Patrick Melrose: Benedict Cumberbatch’ten Oyunculuk Şovu

Patrick Melrose dizisi üzerine...

Yazı, Patrick Melrose dizisinin tüm bölümleriyle ilgili spoiler içerir.

Benedict Cumberbatch, Hugo Weaving, Jennifer Jason Leigh, Holliday Grainger’ı buluşturan Showtime/Sky mini dizisi Patrick Melrose yazar Edward St. Aubyn‘in roman serisinden uyarlandı. Aubyn üst sınıftan alkolik, uyuşturucu bağımlısı Melrose’la ilgili beş roman (Mother’s Milk, Never Mind, Bad News, Some Hope, At Last) kaleme almıştı. Bu beş romanın beşi de Melrose’un hayatının farklı zamanlarına odaklanıyor. Her bir roman sadece bir günde geçiyor. Senaryoları kaleme alan David Nicholls, Aubyn’in farklı zamanlarda ama tek günde geçen anlatımına sadık kalmış, ama flashbacklerden de yararlanmış. Zira dizinin de her bölümü farklı zamanlarda ve tek günde geçiyor.

Dizinin ilk bölümü Temmuz 1982’nin herhangi bir gününde geçip Patrick’in (Cumberbatch) uyuşturucu bağımlılığını, alkolikliğini ve suistimali atlatamamış olmasını, beri yandan babasının ölümünün kendisinde yarattığı duyguları işliyor. İkinci bölümde geçmişe -Eylül 1967-, Patrick’in çocukluğuna, babası David (Weaving) tarafından tecavüze uğradığı güne dönülüyor. Üçüncü bölüm 1990 yılında geçip artık bağımlı olmayan Patrick’in bir davete katılması, burada ilk kez bir arkadaşına tecavüzden bahsetmesi anlatılıyor. Dördüncü bölümse Ağustos 2003’te geçip Patrick’in evliliğine, alkol bağımlılığına, babalığına ve artık yaşlanmış, bir ayağı çukurdaki annesiyle (Leigh) ilişkisine değiniliyor. Dizi Nisan 2005’te geçen ve annenin ölümünü işleyen beşinci bölümle sona eriyor.

Cumberbatch bir röportajında her bölümün bir dizi bölümü gibi değil de bir film gibi kurgulandığını belirtmiş, ki son derece haklı. Nicholls’ın kaleme aldığı, Edward Berger‘ın yönettiği bu beş bölümde anlatılan öyküler bölümün sonunda bitiriliyor, bir sonraki bölümde o güne dönülmüyor, tam tersine ya on beş yıl öncesine dönülüyor, ya da yirmi üç yıl sonrasına geçiş yapılıyor. Amaç; Patrick’in hayatının farklı dönemleri işlenirken tecavüzün bireyde yarattığı tahribata odaklanmak. Yıkımı da, toparlanma çabalarını da gayet iyi işlemiş Nicholls. İlk bölüm diğer bölümlerden mizah olarak farklılaştırılmış. Bu bölümde Patrick’in uyuşturucu bağımlılığı mizahtan uzaklaşmadan işlenip sıkça gülümsetiyor. Aslında bağımlılığın arkasında büyük bir mevzu olduğu çıtlatılıyor, fakat mizahtan fazla uzaklaşılmıyor. İlk bölümde uyuşturucu bağımlısı Patrick’in dumanlı kafası/uyuşturucu bağımlılığı müzikler, ses tasarımı ve kamera hareketleriyle iyi bir şekilde yansıtılmış. Bölümün tek karakteri var: O da Patrick. Cumberbatch bilhassa bu bölümde çok iyi bir performans ortaya koyuyor. Bu bölümde öyküye başka karakterler de giriyor tabii ki, ama bölümün tamamı Patrick üzerine kurulmuş. Diğer karakterleri pek tanıyamıyoruz, çünkü ilk dakikadan sona dek Patrick’in dumanlı kafasındayız.

İkinci bölümse ilkinden farklı. Zira bu bölümde mizaha yer verilmiyor. Tam tersi başından sonuna dek gerilimli bir atmosfer oluşturulmuş. Berger bölümün gerilimli atmosferi için susmak bilmeyen böceklerin seslerinden yararlanmış. Doğrusu böcek sesleri, çocuk tecavüzü konusunu daha da gerilimli hale getirmiş. Bölümdeki renk cümbüşü de konuyla iyi bir kontrast oluşturmuş. Bu bölüm Patrick’in çocukluğu (Sebastian Maltz) üzerine kurulmuş. İlk bölümde pek görünmeyen ebeveynlere bu bölümde daha fazla yer veriliyor; babanın despot yüzü, çocuğuna ve eşine hayatı dar etmesi, annenin umursamazlığı ve alkolikliği başarılı bir şekilde işleniyor. Bir sahne var ki babanın etrafına yaydığı korkuyu çok iyi bir şekilde görselleştiriyor: Etrafında eşi ve oğlu olmadığında David balkona çıkıyor ve aşçı kadınla göz göze geliyor. Ailesini soruyor, bu sırada kadının elleri titriyor, elinde tuttuğu tepsiyi ve bardakları düşürecek gibi oluyor. Sahne uzatıldıkça uzatılıyor, uzatıldıkça gerilim daha da artıyor, David’in hiçbir şey söylemese bile etrafına yaydığı korku bu sahnede gayet iyi bir şekilde işlenmiş oluyor. Tabii karakterin geçmişi de irdeleniyor, böylelikle karakter biraz daha derinleştiriliyor ama en nihayetinde 8 yaşındaki oğluna tecavüz edebilecek kadar sapık birisi. Bölümün en dokunaklı anıysa küçük Patrick’in kuyunun üzerindeki çürük tahtaya çıkıp tahtanın üstünde tepinip ölmeye çalıştığı sahne… Fakat “tecavüz”, “dokunaklı” vs deyince yanlış anlaşılmasın. Nicholls ve Berger duygu sömürüsüne kaçmıyorlar, şiddete de neyse ki fazla yer vermiyorlar. Zaten ihtiyaç da yok; tek bir sahneyle David’in berbat ötesi karakteri yansıtılabiliyor.

