
İsveç Kültür Başkonsolosluğu’nun işbirliğiyle Pera Müzesi süper bir harekete imza attı: Bergman’ın kadınlarını 13 şubat – 1 mart tarihleri arasında, orijinal 35 mmlerden göstereceklermiş. Bergman’ın kadınları deyince sakın birbirinden güzel sevgilileri, kadınları anlaşılmasın; filmlerinde anlattığı çeşit çeşit kadınlardan bahsediyorum.
Açıkçası kadını anlamaya ya da anlatmaya çalışan Bergman filmleri, diğerlerine göre daha ikinci kalitedir diyebiliriz. Fakat bu hâdsiz değerlendirmeyi sadece Bergman filmleri içinde yaptığımı hemen belirtmeliyim. Yoksa küçücük mekânlarda, küçücük insanların kocaman içdünyalarını açabilen başka bir yönetmen bilmiyorum. Bergman hem sinema hem hayat hem de kadın konusunda seyircisine paha biçilmez dersler vermiştir. Hatta başka bir hâdsizlikle denebilir ki, Bergman sinemanın seyrini değiştirmiştir.
Bugün seyrettiğimiz çoğu filmin yol göstericisi olan Bergman, sinemanın düşünsel sınırlarını görmek isteyenler için seyretmesi şart bir yönetmendir. Hele bilgisayar ekranı için değil de, beyazperdede gösterilsin diye çekilmiş olan bu filmleri 35 mmden seyretme şansı ayağınıza kadar geldiyse, seyretmek farz olmuştur.
Gösterimi gerçekleşecek 8 filmden kısa kısa bahsedelim.
Kvinnors väntan (1952: Bekleyen Kadınlar)
Bergman komedi konusunda yetenekli olmadığını zaten kendi güncelerinde de teslim eder. Bekleyen Kadınlar olarak türkçeleştirilen film komedi olmasa da, komik ögeler içeren bir filmdir. Dört erkek kardeşle evlenen dört kadının, eşlerine kavuşmadan önceki gece birbirlerine anlattıkları sırları üzerinedir. Bergman gibi evlilik kurumu ve kadın-erkek ilişkileri uzmanı kabul edilebilecek bir sinemacıdan böyle bir film keyifli bir ders gibidir diyebiliriz: hem sinema, hem hayat dersi. Bergman’ın en büyük yeteneği de bu değil midir?
Sommaren med Monika (1953: Monika’yla Bir Yaz)
Monika’nın hikayesi, Harryler için bir hayat dersi daha. Harry ve Monika, filmin isminden anlaşılacağı gibi çılgın bir yaz tatili geçirirler. Yaz sonunda Monika’nın hamile kalmasıyla, Harry’nin ne yapacağını merak ederiz. Her ne kadar Harry düzgün bir işe girip aile kurma işini kabullense de, Bergman sinemada alışılmış hayatı tersine çevirir; gerçeği düzüne çevirir. Monika çocuğunu eşine bırakarak, heyecan ve maceraya yelken açar. Harriet Andersson bu filmle meşhur oldu desek galiba yeridir.

Kvinnodröm (1955: Kadın Düşleri)
’55 tarihli bu filmde Bergman kamerasını iki kadına çevirir. Biri moda fotoğrafçısı diğeri ise onun modeli olan bu iki kadından biri nişan sürecinde bir mola verir ve küçük bir kaçamak yaşar. Moda fotoğrafçısı ise eski kocasıyla bir kaçamak yaşayarak bekarlığa küçük bir mola verir. Bazen kesişen, bazen parelel giden bu iki hikayede varolan tüm erkeklerin zayıf, güdümlü, uydumakıllı ve hatta ezik olması Bergman’ın diğer ileriki filmlerinde üzerine daha da eğileceği bir konudur diyebiliriz.
Nära livet (1958: Yaşamın Eşiğinde)
Hamile üç kadın. Birinin mutlu ve sevgi dolu bir evliliği var; diğer biri genç ve bekar olmanın verdiği huzursuzluğu yaşıyor. Üçüncü kadın ise mutsuz bir evliliği sürdürmekle uğraşıyor. Yeni bir hayatı engellemek ya da ona izin vermek çizgisinde geçen sohbetler sonunda kadınlar belli kararlar verir; kimi kararını uygular, kiminin ise seçme şansı olmaz. Hayata doğurgan tarafından bakan Bergman bu filmiyle tüm kadın oyuncularına Cannes’da ödül kazandırmıştı.
För Att İnte Tala Om Alla Dessa Kvinnor (1964: Bütün O Kadınlardan Söz Etmeden)
Bu film Bergman’ın ilk komedi filmi diye geçer külliyatında. Eleştirmenlerden çok çeken ustanın bu filmi kadınlardan önce, keyifli ve soğuk bir intikam gibidir. Bir çello üstadının ölümüyle başlayan film, geridönüşlerle ilerler; sanatçının kadınları, mesleği ve eleştirmenlerle ilişkisinin anlatıldığı film eğlencelidir.

