Prensesin Uykusu: Tadı Tuzu Yerinde!

“Simge sen de bir filmi beğen artık!” sık aldığım bir eleştiridir. Tamam! İşte beğendim bir film buldum, buyrunuz: Çağan Irmak,(özellikle Issız Adam filmiyle yakaladığı gişe başarısının ardından) son yıllarda...

“Simge sen de bir filmi beğen artık!” sık aldığım bir eleştiridir. Tamam! İşte beğendim bir film buldum, buyrunuz:
Çağan Irmak,(özellikle Issız Adam filmiyle yakaladığı gişe başarısının ardından) son yıllarda hakkında en çok konuşulan, bazı çevrelerce ağır eleştirilmesine rağmen seçtiği konular ve üslubuyla genel izleyiciyi yakalamayı başaran –bence de belli bir kaliteyi tutturan- bir yönetmen.

Son sinema filmi Prensesin Uykusu ile bu kez bir masalı günümüze taşıyor ve en azından benim gönlümde en güzel filmini yapıyor. Çağan Irmak’ın dediği gibi “Galiba en güler yüzlü filmi bu”

Gerçekten de –diğer filmlerine nispeten- dram ölçüsü kaçmamış, sürükleyici ve oldukça eğlenceli bir sine-masalımız oldu diyebiliriz.

Kısaca konusundan bahsedelim; Bir kütüphanede memur olarak çalışan doğa aşığı, hep gülümseyen bir yüze sahip Aziz (Çağlar Çorumlu), ev arkadaşı Neşet ile paylaştığı evinde yarı gerçek-yarı hayal ama mutlu bir hayat sürdürmektedir. Bir gün, mahalleye yeni açılan kuaförün sahibi Seçil (Sevinç Erbulak) ve 10 yaşındaki kızı Gizem, Aziz’in oturduğu apartmana taşınır. Derken bir aksilik olur. Gizem uykuya dalar. O uyurken pek çok kişiyi de bir araya getirecektir…

Filmin sürprizlerini bozmamak adına konunun -bahse değer- detaylarından vazgeçip, filmin geneli hakkında konuşmak yerinde olacak. Başroldeki Çağlar Çorumlu’nun ve Sevinç Erbulak’ın oyunculuğu oldukça başarılı. Eski Yeşilçam rejisörünü canlandıran Genco Erkal’ı izlemeye doyamıyorsunuz. 1970’ler avantür Türk sinemasının, emekliye ayırdığı yönetmenlerinin karışımı olan Kahraman, “hayatını bir masal kahramanı gibi yaşamışlardan” biri… Neşet karakterinde Alican Yücesoy, önemli rollerden biri olarak inandırıcı oyunculuğuyla öne çıkanlardan…

Prensesin Uykusu’nda ekstra bir fark olarak, görsel efekt ve animasyon gibi pek Türk sinemasında rastlamadığımız teknikler söz konusu. Aziz’in çocukluğunun anlatıldığı 2D animasyon bölümü ve Gizem’i uyurken alıp götürmek isteyen Çarşamba Karısı tiplemeleri, teknik ve hikayedeki konumlanmaları açısından yerli yerinde ve kaliteli. Özellikle bu tip efektli görüntülerin yapıştırma durması, izleyicinin masal ruhuna girişini engellediğinden oldukça önemli… Geçenlerde Animasyon Festivali çerçevesinde katıldığım bir gösterimde, filmin animasyon yönetmeni Tuncer Şentürk ve Görsel Efekt Süpervizörü Erkan Özgür Yılmaz’dan, film sürecini ve animasyon safhalarını dinleme şansım oldu. Özetlemek gerekirse çıkan sonuçtan memnunlar. 22 kişilik animasyon ekibiyle iyi bir iş çıkarmışlar. Üzerine basarak söyledikleri tek şey “Başka bir animasyona benzetilmek istemedikleri” ve bundan itinayla kaçındıkları yönünde… Benim fikrimi soracak olursanız teknik ve ya tarz olarak herhangi bir animasyona benzetmedim ancak konsept olarak (tabii ki bu kısım yönetmeni bağlar) animasyonun içeriği açısından Kill Bill’i hatırlamamak elde değil.

Son söz olarak, Filmin sürprizlerle dolu masalsı anlatımı, karakterlerin gerçekliği, hikayenin naifliği ve diyalogların tutarlı olması hoşça vakit geçirmeniz için iyi bir fırsat. Gücünü senaryosundan alan film, Türk ve dünya masallarıyla besleniyor, hikâyesi, görsel efektleri, oyunculuğu derken kaliteli “tuzu biberi yerinde” bir yemek olarak sizi bekliyor.
“Prensesin Uykusu gerçek ile düş arasında gezinen; uyutmak için değil de, uyandırmak için anlatılan, bir bulut yükü umut, hayata bağlılık ve inanç taşıyan bir masal.”
Afiyet olsun.

kategori:
izlenim

ilgili