Roma: Bütün Mutlu Aileler

Roma tek kelimeyle ‘büyüleyici’, iki kelimeyle ‘usta işi’...

Meksika’nın “üç kafadar”ı Alfonso Cuarón, Alejandro G. Iñárritu ve Guillermo del Toro, birbirinin yolunu kesmeden, birbirlerinden rol çalmadan sinema tarihine damga vurmayı sürdürüyor. Trump istediği duvarı inşa ettirsin, sinema sayesinde “Meksika sınırı” çoktan geçildi. Guillermo del Toro’nun The Shape of Water’ı ile son beş “En İyi Yönetmen” Oscar’ından dördü bu üçlüye gitti. Araya sadece Damien Chazelle girebildi. Ve üçlünün arasındaki yazılı olmayan anlaşmaya göre bu yıl, Alfonso Cuarón’un ve Roma’nın yılı…

86’ncı Akademi Ödülleri’nde Yönetmen, Kurgu, Görüntü Yönetimi dahil 7 Oscar getiren, tüm dünyada 720 milyon $ gişe yapan Gravity sonrası Cuarón, projelerden proje beğenebilirdi. İstediği süper kahraman filminin dümenine geçebilirdi. Ama o, aklında ve hayalinde kalan çocukluk otobiyografisini çekmeye; siyah-beyaz, İspanyolca ve Mikstekçe dillerindeki filmiyle “eve dönmeye” karar verdi.

Cuarón dilediği süper lüks tatil köyüne gidebilecekken, kendi köyüne döndü! Bu köy, devasa Mexico City’nin güzel bir semtiydi: Colonia Roma, La Roma ya da sadece “Roma”. (Bu arada günümüzde artık Roma diye bir semtin kalmadığını, Coahuila Caddesi’nin ayırdığı Kuzey Roma ve Güney Roma olmak üzere iki semte bölündüğünü de belirtelim.)

Yazının bundan sonrası spoiler içerir…

Meksika’nın önemli yazarlarından Carlos Fuentes, Zeynep Önal’ın fevkalade çevirisiyle Türkiye’de de yayımlanmış olan “Todas Las Familias Felices (Bütün Mutlu Aileler)” adlı öykü kitabında çağdaş Meksika’nın tezatlarla dolu dokusunun aslında ne kadar evrensel olabileceğini gözler önüne serer. 16 öyküden oluşan kitapta Fuentes, Anna Karenina’nın girişindeki “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aile ise mutsuzluğunu kendine göre yaşar.” cümlesinden hareketle Meksika toplumunun aile yapısını tanımlamaya, sorgulamaya çalışır.

Cuarón’un Roma’sı da bir aile çözümlemesi. Son derece kişisel, samimi. Senaryosunu da yazdığı 135 dakikalık bu anı yolculuğunun %90’ında direkt çocukluğundaki olaylardan ilham aldığını belirtiyor yönetmen. Roma, 1970 yılında, yıkanan bir evin avlusunda uzun uzun akan sular eşliğinde açılıyor. Anne, baba, dört çocuk, iki yatılı yardımcı ve bir büyükanneden oluşan bir aile bu… Ailenin avluda sürekli koşturan, çeşitli noktalara kakasını yapan sevimli bir de köpeği var. Tıp doktoru olan baba Arturo’nun işten eve dönüşü, ağzında sigara ve oto teybinde klasik müzik eşliğinde, avlu için fazla iri olan arabasını park edişi bir şenlik havası, bir merasim hareketliliği yaratıyor. Mutlu bir aile tablosu izlenimi ediniyoruz.

Fakat birtakım sıkıntılar olduğu da belli. Bu ailenin, “kendilerine göre yaşamak zorunda kaldıkları bazı mutsuzlukları” var. Arturo ‘sözde’ bir konferans için Quebec’e gidiyor, giderken avluda köpek kakasına basıyor, bu gidiş epey uzun süreli bir gidiş halini alıyor. Anne Sofia, hizmetçiler Cleo ve Adela ile beraber evi çekip çevirme çabasına girişiyor.

Filme başkarakter gibi giriş yapan baba, ‘şakkadanak’ devre dışı! Aileyi annenin gözünden mi takip edeceğiz, yoksa çocuklardan birinin mi? Biz bunu anlamaya çalışırken, Cleo ön plana çıkmaya başlıyor. Anlıyoruz ki filmin asıl kahramanı, sevip koruduğu bu orta sınıf ailesini bir arada tutan birleştirici güç, ilk oyunculuğunda müthiş bir performans sergileyen Yalitza Aparicio’nun canlandırdığı nazik ve vakur dadı Cleo…

Hiç acelesi olmayan sahneler sayesinde evin tüm detaylarına hakim oluyoruz. Arka planda ise öğrenci gösterilerinin çok sert biçimde bastırılışı, bunda paramiliter Los Halcones örgütünün nasıl kullanıldığı, Haziran 1971’deki Corpus Christi Katliamı gibi Meksika’nın çalkantılı siyasi atmosferine dair detaylar mevcut. Filmin konusuna dair verilecek daha fazla ayrıntı, izleme deneyimi bakımından keyif kaçırabilir. O nedenle uzatmıyorum. Fakat genel olarak Cuarón ve yapım tasarımcısı Eugenio Caballero öyle akılda kalıcı bir dünya yaratıyor ki, yönetmenin çocukluğunun geçtiği evde bir vazonun yeri değişse hemen fark edecek hale geliyoruz.

Yabancı Dilde En İyi Film dalında Meksika’nın Oscar adayı Roma tek kelimeyle ‘büyüleyici’, iki kelimeyle ‘usta işi’, üç kelimeyle ‘görsel bir şölen’… Dört kelimeyle ‘İşte Premier Lig bu’! Pazartesi akşamı Filmekimi kapsamında bu aile portresine tanıklık edecek seyirciler, 14 Aralık’ta Netflix’te yayınlanacak filmi sinema perdesinde izleyerek olağanüstü bir tecrübe yaşayacaklar.

kategori:
izlenim

ilgili