Seriye Zayıf Bir Başlangıç: Man of Steel

Edip Can Rende, Superman'in yeni versiyonu Man of Steel'i yazdı....

Spoiler Uyarısı: Filmle ilgili ciddi sürprizbozanlar içerir!

Ve iki buçuk senedir merakla beklenen, geçen sene gösterime girmesi planlanırken son anda bu karardan dönülüp bu seneye ertelendiğinden her geçen gün merakı daha da arttıran, yıldız oyuncular ve sağlam bir teknik ekiple donatılmış, iyi olmaması için çok az nedeni olan “Man of Steel” filmi gösterime girdi. Yıldız oyuncularla dolu kasttan nasıl bir film çıkmış peki? Şimdi buna değinelim.

1

Hiç uzatmadan söyleyelim. “Man of Steel” bu kadrodan beklenen film değil. Fazlasıyla eksiği-gediği mevcut. Gerçekçi yapayım, Batman’in şablonunu bu filmin de üstünde deneyeyim derken ortaya klişe bir film çıkmış. Bir Superman filmi tam olarak ortaya konamamış. Önce Nolan-Goyer ikilisinin bu evrende yarattığı farklılıklara değinelim. Göze çarpan belli başlı değişiklikler şunlar: Superman gizliliğine hiç mi hiç önem vermiyor. Filmin ortasına gelmeden tüm dünya Superman’in kim olduğunu öğreniyor. Haliyle bütün süper kahraman filmlerinde karşımıza çıkan kimliğinin ifşa olması üzerinden yürütülen gerilim bu filmde es geçiliyor. Ergenken Lana ve kardeşi, onun gerçek kimliğini öğreniyorlar . Daha sonra sırayla Lois, Perry, Amerikan ordusu ve en nihayetinde tüm dünya Superman’in Clark Kent olduğunu öğreniyor. Belli ki Goyer ve Nolan ikilisi için Clark’ın gerçek kimliği olan Kal-El/Superman’i gizlemeye çalışması gereksiz bir çaba. Zira bunu gereksiz bir çaba olarak görmeselerdi karakter daha filmin ortasında kimliğini açıklamazdı. Ama burada şu sorun ortaya çıkıyor: Herkes Clark’ın gerçek kimliğini öğrendikten ve Clark’ın dünyayı (ABD’yi) kurtardığına tanık olduktan sonra Clark bir gözlük takarak kimliğini gizleyebiliyor! Diğer filmlerde de bu hata yapılmıştı şüphesiz ama burada fazlasıyla göze batıyor.2

Diğer değişiklikse “Superman”den pek bahsedilmemesi. Filmde Superman’e sadece iki yerde bu şekilde hitap ediliyor. Superman, tıpkı Batman gibi “Beni dışlıyorlar, insanlar beni hak etmiyor” şeklinde dolanıyor etrafta ağlak bir suratla, lakin bunun da altı hiçbir şekilde doldurulamıyor ne yazık ki. Tabi bunun olacağını biliyorduk. Yalnız bu değişiklik, yani Superman’in melankolik birisine dönüştürülmesinin altı doldurulmadığından, karakterin duygularına yeterince yer verilmediğinden Batman’deki gibi etkileyici olamıyor. Batman’de üç bölüm boyunca Bruce-Batman çatışmasına odaklanan ve ilk filmde karakteri başarılı bir şekilde derinleştiren, orijin öyküsünü de başarıyla anlatan Goyer burada bunu başaramıyor ve Clark’ın çatışmalarının hakkını veremiyor. Hızla geçiştiriyor bu çatışmaları. Dolayısıyla perdedeki Superman/Clark Kent’le özdeşleşemiyoruz, onun hislerini paylaşamıyoruz. Zaten Snyder’ın kurgusu ve aksiyon sekansları buna izin vermiyor. Bu iki duruma (kurgusal sorunlar ve aksiyon sekanslarına) biraz sonra değineceğim.

