildir. Ancak Angelique’in kafası karışır. Çünkü daha önce bu hayat dışında başka tür bir hayat yaşamamıştır.

Filmdeki karakterlerin hepsi kendi adını ve soyadını kullandığından rollerine girmekte zorluk çekmediklerini düşünüyorum. Zaten oyuncuların aile bağları gerçek hayatta da bir kısmiyle aynı olduğundan kendilerince samimiyetleri mevcut… Filmin yönetmenleri bu durumu artıya çevirmek istemişler ve tanıdıkları insanlarla çalışmışlar. Yönetmenleri diyorum, çünkü filmin tam üç yönetmeni var. Marie Amachoukeli – Barsacq, Claire Burger ve Samuel Theis beraber çalışarak filmi çekmeyi tercih etmişler. Genelde kısa hikayelerden oluşan filmlerde bu tip örneklere rastlasak da Party Girl’de bu kural kırılmış gözüküyor.party_girl_4

Filmin sorunlarına gelirsek. İlk olarak çok büyük bir bir tempo sorunu var. Yer yer öyle monotonlaşıyor ki, sıkılmamanız işten bile değil. Bu filmin akıcılığına darbe indiriyor. İkinci sıkıntı ise karakterlerin çok itici olmaları denilebilir. Ne bir özellikleri var, ne de çekici taraflarını bulmak mümkün değil. Bu da haliyle filmle bağlarınızı zayıflatıyor.

Party Girl’ün en güçlü yanı ise gerçeklik hissi denilebilir. Gerçek aile bireyi olmalarının artıları bu kısımda da farkedilebilir düzeyde olmuş. Duygusal bütünlük bazı sahnelerde seyirciye dokunaklı gelebilir. Filmi bu kısımlardan yakalamayı başaranlar için konu artıya geçebilir.PartyGirl (6)

Ana karakterin pavyon yaşantısına aşinalığından dolayı, normal hayata ayak uyduramamasına karşın, normal hayata geçişini gösterişçi bir üslupla sergilemeye çalışması pavyondaki diğer arkadaşlarına hava atma çalışmasından öteye gitmiyor. Bu da aslında devri geçen bir kadının kayboluşunun hikayesi olarak kayıtlara geçiyor. Hikaye kendince bir yerlere oturtulmak istense de, bir yere kadar gidiyor ve sonrasında sıkışıyor. Bu filmin ilerlememesine neden oluyor.

Sonuç olarak belki biraz ağır olacak ama Cannes’da kazanılan ilk film ödülünü maalesef o sene rakiplerinin kalitesizliğinin neden olmuş olabileceği kuvvetli ihtimal. Çünkü film genel hatlarıyla alt seviyelerde gezinirken, teknik bakımdan da albenisi olan bir görsel yönetime sahip olmadığını söyleyebilirim. Benim açımdan tam bir hayalkırıklığı oldu… Adını bir şarkıdan alan Party Girl, kendince tek kişi odaklı bir film olarak idare etmeye çalışsa da, tek karakter bile filmi taşıyamayarak batmasına neden oluyor. En iyisi mi gemi batmadan filikalara geçmek seyir zevki açısından en isabetli karar olacaktır.

kategori:
haber

ilgili