Roman J. Israel, Esq.: Atanamamış ‘Being There’

Dan Gilroy'dan geriye adım...

Nightcrawler filmiyle iyi bir başlangıç yapan senarist-yönetmen Dan Gilroy genelde olumlu eleştiriler alan bu filminden sonra bir kez daha bir karakter dramasıyla, -berbat ve uzun isimli- Roman J. Israel, Esq. ile çıkıyor karşımıza. Denzel Washington’ın başrolünü üstlendiği bu filmde Colin Farrell (düşündüğümden daha fazla göründü filmde, on dakika görünüp kaçar demiştim, ekran süresi uzunmuş) ve Carmen Ejogo aktöre eşlik ediyorlar. İlk filminde gazeteciliği işleyen Gilroy bu kez avukatlığa odaklanıyor. Merkezde yer alan, filme adını veren Israel’in (Washington) avukat ortağı ani kalp krizi nedeniyle bitkisel hayata geçmesinden ve çalıştığı avukatlık firması bu yüzden kapatıldıktan sonra ne yapacağını bilememesini, bocalayıp durmasını konu alıyor.

Israel bir avukat ama mahkeme koridorlarını kat etmeyen, kendisini toplumdan soyutlamış, insanlarla ilişkisini onlarla iletişim kuramadığından minimuma indirmiş, “kariyer mi, aile mi?” ikileminden kariyeri seçip hiç evlenmemiş, hukuku çok iyi bilen, zeki bir avukat. En azından film boyunca böyle deniyor. Gilroy aslında iyi bir fikirden -fikri Being There filminden araklamış (?) olsa da- yola çıkıyor. Israel’in kendi kendisini dava edecek kadar idealist birisi olduğu, aynı zamanda çürümüş adalet sistemini düzelteceğini düşündüğü devrimci bir dava da hazırlayan birisini olduğu ifade ediliyor başta. İşin kötü tarafı şu ki iki saatlik filmde Israel’in kitapları ezberlemiş hallerinden başka bir şey sunulmuyor bize. Yani idealist deniyor ama çok geçmeden prensiplerini çiğniyor Israel, devrimci deniyor ama uğruna tuğla dosyalar hazırladığı devrimci davasını rafa kaldırıyor. Zeki deniyor ama buna dair bir veri verilmiyor. İşin daha da kötüsü, Gilroy’un Israel’in çok zeki olduğunu, hayatları değiştirdiğini filmdeki kadın karaktere, Maya’ya (Ejogo) söyletip durması, göstermemesi, sadece anlatması. Ama dediğim gibi gelin görün ki bu adamın geçmişte ne yapıp da Maya’yı bu denli hayran bıraktığını öğrenemiyoruz.

Çıkış noktası iyi. Giriş fena değil. Biraz Doktor House’ı (House, MD), biraz Sherlock Holmes’u ve benzeri dahi karakterleri hatırlatan Israel’in toplumla uyuşamaması, adalete dair eleştirileri, kendi kendini daha filmin ilk saniyesinde dava etmesi, idealist birisi gözükürken prensiplerinden taviz vermesi ilginç bir filmin geldiğini düşündürtüyor. Ama Gilroy çok geçmeden öyküyü, güzelim karakteri (Israel’i) elinden kaçırıyor. Bir süre sonra akla gelebilecek ilk fikirlerle öykü devam ettiriliyor, ki genelde de akla gelen ilk fikirler pek nitelikli olmadığından burada da öyküyü monotonlaştırmaktan ötesine geçmiyor bu fikirler. Gilroy öyküyü öyle bir kaybediyor ki çıkış noktası olarak normal olmayan Israel’i yavaş yavaş normalleştirmekte, öyküye heyecan katmak adına kötü bir kovalamaca sahnesi eklemekte buluyor. Karakterin idealistliğini, dahiliğini (anayasa ezberlenince dahi olunmuyor), devrimciliğini ve geçmiş başarılarını aktarmaktan aciz bir film bu film. Diğer sorunu da Israel dışında başka karakterinin olmaması. Maya’nın tek işlevi izleyiciye Israel’in ne denli zeki olduğunu söylemek. Özellikle Maya’yla Israel’in restoran sahnesinde bu açıdan dibi buluyor öykü. Maya, Israel’i övdükçe övme nedenlerini daha çok merak ediyorsunuz ama Gilroy’un buna bir cevabı olmuyor. Farrell’ın rolüyse bir nebze daha iyi yazılsa da o da öyküye iyi bağlanamıyor.

Being There‘e dönersem… 1979 çıkışlı Peter Sallers’lı bu tatlı mı tatlı film patronunun öldüğünü öğrenen bir bahçıvana (Sallers) odaklanır. Chance adlı bu bahçıvanın iletişim kurma problemi, Israel’den de büyük. Chance film boyunca ortalığı karıştırır, ama kimi hayatlara olumlu bir şekilde de bilmeden etki eder. Gilroy, Being There‘in ana fikrini ve karakterini alıp günümüze, hukuk dünyasına uyarlamış ama Being There‘in başarısına ulaşamamış güçlü yardımcı karakterler yaratamadığı ve öyküyü elinden kaçırdığı için. İlk filmi Nightcrawler‘da ilginç karakterler yaratıp bu karakterlerin günlerini dinamik bir kurguyla anlatan Gilroy bu kez oldukça hantal, temposuz, dağınık, ne yapacağını bilememiş, karakterlerini derinleştirememiş bir kurguya imzasını atmış kurgucusu John Gilroy’la birlikte. Denzel Washington’ın iyi performansı, filmin başlangıcı, Robert Elswit’in görüntü çalışması ve Farrell’ın da fena olmayan performansı dışında parlak tarafı yok bu filmin. Senaryo üzerinde biraz daha çalışılması gerekiyordu.

kategori:
izlenim

ilgili