Sinemadan “Az Kullanılmış” Bilgiler

Gelin itiraf edelim. Ya da gelmeyin, ben sizin yerinize de itiraf edeyim. “Bunları biliyor muydunuz” köşeleri ve o köşelerde bulunan nadide bilgilerle muhatap olarak büyüdü çoğumuz. İlk okuduğumuz zamanlar...

Gelin itiraf edelim. Ya da gelmeyin, ben sizin yerinize de itiraf edeyim. “Bunları biliyor muydunuz” köşeleri ve o köşelerde bulunan nadide bilgilerle muhatap olarak büyüdü çoğumuz. İlk okuduğumuz zamanlar bizi epey eğlendiren bu bilgilerin bizde uyandırdığı hisler ise zamanla değişti. İsimleri de öyle. Kimisi trivia, kimisi tırı vırı şeyler, kimisi ise “gereksiz bilgiler” deyiverdi kendilerine. Bana göre bu “trivia”lar için bulunmuş en güzel karşılık ise “az kullanılan bilgiler”.

Özellikle tek bir soruya verdiğiniz cevapla hayatınızın tamamen değişebildiği günümüzde, gerekli ya da gereksiz oluşlarını tartışmayı bir kenara bıraktığımız bu tip bilgilere ulaşmak artık çok kolay. Sinemanın internetteki mabedi IMDb sitesinde dahi tüm filmler için bir adet trivia başlığı bulunuyor ve Robert de Niro’nun Raging Bull filmi için 27 kilo aldığını kolaylıkla öğrenebiliyoruz.. Artık arkadaşlar arasında bile, böyle bir bilgiyi aktaracağınız anda cümlenizin karşınızdaki tarafından tamamlanması riskiyle karşı karşıyasınız demektir.

Yine de eski bir alışkanlığı yinelemek ve aklıma gelen ilginç bilgilerden, sinema tarihine dair efsanevi detaylardan bir seçme yapmak istedim. Sinemayla ilgilenenler kulaktan dolma da olsa çoğuna aşinadır. Yine de genel bi hatırlatma yapmak ve sinemada magazinin Brad Pitt -Angeline Jolie ikilisinden ibaret olmadığını göstermek boynumuzun borcu. Alt başlığımızı da sinefiller için değiştirelim.

Bunları biliyor muydunuz?

• 1896 yapımı L’arrivée d’un train à La Ciotat filmi sinema tarihindeki ilk film gösteriminin yapılmasına neden olmuştur. Gösterim esnasında trenin kameraya (perdeye) doğru geldiğini gören pek çok seyirci “tren üzerimize geliyor” nidalarıyla kendisini salonun dışına atmıştır.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/lumiere.flv /]

• 1913 yılında The Squaw Man filmini çekmek için mekan arayan Cecil B. DeMille, Arizona Flagstaff’ta karar kılar. Flagstaff’a vardıklarında, fena yağmur bastırmıştır ve Cecil B. Mille mekanda film çekmekten vazgeçer. Filmi çekmek için Flagstaff’ın alternatifi ise Los Angeles’ta yer alan Hollywood bölgesidir. Burada bir depo kurar ve filmi çeker DeMille. Bu, Hollywood içinde çekilmiş ilk stüdyo filmidir. Bu filmi diğerleri izler ve bugün Hollywood sinemanın merkezi olur. Flagstaff şirin bir bölge olarak hayatına devam eder.

• Charlie Chaplin 1940 yılında The Great Dictator filmini yaptığında ve Hitler ile enikonu alay ettiğinde, Adolf Hitler halen hayattadır. Filmi duyduktan sonra Almanya’da ve Nazi işgali altındaki tüm ülkelerde filmin gösterimini yasaklamıştır. Ancak kişisel merakına yenik düşer ve filmi gizlice getirtip iki kez art arda izler. Charlie Chaplin ile Adolf Hitler birbirlerine fiziksel olarak çok benzemektedirler. Her ikisi de hemen hemen aynı boyda, yaklaşık olarak aynı kilodadır. İkisi de aynı yıl ve aynı ay içinde doğmuşlardır. Aralarında sadece 4 gün vardır. Adolf Hitler’in filmi izlerken ne tepki verdiği ise asla öğrenilememiştir.

• Charlie Chaplin şöhret olduğu yıllarda eğlence olsun diye bir “Şarlo benzerleri” yarışmasına katılmış, ancak dereceye girememiştir.

