Roger Moore ve Geride Bıraktıkları

Sinemanın en iyi James Bond'u hayata gözlerini yumdu.

Roger Moore 1927’de Güney Londra’daki Stockwell’de George ve Lilly Moore, çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Sinemayla olan ilk temasını bir çizgi film animatörü olarak kuran Moore, bir çizimde hata yapınca kovuldu. Caesar and Cleopatra’da figüran olarak rol bulunca hayatı değişti. 70 yıla yaklaşan kamera önü yaşamında, arkasında pek çok önemli ve ilginç şey bırakarak aramızdan ayrıldı.

En İyi James Bond

“En iyi James Bond kimdi?” tartışması hiç bitmeyen bir sinema geyiği olsa da, bu role en yakışan isim tartışmasız oydu. Bugün bile James Bond konulu başka birçok kitap onun resmini kullanır, çok yerde kullanılan James Bond silüeti onun silüetidir. “İnsanlar nereye gidersem gideyim, soyadımı Bond olarak yazma eğilimine sahipler. Bu beni rahatsız etmiyor, niye etsin ki?” sözleriyle anlattığı gibi bu durumdan da zevk alıyordu.

60 Yıllık Bir TV ve Sinema Yaşamı

Bond’dan önce ilk çıkışını Maverick, The Saint ve The Persuaders gibi TV dizilerinde yakaladı. İngiliz TV’lerinin dünyaya açılan ilk hit TV dizilerinde onun imzası vardı. Bu roller onun Bond için teklif almasına neden oldu ancak Sean Connery bu role devam ettiği için kabul etmedi. Ama Connery bırakınca gelen teklifi geri çevirmedi ve sinema tarihinin en uzun süreli Bond’u oldu.

Moore “Şanslı bir piçim. Bu işe ilk başladığımda başarı için kişilik, yetenek ve şansın aynı derecede önemli olduğunu söylerlerdi. Benim durumumda bu %99 şanstı. Doğru zamanda, doğru yerdeydim ve doğru teklifler aldım” sözleriyle başlangıcını ve yükselişini anlattı.

Yardım Faaliyetlerine Adanmış Bir Hayat

Ününü özellikle çocukların yararına kullanan Moore, 1991’den itibaren Unicef İyi Niyet Elçisi olarak görev yaptı. Dünyanın en sorunlu bölgelerine gitti, oralardaki çocuklara yardım eli uzattı.

Yakın arkadaşı Audrey Hepburn sayesinde çalışmalarına başlayan Roger Moore, çocuk ölümlerinin azaltılması için çalışmalar yaptı ve anne sütü kullanımının önemini anlattı. Bu çalışmalar “Sir” ünvanını almasını sağladı.

Özel Bir Kuşağın Temsilcisi

“Yaşlanmanın en kötü etkisi seni yalnız bırakıp diğer odaya geçen arkadaşlarının fazla olması. David Niven’ı çok özlüyorum. Her filmini izlediğimde gözyaşlarına boğuluyorum” sözlerinden de anlaşılabileceği gibi farklı bir tavır ve duruşa sahip bir kuşağın insanıydı.
The Trip’de Steve Coogan’ın kendisini taklidini görünce hemen arayarak tebrik eden geniş gönüllü bir insandı.

kategori:
sinema tarihinden

ilgili