Şarlo, Şaban ve Umudu Yeşertmek

Naci Köse'den Şaban ve Şarlo üzerine ayrıntılı bir değerlendirme...

Yarın yepyeni bir gün olacak bak, vallahi billahi! Güneş yeniden doğacak, kuşlar horozlar ötecek, tavuklar yumurtlayacak, inekler möö diye bağıracak!
-Şaban (En Büyük Şaban,1983)

Neşelen, asla vazgeçme! Başaracağız!
-Şarlo (Modern Times, 1936)

Kemal Sunal tarafından canlandırılan ve onunla özdeşleşen Şaban karakteri, şüphesiz Yeşilçam ve Türk sineması tarihinin en unutulmaz karakterlerindendir. Ölümünün 19. Yılına yaklaştığımız şu günlerde, Kemal Sunal’ın önemini sayfalarca konuşabiliriz. İlk olarak Ertem Eğilmez’in yönettiği, Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı kitabından uyarlanan 1975 yapımı Hababam Sınıfı filminde Şaban karakteri ile izleyici karşısına çıkar Kemal Sunal. Filmin şüphesiz en çok öne çıkan karakterlerinden biri olan Şaban, Kemal Sunal’ın üzerine yapışır filmin inanılmaz başarısı sonrası. Hababam Sınıfı’nın ardından Kemal Sunal’ın kariyerindeki bir dönem sadece Şaban filmlerine ait olur. Kemal Sunal ile Şaban o kadar özdeşleşir ki, Kemal Sunal’ın Niyazi isimli bir karakteri canlandırdığı Natuk Baytan’ın yönettiği 1984 yapımı filminin adı Atla Gel Şaban’dır. Filmde hiç Şaban ismi geçmez ancak yapımcı Yahya Kılıç, filmin ilgi çekmesini istediğinden bu yola başvurur. Karakterin adının Niyazi olması izleyicinin hiç dikkatini çekmez. Bu durum üzerine Kemal Sunal şöyle der; “Seyircilerden bir kişi çıkıp da filmdeki adın Niyazi, afişte Şaban, demedi. Farkına bile varmadı. Kemal Sunal’ın adı, Niyazi olsa ne olur, Şaban olsa ne olur?” Bu yorum haklılığı bir yana, Kemal Sunal’ın ana akım Türk sinemasındaki önemini de çok açık şekilde ifade eder. 1975 yılında ilk olarak karşımıza çıkan Şaban, 1985 yılında Kartal Tibet’in yönettiği Gurbetçi Şaban filmi ile emekli edilir. Bundan sonra Kemal Sunal, ölümüne kadar genellikle drama ağırlıklı filmlerle izleyici karşısına çıkar.

Şaban karakterinin genel özelliklerine baktığımızda saf gözüken ama akıllı olan, toplumun yanlışlarıyla dalga geçen bir karakter karşımıza çıkar. Kendine has sözleri vardır “eş’oğlu eşek” gibi. Sunal’ın filmlerinde canlandırdığı tiplerin günlük hayatta her zaman karşılaşılan sıradan halktan kişiler olması en büyük özelliğidir. Şaban üzerine Kemal Sunal 1998 tarihli yüksek lisans tezi; TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü’nde şöyle der; “İyi niyetli, saf, temiz kötülük düşünmeyen, sakar, saflıkla işleri birbirine karıştıran ancak ince bir zekayla ya da tesadüfen işin içinden çıkıp art niyetli kişilerin kötü yüzlerini ortaya çıkaran Kemal Sunal’ın yarattığı bu tipleme, sonuç itibarıyla, izleyicinin gerçek hayatta bu yöndeki özlemlerini yansıttığı içindir ki; onun oynadığı rolden daima bu beklenti içinde olmuşlar, genelde Kemal Sunal filmleri de bu doğrultuda gerçekleşmiştir.” Şaban karakteri üzerinden Kemal Sunal filmleri, toplumun birçok yarasına parmak basmıştır. Tüketici hakları (Yüz Numaralı Adam,1978), torpil ile liyakat karmaşası (Bekçiler Kralı, 1979), Şans oyunları ile uyutulan halk (Atla Gel Şaban, 1984) ve daha niceleri… Bu filmlerin üzerinden onlarca yıl geçtiği ve sorunların Türkiye’de hala aynı olduğu düşünüldüğünde, Şaban filmlerinin popülerliğinin sebebi anlaşılabilir hale gelir. Şaban filmlerinde onun anarşisinden nasibini almamış tek bir kurum ya da kurum uzantısı bulamazsınız. Paşalığı, hizmetkarlığı gangsterliği, şarkıcılığı, transvestiliği, aklınıza gelecek her türlü biri sistemi, yıkıcı bir anarşinin hedefine çevirir o.