• Quentin Tarantino gençliğinde video dükkanında çalışırken, birçok müşterisine 1987 yapımı A Revoir Les Enfants (Elveda Çocuklar) filmini önermektedir. Patronu ise dili dönmediği için “herkese şu Reservoir Dogs filmini önerip durma” diye kendisine sık sık söylenir. Tarantino ilk uzun metraj filmine isim koyarken, aklına patronu gelir.

• 1987 yılında çekilen Ishtar filmi planlanma aşamasındayken, iki başrol oyuncusu (Dustin Hoffman – Warren Beatty) için adam başı 5 milyon dolar teklif edilmiştir. Oyuncu ücretleri açısından rekor kabul edilen bu uygulama sonunda film, daha başlamadan 10 milyon dolarlık bir bütçe yüküne sahip olmuştur. Toplamda 55 milyon dolara mal olan film, gişelerde sadece 12 milyon dolarlık hasılat yapabilmiş ve büyük bir fiyasko olarak sonuçlanmıştır. Ayrıca filmde ufak bir rolde Haluk Bilginer gözükür.

• Aktör Nicolas Cage, aslen usta yönetmen Francis Ford Coppola’nın yeğenidir. Asıl adı Nicolas Kim Coppola olan Cage, amcasının ismiyle bir yere geldiği düşünülmesin diye ismini değiştirmiştir. Ayrıca Cage’in kuzenlerinden biri de, “Bored To Death” ve The Darjeeling Limited gibi işlerden hatırladığımız genç aktör Jason Schwartzman’dır. Schwartzman, The Godfather filminde Connie Corleone karakterini oynayan Talia Shire’nin oğludur. Talia Shire, yönetmen Francis Ford Coppola’nın öz kardeşidir.

• Marlon Brando 1972 yılında The Godfather filmi ile kazandığı Oscar’ı, Amerika’nın Kızılderililere karşı uyguladığı politikayı protesto etmek amacıyla kabul etmemiştir. Brando, 1970 tarihli Patton ile En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan ancak “Diğer aktörlerle bir rekabet içerisinde olduğumu düşünmüyorum” diyerek bu ödülü kabul etmeyen George C. Scott’tan sonra Oscar’ı reddeden ikinci oyuncu olmuştur. İlk Oscar’ını 1954 yılında On The Waterfront filmiyle kazanan Brando, 1970 yılında bu ödülü çaldırmıştır. Ödülün çalınana kadar Brando tarafından kapı tutacağı olarak kullanıldığı sonradan ortaya çıkar.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/marlon-brando-oscar.flv /]

• Steven Soderbergh Sex, Lies and Videotapes filmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü kazandığında sadece 26 yaşındadır. Bu sayede kendisi en genç Altın Palmiye kazanan yönetmen unvanını elde etmiştir. Soderbergh, bahsi geçen filmi sadece 8 günde yazmıştır.

• Woody Allen, görüntü yönetmeni Gordon Willis’ten, 1983 yapımı filmi Zelig için 1920’lerde geçen bir film atmosferini yakalamasını ister. Willis bunun için 1920’lerde kullanılan kamerayı, ses düzeneğini ve ışıklandırmayı aynen kullanır. Ancak yine sonuçta film istediği kadar eski gözükmemektedir. Bunun üzerine Willis, son çareyi film negatiflerini olduğu gibi küvete atıp onların üzerinde tepinmekte bulur.

• Indiana Jones serisinin başrolü için ilk anlaşılan isim Tom Selleck’tir. Ancak Selleck’in “Magnum P.I.” dizisiyle bir anlaşması olduğu için bu rolü alamaz. Rol Harrison Ford’a gider.

• Mike Nichols’un yönettiği 1966 yapımı Who’s Afraid of Virginia Woolf?, içerisinde yer alan dört oyuncusunun da o yıl oyunculuk kategorilerinde Oscar’a aday olmasıyla, tüm oyuncu kadrosu Oscar’a aday olan film olarak tarihe geçmiştir. Bu başarıyı 6 yıl sonra vizyona giren efsanevi film Sleuth da (Laurence Olivier, Michael Caine) tekrarlamıştır.