Üçüncü bölümün neredeyse tamamı bir davette geçip dönemin İngiliz sosyetesine, üst sınıfına eleştiri getiriliyor ama asıl mevzu tabii ki Patrick’in asosyalliği ve daveti organize eden Bridget’in (Grainger) ailesindeki sorunlar. İlk bölümden sonra öyküye dönen yetişkin Patrick bu kez tek karakter değil. Bridget’in kocasıyla ve annesiyle sorunlarına, içindeki boşluğu partilerle doldurma çabasına da epey yer açılıyor. Diyaloglar fena olmasa, başka karakterlerle dönemin İngilteresi iyi yansıtılsa da önceki bölümlerin seviyesine ulaşılmadığını belirteyim. Gene de Patrick’in suistimalden ilk kez bahsetmesini işlediği an dizinin en çarpıcı anı oluyor. Dördüncü bölümdeyse gene alkol bağımlılığı nüksetmiş bir Patrick portresiyle karşılaşıyoruz. Patrick’in suistimali geride bırakamadığı için (ki geride bırakmak mümkün mü bilemiyorum) eşiyle de, çocuklarıyla da ilişkisi bundan olumsuz etkileniyor, iyi bir baba olamıyor. Hepi topu beş bölümden oluşan bu mini dizi, suistimalin bir çocuğun geleceğini, yirmi-otuz yılını (belki de daha fazlasını) nasıl da yakacağını Patrick’in farklı dönemlerini işleyerek başarıyla yansıttılar. Dördüncü bölümün beni en etkileyen tarafıysa alkolikliği yüzünden oğluna sevgi göstermeyen annenin kefaretini tüm zenginliğini bir kişiye bağışlayarak ödemeye çalışması oldu. Leigh yaşlı, bir ayağı çukurda anne rolünde iyiydi.

Gelelim son bölüme. İlk bölüm babanın ölüm haberiyle başlarken son bölüm de bir ölümle başlıyor, bu kez annenin ölümü işleniyor. Bu bölüm Londra’da Nisan 2005’te geçiyor, flashbackler üzerinden ilerliyor. Cenaze merasimine hazırlanmak ve birkaç yıl öncesi (annenin ötenazisi, Patrick’in tecavüzü annesine söylemesi, alkolikliği) paralel kurguyla anlatılıyor. Bu bölüm de iyiydi. “Babamın ölümünden beri başıma gelen en iyi şey annemin ölümü oldu,” repliği Patrick’in çocukluğunu iyi yansıtan bir replik oldu. Önceki bölümler daha ziyade babaya duyulan haklı öfke ve nefret üzerineyken bu bölümde anneye duyulan öfke işlenmiş. Aslında bölümde pek çok konu işlenmeye çalışılmış: Annenin cenaze merasimi, Patrick’in öfkesi, eşiyle ilişkisi, birkaç yıl önceki bağımlılığı ve intihar eğilimi, tedavi olması, annenin ötenazi isteği, Patrick’in tecavüzü açıklanması ve en nihayetinde hayata karışma kararı. Pek çok konuyu bir saatte işlemeye çalışmışlar. Gene de son bölüm kötü değil. Öyküyü fazla uzatmadan, dağıtmadan, bitmesi gerektiği anda bitirmişler diziyi.

Berger ve Nicholls ikilisinin iyi bir şekilde kotardıkları Patrick Melrose beş bölümde bağımlılığı, alkolizmi, depresyonu, bu üçünden ibaret kısır döngüyü, suistimali iyi bir şekilde işlemişler. Duygu sömürüsüne kaymayan, karakterin farklı dönemlerdeki halet-i ruhiyesini çok iyi bir şekilde yansıtan bir mini dizi oldu. Diğer oyuncular da kendilerine ayrılan sürelerde rollerinin hakkını veriyorlar pek tabii, hepsini izlemek de keyifli (tecavüzcüyü oynayan Weaving dışında tabii ki), ama bu dizi, Cumberbatch’in şov yaptığı bir dizi oldu. Aktör benim açımdan kariyerinin en iyi performanslarından birisini ortaya koymuş bu dört bölümde (2. bölümde pek gözükmüyor). Bakalım Emmy, Altın Küre ve SAG ödüllerini kazanabilecek mi? Kazanmasa bile adaylık gelecektir.

kategori:
izlenim

ilgili