Persona (1966)
Çoğu sinemaseverin gözlerini yeni bir hayata açan, görmeyi yeniden öğretmen bir başyapıt. Başrollerde Bibi Andersson ve Liv Ullmann gibi iki muhteşem aktris var ve evet, film kadınlar seçkisinde yer alabilir. Fakat Persona sadece kadınlarla ilgili olarak değerlendirilemez. Persona hayata dair önemli bir tokattır; canını acıtır seyircinin. Ünlü bir tiyatro oyuncusuna sahnede trak gelmesiyle başlar hikaye, film daha önceden başlamıştır zaten. Tiyatro oyuncusunun suskunluğu hayata karşı bir tavır, belki de bir çözümdür. Hemşiresiyle sayfiyeye istirahata giden Bayan Vogler’in planladığı gibi mi gelişecektir olaylar?
Söz konusu Persona olunca insan zor susuyor tabii. En azından Bergman’ın bu filmin senaryosunu feci başağrıları eşliğinde yaşadığı hastane günlerinde karaladığını ve sinemaya hafif bir dönüş amaçlı yazdığını belirtelim.

Viskningar Och Rop (1974: Çığlıklar ve Fısıltılar)
İngilizce olmamasına rağmen pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen ve hatta Sven Nykvist’e En İyi Görüntü Yönetmeni Oscar’ını kazandıran bu başyapıt, ölmek üzere olan bir abla ve onun ölüm döşeğini bekleyen iki kızkardeş temelindedir. Doygun bir kırmızının hakim olduğu filmin hikayesinin, kırmızı bir odadaki dört kadın imgesinden doğduğunu anlatıyordu Bergman günlüklerinde. Başka bir röportajında kendisine yöneltilen kırmızı tercihi sorusuna ise, ruhun derinliklerini aradığı bu filmde ruhu en iyi temsil eden rengin kırmızı olduğunu da anlatıyordu. Çok alâkasız fakat Bergman ile Fellini’nin ruh ikizi olduğunu düşünüyorum; biri İtalya’da büyümüş, biri İsveç’te.

Höstsonaten (1978: Güz Sonatı)
Vergi kaçakçılığıyla cebelleştiği yıllarda Norveç’te çektiği bu filmde Bergman ilk kez Bergman’ın filminde oynamış oldu: Ingrid Bergman. Medenî insanların ilişkilerini irdeleyen filmde Ingrid Bergman ünlü bir piyanisti canlandırır. Uzun bir aradan sonra görmeye gittiği kızıyla olan ilişkisi istenmeyen bir noktaya doğru ilerledikçe, seyirciye bu sonatı dinlemek düşer. Bergman’ın en iyilerinden olan Güz Sonatı da kaçırılmaması gereken eserlerdendir denilebilir.
Gösterimi gerçekleşecek Bergman filmleri bu kadar. Ayrıca sıkı bir Bergman belgeseli olarak bilinen Bergman Adası da gösterim kapsamında yer alıyor. Biletler 3 lira ve hepsi Pera Müzesi Oditoryumunda gösterilecek.
Filmlerin gösterim tarihleri ve saatleri için bkz: Gösterim programı