Jor-El’de de değişiklikler göze çarpıyor. Burada Jor-El, Crowe gibi bir isim yüzünden (ya da sayesinde) aksiyondan aksiyona, dövüşten dövüşe atlıyor. Her zamanki gibi Clark’a akıl veriyor ama insanlarla kapışmaktan daha fazla yapmıyor bunu. Diğer karakterlerdeyse fazla bir değişiklik yok. Hazır, Superman’in değişiminden bahsetmişken filmin finaline de değinmemek olmaz. Zira hiçbir filmde yapılmayan bir şey yapılıyor ve Superman, Zod’ın boynunu kırıveriyor. Sanırsın Rambo filmi izliyoruz! Böyle bir finalin tercih edilmesinin nedeni de aynı “gerçekçi olsun be abi” yaklaşımı mı acaba? Bunu bilemiyorum ama senaristin Superman’i tanıyamadığı belli oluyor. Boyun kıran birisine dönüştürmüş Superman’i. Goyer, Bane’in etkisinde mi kalmış acaba diye düşünmeden edemedim. Ayrıca çizgi-romanı okuyan-okumayan, önceki filmleri ve dizileri izleyen herkes Superman’in kimseyi öldürmediğini bilir. Neticede Superman Hz. İsa’dan ve Hz. Musa’dan yola çıkılarak yaratılmış bir süper kahraman. Dolayısıyla onun “boyun kıran birisi”ne dönüştürülmesi çok büyük, affedilmeyecek bir hata. Öte yandan Zod’ı öldürmesinin Superman’deki değişimlerine de değinmiyor senarist. İkinci filmde de değinmeyecek gibi gözüküyor. Karıncayı incitince üzülen Clark burada boyun kırıyor, sonraki sahnede gayet neşeli. Son değişiklikse kristallerden oluşan ve Clark’ın Jor-El’le konuştuğu, ona içine döktüğü, gizli mabedi olan kalede gerçekleşiyor ve bu kale, filmde kendisine yer bulamıyor, görünüşe göre diğer filmlerde de yer bulamayacak.5

Değişiklikler filme yaramıyor. Ama bu değişikliklerden önce onlarca şey kaliteyi zedeliyor. Mesela yukarıda da belirttiğim gibi Superman’in ve Jor-El’in sürekli bir aksiyon içerisinde oluşları bir süre sonra filme fazlasıyla zarar veriyor. Hikayenin açıkları, boşlukları, karakterlerin derinliksizliği hep bu aksiyon sekanslarıyla kapatılmaya çalışılıyor ama becerilmiyor. Aslında şaşırtıcı da değil. Zira Snyder tıpkı Michael Bay gibi önceki filmlerinde hep hikayeyi ikinci plana atmış, görsellik, efekt (CGI) ve aksiyona haddinden fazla önem vermiş birisi. “300”, “Watchmen”, “Sucker Punch” filmlerinin tümünde senaryo zafiyetleri gözle görünür derecededir. Ama öyle efektler kullanır, öylesine görselleştirir ki hikayeyi bu zaaflar pek önemsenmez. Gerçi ben “Sucker Punch”la ilgili yazdığım eleştiride bu filmde bu “sadece efekt-aksiyon” yaklaşımının işe yaramadığını belirtmiştim. Burada da yaramıyor. “Aksiyon-aksiyon-Clark’ın duyguları-aksiyon-aksiyon-aksiyon” şeklinde ilerleyen film hızla sıkıcı hale geliyor. Halbuki biraz öteki karakterlere, biraz Clark’a değinilseydi ve iki aksiyon sekansı arasındaki süre daha fazla uzatılsaydı bu denli sıkıcı bir film ortaya çıkmazdı. Ayrıca bu aksiyon sekanslarında karakterin duyguları iyice kenara atılıyor. Nolan, Batman’in aksiyon sekanslarında karakterlerin duygularını seyirciye geçirmeyi başarıyordu. Snyder burada bunu başaramıyor ve aksiyon sekansları bitince karakterin ruhsal portresini ortaya koymaya çalışıyor. Halbuki doğrusu aksiyon sekanslarında da karakterin düşüncelerine ve duygularına değinmek.