Sunal’ın da dediği gibi toplumun özlemini duyduğu bir karakterdir Şaban, bu sebeple şüphesiz en önemli özelliği neredeyse her filminin sonunda umut saçmasıdır. Bu durumu ve Kemal Sunal’ın tezinde bahsettiği Şaban’ın özelliklerinin neredeyse hepsini Charlie Chaplin’in sinema tarihine damga vuran karakteri Şarlo’da görürüz. Hababam sınıfı sonrasındaki filmlerdeki Şaban karakterinin en büyük esin kaynaklarından biri, şüphesiz ki Şarlo’dur. İlk olarak Chaplin’in kısa filmlerinde ortaya çıkan Şarlo, The Kid (1921) ile uzun metraja adımını atar. Şarlo karakterinin ekranlara vedası ise Modern Times’ın (1936) sonunda karşımıza çıkar. Ufka doğru, mutluluk ile yürüyen Şarlo; politik bir karaktere tam olarak dönüştüğü ve ilk defa konuştuğu bir filmde, kendisine yakışan bir son ile sinema tarihine adını yazdırır. Her ne kadar The Great Dictator’daki Jewish Barber karakteri Şarlo’ya fiziksel olarak benzese de Chaplin’e göre Şarlo değildir. Şarlo, şehrin dışlanmış, pespaye ve fakir halkını temsil eder. Bu özelliklerine konuşmaması da eklenince Şarlo evrenselleşmiş olur.

Güldürü ögelerini çıkarttığınızda Şarlo, toplumun büyük bir kesimini oluşturur. Basit bir tanımla o, orta sınıf olmanın hayalleriyle yaşayan alt sınıf bir serseridir ancak iyi ve saftır. Hem şanslı hem de şanssızdır, kendini birçok olayın içinde bulur ama büyük bir başarıyla hepsinden sıyrılır bu sırada da izleyiciyi güldürür, çoğunlukla fiziksel komediyle. Bunların hepsini Şaban karakteri için de söyleyebiliriz. Bu ikili toplumun yozlaşmış, sözü geçen tabakası tarafından toplum dışında bırakılmıştır halbuki toplum aslında onlardan oluşmaktadır. Şarlo ve Şaban benzerliği üzerine Kemal Sunal; “Şaban, Şarlo örneğinden ilk bakışta farklı olarak ütopik bir coğrafyada yaşamaz. Onun (Şaban) bir yeri vardır (Genellikle kırsalda bir yerde). Ama işte bu ilk bulunduğu yer, aynen Şarlo sinemasındaki gibi bir dışolma özelliği taşıdığı ölçüde, soyut, işlevsel bir dışa dönüşür. Şaban, o dıştan “buraya”, içinde yaşadığımız sosyal ilişkilere tek sözcükle “itilir””. der tezinde.