• The Godfather, 1972 Oscar’larında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde tam üç aday (James Caan, Robert Duvall, Al Pacino) ile yer almıştır. Ancak o yıl ödül, geri kalan iki adaydan biri olan Joel Grey’e (Cabaret) gitmiştir. 2 yıl sonra The Godfather Part II vizyona girer ve o yılın Oscar’larında yine aynı şey yaşanır. Filmin üç oyuncusu birden (Robert De Niro, Michael V. Gazzo, Lee Strasberg) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. Bu kez ödülü kazanan Robert De Niro, filmin bu alandaki makus talihini de yıkan kişi olmuştur. De Niro, tıpkı iki yıl önce Oscar alan Marlon Brando gibi, Vito Corleone karakterini canlandırmaktadır.

• Aktör Kevin Costner’ın ilk önemli rollerinden biri, 1983 tarihli Lawrence Kasdan filmi The Big Chill’de olmuştur. Ancak aktör, filmi izlemeye gittiğinde perdede kendisini göremez. Çünkü yönetmen içinde bulunduğu sahneleri kesmiştir. Aynı Kevin Costner 1994 yılında The Shawsank Redemption filmindeki Andy Dufrense rolü için teklif alır. Ancak Costner, daha sonradan Tim Robbins’e gidecek olan bu rolü geri çevirir. Bunun nedeni ise Waterworld filminde oynamak istemesidir.

• Nihai bilgi olmasa da, Cüneyt Arkın’ın bilinen 310’un üzerinde filmi vardır. 1963 – 1990 yılları arasında, filmde oynamadığı tek bir yıl bile olmayan aktör, bu süreç içinde her yıl en az 5 en fazla 19 filmde gözükmüştür. Özellikle 1964 – 1968 arası 5 yıl içinde tam 81 filmde oynayarak bugün ulaşılması imkansız bir filmografi yakalamıştır. Aktörün ayrıca 37 film yönetmişliği, 26 filmin de senaryosunu yazmışlığı vardır.

• Usta aktör Şener Şen, 1975 yılına kadar sinemada ufak rollerde gözükmüşken, ilk önemli rolünü 34 yaşında Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı filmi ile sergiler ve şöhretini bu yaşında yakalar. İlk başrolü ise yaklaşık 10 sene sonra, aktör 43 yaşındayken Namuslu filmiyle olmuş ve bu filmden sonra Şen, oynadığı bütün filmlerde başrol olarak yer almıştır. 1985 yılında Kemal Sunal ,verdiği bir röportajda aktörle ilgili olarak “Onunla ‘kavuklu-pişekar’ ikilisini oluşturuyorduk. Şimdi tek başına bir deneme yapıyor. Belli mesuliyetleri alıp, film yapacağına, ikinci adamı oynamaya devam etseydi bence, kendisi için daha yararlı olurdu” ifadelerini kullanmıştır.

• Bilinen en uzun film ismi, Night of the Day of the Dawn of the Son of the Bride of the Return of the Revenge of the Terror of the Attack of the Evil, Mutant, Alien, Flesh Eating, Hellbound, Zombified Living Dead Part 2: In Shocking 2-D adını taşır. Film, bir korku filmi parodisidir ve henüz bir sessiz film oyununda sorulamamıştır.

• Andy ve Lana Wachoski kardeşler (Lana Wachowski eskiden Larry ismine sahipti ancak geçtiğimiz yıllarda cinsiyetini değiştirmesi sonrası Lana ismini edindi) 1995 yılında Assassins’in senaryosunu yazdıktan sonra, büyük bir hevesle yapımcılara yazdıkları dev senaryo The Matrix’i sunarlar. Ancak yapımcılar ikilinin henüz bir yönetmenlik denemesi olmadığı için tereddüt içindedir. İkilinin, önce yönetmen olarak rüştünü ispat etmesi gerekir. Bunun üzerine düşük bir bütçeyle pilot film olarak 1996 tarihli Bound çekilir. Bound’un kısa sürede kültleşmesi yapımcıları da rahatlatır ve The Matrix için gerekli sözleşmeler imzalanır.

• Darren Aronofsky ilk filmi olan 1998 tarihli Pi’yi, tanıdığı herkesten 100 dolar borç alarak 60.000 dolara tamamlamıştır. Film bittikten sonra, Aronofsky, film haklarını 1 milyon dolara satar ve 100 dolar borç aldığı herkese 150 dolar geri ödeme yapar.

