Un Prophète: Besin Zincirinde Boş Sayfa

Fransızların 2009 yılı başına kadar “Henüz sadece fransızların tanıyıp sevdiği en iyi yönetmen” olarak tanımladığı Jacques Audiard için geçtiğimiz yıl uluslararası şöhret, büyük ödüller ve büyük övgülerle geçti. Bunun...

Fransızların 2009 yılı başına kadar “Henüz sadece fransızların tanıyıp sevdiği en iyi yönetmen” olarak tanımladığı Jacques Audiard için geçtiğimiz yıl uluslararası şöhret, büyük ödüller ve büyük övgülerle geçti. Bunun nedeni IF İstanbul’da da izleme şansı bulduğumuz hapishane draması Un Prophète’ti.

Mağrip bir gencin hapishaneye düşmesinin ardından yükselmesini anlatan film aldığı tüm övgüleri hak edecek kadar farklı ve ilgi çekici bir yapım.

“Filmlerimde kendini eğiten, karakterini değiştirebilme gücüne sahip olan insanların hikayelerine odaklanmayı seviyorum” diyen Audiard, kendi deyimiyle “boş bir sayfayı” Fransa’nın en sert hapishanelerinden birine koymuş. Filmin başındaki diyaloglardan yetimhaneden, islahevine, islahevinden de bir polis dövdüğü için hapishaneye yatay geçiş yaptığını anladığımız Malik Djebena, hapishane içindeki besin zincirinin en dibinde yer alıyor. Hapishane bahçesinde amaçsız ve yalnız bir şekilde dolaşırken köpekbalıklarının dikkatini çekiyor. Bu sayede “parçalanıp afiyetle yenilmekten” kurtulup, “kullanılan” olmayı başararak ilk adımı atıyor. Bundan sonra “boş sayfanın” kendi hikayesini yazmasını izliyoruz.

Audiard’ın eski mahkumlar ve mafya üyelerinin danışmanlığıyla oluşturduğu hapishane dünyası ve buna bağlı suç örgütlenmesi birçok yönden çarpıcı özellikler taşıyor. Filmin başından sonuna kadar gardiyanlar da dahil olmak üzere haliyle tek bir iyi insan bile yok. Çıkarları için birbirlerini kullanan, birbirlerine karşı güç gösterisi yapan, suç ormanının içinde kendilerine güvenli ve aynı zamanda para getirebilecek alanlar kurmaya çalışan insancıkların hikayeleri önümüzde geçit töreni yapıyor.

Malik’i oynayan Tahar Rahim, hapishaneye ilk geldiğinde etrafa boş ve ürkek bakan, okuma yazma bilmeyen cahil çocuktan, kendini eğiten, önüne çıkan fırsatları akıllıca değerlendiren, olayları iyi tahlil eden ve batan gemilerden tam zamanında çıkan mafyozo’ya geçişi çok iyi canlandırıyor. Hapishanedeki 6 yıllık süre içinde oyunun kurallarını öğrenirken yüzü ve duruşu takıma yeni girmiş şaşkın genç futbolcudan, hızla yükselerek takım kaptanlığına getirilen deneyimli oyuncuya evriliyor. Malik’in kafasında ne olduğunu olay örgüsünün tamamına hakim olan bizler bile tam anlayamıyoruz. Jean Pierre Mellville karakterleri gibi ortalıkta sessizce dolaşan, sadece sorulduğunda konuşan ama hep bir planı olan bir karakter Malik.

Hapisanedeki korsikalı ve müslüman çetelerin arasında oyunun kurallarını bilen ama kendilerine bu kurallar içinde farklı dünyalar yaratan iki arkadaş (Ryad ve Çingene Jordi) bulan Malik, korsikalı suç imparatoru Luciani’nin ayakçısı ve aynı zamanda en güvendiği adam olmayı da başarıyor. Malik, hapishanedeki ilk günlerinde korsikalıların emriyle öldürdüğü müslüman Reyeb’le de mistik bir bağ kuruyor. Reyeb, giderek Malik’in herşeyi önceden tahmin eden ve bazen hisseden aklı ve vicdanı oluyor.

Şimdiden fransız Scorsese olarak adlandırılan Audiard, amerikalı ustanın aksine “Suçla gelen gücün bir bedeli olduğunu ve kanla kurulan imparatorlukların bir gün çökeceğini” göstermiyor. Malik’in yükseliş öyküsünü izlerken içinizden “Tamam şimdi sıçtı, şimdi öldürüp bırakacaklar bir kenara” düşüncesi belki de onlarca kez geçiyor. Filmi ayakta tutan önemli etmenlerden biri de bu “ne zaman sendeleyip, düşecek” beklentisi oluyor. Audiard’ın daha önceki filmlerinde de olduğu gibi “kusurlu” kahramanımız, o kusur yüzünden ölmek veya herşeyini kaybetmek yerine, kendi hatalarını görerek çözme yoluna gidiyor. Filmin ilk bölümünde gördüğümüz silah, ikinci bölümde patlamıyor, doğru bir yerde, doğru bir şekilde kullanılıyor.

Filmde bir parantez de hapishanenin gerçek patronu korsikalı Oscar Luciani’yi oynayan Niels Arestrup’a açmak gerekiyor. Özellikle filmin son sahnelerinde Luciani’nin “hep ta..klarıyla düşündüğünü” sandığı bir arabın karşısındaki çaresizliğini çok iyi resmediyor.

Yazımızı filmin bayan izleyiciler için pek uygun olmadığını ve genel olarak erkek izleyiciye hitap ettiğini hatırlatarak bitirelim.

kategori:
izlenim

ilgili