Şarlo ve Şaban, aslında bulunmamaları gereken yerlerde olan iki yabancıdır. Ancak yine de toplumun büyük bir kısmını temsil edebildikleri gibi, bir çeşit anarşi ile mutlu sona ulaşırlar ve “kötüleri” alt ederler.” Bu yoruma bir ekleme yapmak gerekirse, Şarlo ve Şaban aslında yozlaşmış toplumun bir sonucudur. Onlar aslında olmaması gereken ancak yozlaşmış toplum yapısı sebebiyle bir nevi etki tepki sonucu ortaya toplum içinden çıkan karakterlerdir. Sunal’ın filmlerinde canlandırdığı tiplerin günlük hayatta her zaman karşılaşılan sıradan halktan kişiler olması en büyük özelliğidir. İyi niyetli, saf, Şarlo ile Şaban’ın bir araya gelişi iki uyarlama filmde karşımıza çıkar. City Lights (1931) uyarlaması olan Kartal Tibet’in yönettiği En Büyük Şaban (1983) ve The Kid (1921) uyarlaması olan, Memduh Ün’ün yönettiği Garip (1986). Garip’te Kemal Sunal’ı Kemal ismiyle görürüz ve En Büyük Şaban’ın aksine daha serbest bir uyarlamadır Garip. En Büyük Şaban ise büyük oranda (sahne sahne) City Lights’a benzer, hatta diyaloglu ve yerelleştirilmiş bir City Lights yeniden çevrimi demek yanlış olmaz. O yüzden yazının kalanında En Büyük Şaban ve City Lights üzerinden Şarlo ve Şaban karakterlerini incelemeye devam edeceğim.

City Lights’ın ilk sahnesinde Şarlo’yu, açılışını yapacak bir heykelin üstünde, uyur şekilde görürüz. Halkın değer verdiği “devasa” bir anıtın üstünde oturmaktadır, onun için bir önemi yoktur. Zaten devasa yapılar en büyük problemi değil midir toplumun? Şarlo, ait olmadığı bir yere “itilmiştir”, orayı tanımamaktadır. En Büyük Şaban’ın ilk sahnesinde ise Şaban, köyden kente bir arkadaşının peşinde gelir. Hitchcockvari bir MacGuffin olan bu arkadaşın ardından geldiği, ait olmadığı ve bilmediği kentte dolandırılır. Şarlo, ait olmamanın cezasını alay konusu olarak çekerken, Şaban tüm parasını Boğaziçi Köprüsü’nü alma hevesiyle parasını kaybederek çeker. Bu girizgahların ardından iki film de aşağı yukarı aynı olaylarla karşımıza çıkar. Şarlo/Şaban, film boyunca iyi niyetinden ödün vermez ancak buna karşılık sürekli itilip kakılır.

