Rocketman: Bazen Şarkılar Sizi Anlatır

Haktan Kaan İçel vizyona giren Elton John müzikal biyografisi "Rocketman" filmini değerlendirdi.

Müzik ve Sinema Bir Kez Daha Buluşuyor

Elton John… Her zaman müzik sektöründe adından söz ettiren saygın bir isimdir. Genelde performansıyla akıllarda kalmıştır. Onu değerlendirirken kostümleri gözünüzün önüne gelir ama nedense dillendirmekse performansının büyüsüne kendinizi bırakırsınız. Böyle bir kariyeri tırnaklarıyla kazımak hiç kolay bir şey olmasa gerek. Kraliyetin “Sir” ünvanıyla saygınlığını pekiştirdiği bu pop – rock figürünün filminin yapılması kaçınılmazdı. Ne de olsa Bohemian Rhapsody beklentilerin ötesinde bir başarıya imza atmıştı. Bu maksatla insanların aklında tek bir soru oluştu: Mercury’nin hikayesinin başarısı tesadüf müydü?

Üstelik Elton John üzerine bir film çekmenin riskleri vardı. Çünkü John her ne kadar saygın bir isim olsa da, Freddie Mercury kadar popüler bir isim sayılmazdı. Belli bir kesimin hayran olduğu ama hiçbir zaman yeterince popüler olamamış bir isimdi. Müzikalite anlamında büyük vaatleri olan bir sanatçı olmasına rağmen, kimilerine göre Elton John bir yıldız değildi.

Travmalar Bizi Biz Yapar

Rocketman de bu düşünceden yola çıkılarak sanatçının kendiyle yüzleşmesini baz alan bir senaryo üzerinden giderek, bir nevi biyografik bir kişisel gelişim hikayesi anlatmaya koyulmuş. Geçmişteki hatalar, sanatçı kaprisleri ve sektörün dayatmalarından dolayı oluşan buhranlar… Tabii en önemlisi de kimlik bunalımları ve toplum baskısının direttiği oto-kontrol noktaları… Bırakın gözde bir sanatçı olmayı, bir insan için bile kaldırması zor bir yük olan bu etmenlere direnen bir kişinin hikayesi son derece ilham verici bir filmin ortaya çıkmasına neden olmuş.

Taron Egerton’un üstün oyunculuk performansı şüphe götürmez bir şekilde kendisini ödül sezonuna taşıyacak gibi görünüyor. Karakterin ruhuna koyduğu kendi yorumu, orijinalini dahi zaman zaman gölgede bırakabiliyor. Rami Malek’in yapay makyajına nazaran bu sefer biçimlendirme çalışması olabildiğince tutarlı bir ölçüde başarılı bir şekilde uygulanmış.

Filmin bir içsel yolculuk olduğunu varsayarsak filmin Bob Fosse’nin efsanevi filmi “All That Jazz”’a yaklaştığını söyleyebiliriz. Biyografik hikayenin bir müzikal olarak seyre sunulması ise B. Rhapsody’den ayrılan başka bir yön diyebiliriz. Orada bir müzik filmi varken, bu sefer müzikal türünde bir biyografik çalışmasının varlığını kabulleniyoruz.

Görselliğin Cazibesi Aklınızı Alıyor

Rüya ve gerçek arasında gidip gelen kimi kurgu oyunları Danny Boyle sinemasının ilk dönemini hatırlatıyor. Dexter Fletcher’in yönetmenlik anlamında tam anlamıyla rüştünü ispatladığı film demek uygun olabilir. Çünkü film gerçekten de ödül sezonunda uçuşa geçerse pek çok adaylığa göz kırpacaktır. Bunların başında kostüm, en iyi erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, yönetmen, en iyi film, teknik dalda adaylıkları sıralamak yanlış olmaz.

Sonuç olarak son derece dengeli, hikayesinin sivri kısımlarını sakınmadan ilerleyen bir biyografi denilebilir. LBGT bayrağının özgürce dalgalanabildiği pek az film bulduğumuz bu dönemlerde, yeni yapımlarla bu eksiklik yavaş yavaş azalmaya başladı. Elton John da bu bağlamda son derece ikonik bir karakter olarak sinemadaki yerini almış gözüküyor. Akılda kalıcı kelimeler yerine hikaye anlatmayı seven bir müzisyenin görsel olarak da doyurucu hikayesi size cesaret verecektir.

kategori:
izlenim

ilgili