Room: Buradan Çıkış Var!

Çağlar Erteber, Room'u Bad Boy Bubby ile olan bağları ve farkları üzerinden değerlendirdi....

2016 yılı Oscarlarının gözde filmlerinden biri oluverdi Oda. (Muhteşem bir tercümeyle ülkemizde Gizli Dünya adıyla gösterime girdi.) Hatta oda sakinlerinden biri (kendisi Brie Larson oluyor) En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü bilindiği üzere. Filmin konusu beni ister istemez sinema tarihinin dehlizlerinde zihinsel bir yolculuğa çıkarıverdi. Room’u izlemeden, Rolf de Heer in 93 yapımı Bad Boy Bubby (Kötü Çocuk Bubby) ve Herzog’un 74 yapımı Jeder Für Sich und Gott Gegen Alle (Herkes Kendi Başına ve Tanrı Herkese Karşı) filmleri hemencecik aklıma geliverdi. Yazıyı okuyan ve bahsi geçen filmleri izleyenlerin itirazlarını duyar gibiyim. “Ne alakası var?” der gibiler. Biri (Room) yaşanmış bir olaydan esinlenme, diğeri (Bad Boy Bubby) ise tamamen kurgudan ibaret. Gerçi Herzog’un filmindeki olay tamamen gerçek bir olaydan uyarlama. (Meraklısı Kasper Hauser diye ufak bir araştırma yapabilir. Zaten film İngilizce The Enigma of Kasper Hauser adıyla gösterildi.)

room 2015

Jack’in odası

Room un küçük veleti Jack 5 yıl, Bad Boy Bubby nin büyük veleti Bubby ise 35 yıllık esaretin ardından odayı terk ederler. Room aynı zamanda bir kitap uyarlaması bu arada. Gözüme Jack ve annesinin hikayesi, detaylardan uzak, biraz yapay ve buram buram ahlakçılık kokan bir film gibi göründü. Tüm bu uzun boylu laflarla neyi mi kast ediyorum? Öncelikle filmin ilk dakikalarına gidelim. Ufak bir esrar perdesinin hemen ardından bir anda tüm hikaye ortaya dökülüveriyor, yani Jack ve annesinin kapana kısılmış olduklarını bizler, yani seyirci anlayıveriyor. Jack’in dünyasında fazla yolculuk edemeden bir anda hero Jack karşımıza çıkıveriyor ve annesinin direktifleriyle makus talihini bir anda ters yüz ediyor, bu arada annesini de kurtarmayı ihmal etmiyor. Ardından hikaye tamamen Jack’in olgunluğu ve annesinin travması üzerinde tıkanıp kalıyor. Filmin gidişatında oda, farklı kılıklarla (Jack ve annesinin yeni evlerindeki odaları gibi) karşımıza çıkıveriyor. Bu arada Jack’in babasının, yani filmin hikayesiz Nick’inin yakalanıp hapsi boyladığını öğrenilip derin bir nefes alınıyor. Özetle, seyirciye “etme-bulma dünyası işte” dedirtilip adalet duygusu okşanıyor. Mekansal, duygusal ve görsel detayların noksanlığında ahlakçı bir çizgide ilerliyor film.

Ahlakçı derken…

Koskoca film boyunca seyirci, Jack’in biyolojik babası Old Nick’in ne tecavüzüne, ne de oda sakinleri anne ve Jack’in işemesine, sıçmasına, kusmasına tanık oluyor. Görsel bir budamadan (yani auto-makastan) geçen film, ne yazık ki, klişe bir dram filmi tadında tükeniyor. Film asla seyirciyi odanın o kasvetine sokamıyor, yönetmenin bilinçli bir tercihiyle olsa gerek sokmuyor. Jack bile elbise dolabında mışıl mışıl uyuyabilirken, nasıl olur da seyircinin klostrofobisi depreşsin?bubby

Bubby’nin Odası

Bubby’nin hikayesi başlı başına bir yazıyı hak ediyor aslında. Film, annenin Bubby’yi çıplak yıkaması ve tıraş etmesi sahnesiyle start alıyor. Bu giriş sahnesi, filmin ilerleyen dakikalarında benim ahlakçılık dediğim batağa sürüklenmeyeceğini açıkça gözler önüne seriyor. Filmin en başından itibaren mekanın kasveti üzerimize çöküyor, oda içerisinde Bubby ve annesinin günlük yaşamının ince detayları seyirciye sunuluyor. Bir kara komedi olmasına rağmen (böyle yaftalamalardan her ne kadar hoşlanmasam da!) Bad Boy Bubby daha samimi bir hava yaratıyor. Grotesk bir dünyadan (yani odadan) sürreal ve bir o kadar da acımasız dünyaya (yani odanın dışına) annesini ve biyolojik babasını geride bırakarak adım atan Bubby, elbette bocalıyor, yaşamı boyunca tanık olduğu sesleri coverlıyor, bu sayede bir ortam, iş ve küçük bir fan grubu bile elde ediyor. İsyan noktasında Bubby, bütün kesimlerle (kilise ve toplum) kendi çapında hesaplaşıyor. Odanın yıkıntıları arasında bıraktığı ölülerin ardından dışarıda yaşamaya ve yaşatmaya çabalıyor. ‘Vahşi’ Bubby çiftleşmeyi bir kenara bırakıp aşkı buluyor.

Özetle, adeta Jack’in 30 yıl sonraki hali Bubby, tüm mizahi ve grotesk atmosferine karşın (yani gerçek bir olaydan esinlenilmiş, dramatik, ‘gerçekçi’ bir film Room’a inat) çok daha samimi ve doğal bir tablo sunuyor. Çok daha önemlisi mekanın, yani ‘oda’nın hakkını teslim ediyor. Bizleri o kasvetli odaya hapsediyor, sonrasında hepimizi dışarı’ya çıkarıveriyor. Bubby’nin dünyasında, Jack’in adeta toz pembe odası ve ona yardım etmek için can atan iyimser dış dünya söz konusu değil. Klişelere teslim olmuyor film. Jack ve Bubby’i tek ortaklaştıran nokta, onları şekilleyen ‘doğal’ ortamları olan odalarına bağlılıkları ve saygı maiyetindeki ziyaretleridir.

İyi çocuk Jack ve kötü çocuk Bubby’nin hikayelerini de gözeterek son bir çift laf (daha doğrusu birkaç çift dize) da şu oda mefhumu üzerine edeceğim. Çok zaman önce yazıvermişim (hani kendi çapımızda şair olduğumuz dönemlerde):

“Sıyrıldım usulca odadan
varlık yoktu dışında odanın,
yoktu var oluş,
yok oluş da.
Var ya da yok!
İşte tüm meselenin
dışına çıkabilmiştim sonunda
varlığımı bırakarak odada…”

kategori:
izlenim

ilgili