İntiharını engellediği Sarhoş Zengin tarafından önce sevgi görür, sonra dövülmekten beter hale gelir ancak her seferinde yine yanına döner. Çünkü o adamın ona ihtiyacı vardır ve o bile bunun farkında değildir. Gece ile gündüz kadar farklı olan iki kişiliği vardır Sarhoş Zengin’in fakat Şarlo/Şaban bu duruma anlam veremese bile onun yanında kalır. Topluma uyum sağlamanın yolu olarak bunu görür belki de. Sarhoş Zengin ve o ne derse onu yapan aptal, kraldan çok kralcı Kahya, Şarlo/Şaban’ın başına sürekli bela olurlar. Kahya, paranın karşısında omurgasız davranırken, Sarhoş Zengin ise ne yollarla elde ettiği bilinmeyen zenginliğinin ve onun getirdiklerinin etkisindedir, gözü başka bir şey görmez. Olması gereken insan çok derinlere gömülmüştür, yozlaşmış üst tabaka tarafından yönetilen toplumda hayatta kalması mümkün değildir o insanın. Evdeki parti sahnesindeki insanlar, tıpkı Kahya’sı gibi omurgasızlardır ve onun parası için ordadırlar ancak o bunun farkına ancak yalnız kaldığında ve sarhoşken varır. O esnada yanında olan tek kişi ise Şarlo/Şaban’dır. Bu karakterin tek derdi toplum tarafından kabul görmektir ancak ilk başta odağı yanlıştır. Sarhoş Zengin değil, Kör Çiçekçi Kız’dır asıl hedef. Sürekli itilip kakılan Şarlo/Şaban, Sarhoş Zengin yüzünden yaşadıklarına rağmen hala Kör Çiçekçi için bir umut kaynağı olmayı sürdürür. Eline geçen her kuruşu ona verir, ona para verebilmek için boyunda büyük işlere kalkışır, boks maçına çıkar ve sadece onun için Sarhoş Zengin’den para ister. Yanlış anlaşılmalar yüzünden bu para isteme, Şarlo/Şaban’ın iftiraya uğraması ile sonuçlanır. Sarhoş Zengin, kendisi için hiçbir şey olan parayı başta Şarlo/Şaban’a vermiştir ancak ayılması ve “kendi doğasını hatırlaması” sonucu Şarlo/Şaban bir anda hırsız ilan edilir. Halbuki o doğru olanı yapmaya çalışan kişidir. Tek derdi Kör Çiçekçi’nin kirasını ödemek ve onun gözlerini açtırmaktır. Film boyunca iftiraya uğrayan, dövülen, hapse atılan Şarlo/Şaban, yine de umudunu kaybetmez ve karşılık beklemeden, aşık olduğu Kör Çiçekçi’yi mutlu eder. Küçük bir zaferdir bu aslında yozlaşmış, bitmiş topluma ve sarhoş zenginlere karşı. Sonuçlarını görmesi uzun sürmüştür belki de ama Şaban ve Şarlo, itildikleri bu yozlaşmış topluma karşı başarılı olmuşlardır. Doğrunun peşinde koşmaları sebebiyle yollarına çıkan her engeli bir şekilde atlatmışlardır bu süreçte çok yıpranmış olsalar bile. En Büyük Şaban’daki Kör Çiçekçi Hülya’nın; “Ne kadar iyisiniz! Demek ben de görebileceğim artık. Güneşi, çiçekleri, renkleri, dünyanın bütün güzelliklerini…” repliği en güzel şekilde açıklar Şarlo ve Şaban’ın etkilerini. Belki de hayatı boyunca kör olan bu kadın ilk defa mutludur. Artık dünyayı görebilecektir ve çiçekçi dükkanı açıp para kazanmayı başaracaktır yıllarca süren esaretin ardından.

City Lights ve dolayısıyla En Büyük Şaban’da gördüğümüz üzere; herkesin umuda, güzel şeylerin olacağına dair bir inanca ve en önemlisi mutluluğa ihtiyacı vardır. Ancak bu ihtiyaçlar kişinin kendisine bağlı değildir, etrafı ve yaşadığı yer çok önemlidir. İyimser bir insan olmak naiflik olarak görülürken; fırsatçılar, halkı kullananlar ve en önemlisi kötü niyetlerini halkın inancı arkasına saklayanlar alkışlanırlar. Geleceğin bu şekilde parlak olmadığı açıktır ve her ne kadar oldukça geç kalınmış olsa da bir uyanma söz konusudur. Yakın bir zamanda insanların içine gömdüğü umut, tekrardan açığa çıkmıştır. Küçük başlangıçların büyük sonuçlar doğuracağına inanç artmış ve yapılan her şeye rağmen insanlar ayakta kalmaya devam etmiştir. Yakın bir zamanda da bu umudun sonucunu alacaktır bu insanlar, artık yüzleri yavaş yavaş gülecektir. Çeyrek asırdır başlarındaki bu bela, arkasında bırakacağı enkazla birlikte silinecek ve onların desteğiyle yaşadıkları yer yeni bir ufka doğru çıkacaktır tıpkı Şarlo’nun Modern Times’daki vedası gibi… Bunların sonucunda ise hatırlanması gereken; her şeyin çok güzel olacağıdır.

kategori:
izlenim

ilgili