Kurguda da sorunlar var ne yazık ki. Clark’ın çocukluğunu, ergenliğini ve yetişkinliğini düz/kronolojik bir şekilde anlatması gerekirken flashback tekniği kullanılıyor ve bu da karakterle özdeşleşmeyi, onun hislerini paylaşmayı engelliyor. Aslında flashback tekniği doğru kullanılmış olsaydı filme zarar vermezdi. Lakin önceki filmi “Sucker Punch”ta bu tekniği gayet iyi kullanan Snyder burada epey yanlış kullanmış. Ergen Clark’tan gemide balıkçılık yapan büyümüş Clark’a o denli keskin ve hızlı bir geçiş yapılıyor ki afallamamak zor. Tam bu yetişkin Clark’la özdeşleşeceğiz derken aksiyon giriyor, bu aksiyon bitince geçmişe dönülüp ergen Clark veya ergenliği atlatmış Clark anlatılıyor. Haliyle bu yanlış kurgu/flashback’in yanlış kullanımı yüzünden Clark’ın hiçbir dönemiyle özdeşlik kurulamıyor. Kurgu hataları filme zarar veriyor. Neden-sonucun önemsenmemesini de es geçmemek gerek. Zira bir şeyler oluyor ama bu bir şeylerin nedenleri ve sonuçları pek önemsenmiyor.6

Mizaha değinmeden olmaz. Tabi Nolan-Goyer ikilisinin yapıma dahil olduklarını öğrendiğimizde karşımıza nasıl bir filmin çıkacağını az çok hayal etmiştik de mizahın bu denli önemsenmemesi biraz üzdü doğrusu. Ciddi bir film yapmaya çalışan Goyer sadece iki yerde espri patlatıyor. Onun dışında mizahı hiç mi hiç önemsemiyor. Sanıyorum mizahın önemsenmemesinin diğer nedeni de eski filmlerden daha farklı bir yere konumlanmak istenmesi. Oysa gerek dizide, gerekse eski filmlerde mizah bu Superman filmlerini daha eğlenceli kılıyordu. Mizahın gücünden faydalanmamak hata.

Peki Goyer’ın ve onca kişinin dediği gibi “Man of Steel” daha önce hiç görmediğimiz, tanık olmadığımız bir film/Superman filmi mi? Tabi ki hayır. Yukarıdaki değişiklikler yapılsa da “ben bu filmi daha önce izlemiştim” düşüncesinden uzaklaştırmıyor karşımızdaki film. Artık çizgi-roman uyarlamaları arasındaki farklar hızla yok oluyor. “Man of Steel” de ne yazık ki daha önce tanık olmadığımız bir film olamıyor. Gelelim oyunculuklara. Henry Cavill ikinci filmde o “küçük Emrah” bakışlarını atarsa kendisinden sağlam bir Superman olacak ama tabi ki hiç kimse rahmetli Christopher Reeve kadar etkili olamayacak gibi görünüyor. Amy Adams’tan Lois Lane olurken (aradaki yaş farkını pek umursamadım ben), Michael Shannon en iyi performansı ortaya koyuyor.

Daha fazla uzatmayalım. Ne yazık ki ortada kötü bir film var. Senaryosu da, yönetmenliği de kötü. Karakterler (ve özellikle Clark) derinleştirilememiş durumda. Süresi epey uzun ve aksiyon sekansları pek bir sıkıcı. Gene de ilerisi adına umut vaat ediyor çok kötü olsa da. Zira orijin hikayesi anlatıldı. Bu yükten kurtuldu senarist. İkinci film, bu film gibi aksiyona boğulmaz, kurgusuna ve senaryoya önem verilirse iyi bir film olabilir. İkinci film diyoruz. Zira WB hazırlıklara başladığını duyurdu. Dileğimiz ilki gibi kötü olmaması. Tabi şu Christopher Nolan-David S. Goyer ikilisine de artık çizgi-romanı paslamasalar, Batman’e yaklaşım tarzını olur olmadık her filme uyarlamasalar iyi olacak bence.

kategori:
izlenim

ilgili