• Robert Rodriguez ilk filmi olan El Mariachi’yi 7.000 dolara kotarır. Paranın önemli bir kısmını ilaç deneylerine kobay olarak elde eden Rodriguez, hastaneden ödünç aldığı tekerlekli sandalyeyi şaryo olarak kullanmak suretiyle pek çok bütçe kalemini de kısmayı başarmıştır. Filmin başarısından sonra, çekilen devam filmi Desperado’nun sadece açılış jeneriği dahi 7.000 dolardan pahalıya mal olmuştur.

• Peter Jackson, ilk filmi Bad Taste’i tamamen kendi koşullarıyla, dört yılda çekmiştir. Filmin başrollerinde oynayan arkadaşları, dört yıl boyunca her hafta sonu bir araya gelmiş ve filmi tamamlamıştır. Oyuncular dört yıl boyunca saçlarını aynı şekilde kestirmiştir.

• Mehmet Aslantuğ, Antalya Altın Portakal film festivalinde 1992, 1993 ve 1994 yıllarında olmak üzere üç yıl üst üste “En iyi Erkek Oyuncu” ödülünü alarak bu alanda kırılması çok güç bir rekora imza atmıştır. Aslantuğ, 1994 yılında Yengeç Sepeti ile kazandığı ödülü, aynı filmde yer alan büyük usta Sadri Alışık ile paylaşmıştır. Yengeç Sepeti, filmde yer alan iki oyuncunun daha (Derya Alabora, Oktay Kaynarca) ödül alması ile birlikte Altın Portakal tarihine geçmiştir.

• Sigara içmeyen ve azılı bir sigara karşıtı olan Edward Norton, sigara içen karakterleri oynamayı kabul etmemektedir. İşbu nedenle 1998 tarihli Rounders filmindeki karakteri, bol sigara içen bir karakterden sigara içmeyen bir karaktere çevrilmiştir. Ancak 1999 tarihli Fight Club filmi için aktör bu kesin kuralını bozar ve sigara içen bir karakteri canlandırır.

• Orson Welles, 1941 yılında ilk filmi Citizen Kane için kamera karşısına geçtiğinde henüz 26 yaşındadır. Film öncesinde yapımcı RKO şirketiyle yaptığı görüşmede, filmin yazımını, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenmek ister Welles. Ayrıca filmle ilgili her türlü teknik ekip ve oyuncu seçimini kendisi yapacaktır. RKO normalde pek görülmedik şekilde Welles’in bu isteklerini kabul eder ve ortaya Citizen Kane çıkar. 1942 yılında Welles’in ikinci filmi The Magneficent Ambersons da benzer koşullarda çekilmiştir. Ancak adeta ilk filmde gösterilen serbestliğin intikamını almaya çalışan RKO stüdyoları, film çekimleri tamamlandıktan sonra Welles’in yurt dışına çıkmasını fırsat bilir ve filmin tam 50 dakikalık kısmını filmden çıkarır. Bu sahnelerin tekrar eklenmesini engellemek için eldeki bütün negatifleri yakan yapım şirketi, filmin sonunu da kendi ekledikleri mutlu son ile değiştirir. Böylesi anlamsız değişiklerle vizyona giren film, bütçesinin yarısını bile çıkartamaz ve stüdyoyu büyük zarara sokar.

• Joel & Ethan Coen tarafından yönetilen 1991 yapımı Barton Fink, o yıl Cannes Film Festivalinde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında ödül kazanır. Barton Fink filminin bu başarısı festival yönetimini önemli bir dğeişiklik yapmaya iter: artık bir senede bir filme en fazla iki ödül verilebilecektir.

• 1997 tarihli Alien: Resurrection filminin bir sahnesinde, Sigourney Weaver’ın oynadığı Ellen Ripley karakterinin, üçlük mesafesindeki bir topu geri geri potaya isabetli bir şekilde atması gerekmektedir. Yönetmen Jean Pierre Jeunet, bu sahneyi gerçekleştirmek için 200 tekrar çekim yapmak istemez ve Weaver’dan sadece topu potaya doğru atmasını, montajda basket olmuş bir top görüntüsüyle bu görüntüyü birleştireceğini söyler. Ancak işinin ehli oyunculardan olan Weaver, bu sahne için iki hafta bir koç eşliğinde çalışmıştır ve daha ilk çekimde topu ters bir şekilde potaya yollar ve deliksiz bir basket kaydeder.

[flashvideo file=http://dl.dropbox.com/u/11122732/bakiniz/sigourney.flv /]

kategori:
seçki

ilgili