Sinemanın Kaçak Âşıkları

Kaçak âşıklar üzerine bir derleme...

Bir zamanlar (1930’lu yıllarda) Amerika büyük bir ekonomik krizle (Büyük Buhran) sallanır, halk da kuru ekmeğe talim olup kapitalizme diş bilerken pek çok soyguncu ortaya çıkmıştı. 24 yaşındaki Bonnie Parker ve 25 yaşındaki Clyde Barrow da o soygunculardan idiler. Genç yaşta banka ve dükkanları soyan, kaçak hayatı yaşayan bu ikili sadece toplumu değil, sinemacıları da etkilemişlerdi. 1934’te çift, polislerce pusuya düşürülüp öldürülmüşlerdi. Ölümlerinden sonra Bonnie ve Clyde’tan etkilenilerek pek çok karakter yaratıldı filmler için. Hazır Edgar Wright’ın yeni filmi Baby Driver gösterime girmişken sinema filmlerindeki kaçak âşıkları derleyeyim istedim.

Baby Driver (2017): Derlemeye bu filmle başlayayım. Daha önceki filmlerinde eğlenceli aksiyon sekanslarına (araba takip sahneleri, kovalamaca sahneleri gibi) imzasını atan yetenekli yönetmen Edgar Wright eğlence konusunda çıtayı yeni filminde de düşürmüyor ve gene kaliteli araba takip sahneleri, heyecanlı kaçış/soygun sahnelerine imzasını atıyor. Baby Driver‘ı bu listeye dahil etmemin nedeniyse merkezdeki çiftin Bonnie ve Clyde’tan esinlenilerek yaratılmaları. Filmin bir yerinde de bir karakter, Baby (Ansel Elgort) ile Debbie’ye (Lily James) bakıp “Bonnie ve Clyde geliyor,” (diğerinin “Bence Bonnie ve Bonnie geliyor,” demesi eğlenceliydi) diyor. Ama Wright, Baby ile Debbie’yi birbirlerine âşık ettirdikten sonra Bonnie ve Clyde gibi âşıklara macera üstüne macera yaşatmıyor. Yani Baby, Clyde gibi banka soyuyor (aslında soyanların ulaşımını sağlıyor ama neticede suça ortak oluyor), ama Debbie, Bonnie’den farklı olarak suça bulaşmıyor. Finale doğruysa çift, Bonnie ve Clyde gibi polislerden kaçmaya çalışıyor. Wright formüllerden fazla kopmasa da eğlenceli ve dinamik kurgusu, enfes soundtracki, etkileyici karakterleriyle yılın en keyifli ve heyecanlı filmlerinden birisine imzasını atmış oldu. Baby ve Debbie çiftini de sevmemek zor doğrusu.

The Getaway (1972): İşte tam anlamıyla Bonnie and Clyde filmi. Ama dönem ’30’lar değil, merkezde de Bonnie ve Clyde yok, lakin onları fazlasıyla hatırlatan Doc (Steve McQueen) ve Carol McCoy (Ali MacGraw) merkezde yer alıyor. Sam Peckinpah’ın bu soygun filminde sadece bir kez soygun yapılıyor. Dört yıldır hapiste olan Doc tanıdıkları sayesinde, banka soyma karşılığında hapisten çıkar. Fakat işler beklendiği gibi gitmez ve soygunu planlayan ve uygulayan Doc ile eşi Carol çareyi Meksika’ya kaçmaya çalışmakta bulurlar. Peckinpah’ın Bonnie ve Clyde yorumu tam da Peckinpah’lık bir yorum olmuş. Bonnie ve Clyde birbirlerini severken Doc ile Carol arasında sevgi olduğu kadar şiddet de var [Doc yeri gelir eşini tokatlar mesela (yönetmenin diğer filmlerinde de kadınlara pek iyi davranılmaz. Hatta bu yüzden o dönemlerde Peckinpah’ın kadın düşmanı olup olmadığı tartışılmıştı)]. Aslında denebilir ki Peckinpah film boyunca geleceği muğlak, adeta çoktan tükenmiş bir ilişkiyi anlatıyor. Peckinpah soygun sahnelerini de, araba takip sahnelerini de, çatışma sahnelerini de heyecanlı hale getirmeyi başarırken gerilimin çiftin üzerindeki etkisini de iyi işlemiş. Gene personasına uygun bir rolde karşımıza çıkan McQueen’i izlemek keyifliydi. Bu filmin daha sonra, ’94’te Alec Baldwin ve Kim Basinger’ın başrollerinde yeniden çevrildiğini ama tahmin edileceği üzere kötü eleştiriler aldığını ekleyeyim.

They Live by Night (1948): Nicholas Ray de kaçak âşıklar temasını işlemekten alıkoyamamıştı kendisini. They Live by Night adını verdiği filminin merkezinde hapis kaçağı Bowie (Farley Granger) yer alıyor. Okumamış, kafası fazla çalışmayan Bowie iki yaşlı adamın da ittirmesiyle bankaları soyar. Aslında Baby gibi aracı kullanır sadece. Ray bir yandan Bowie’nin soygunculuğuna, beri yandan da genç Keechie’ye (Cathy O’Donnell) âşık oluşuna odaklanır. Bir süre sonra öykünün merkezine bu aşk yerleştirilir ve pek çok filmde olduğu gibi Keechie’yle Bowie’nin polislerden kaçışlarına, Peckinpah’ın filminde olduğu gibi Meksika’ya ulaşmaya ve kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışmalarına odaklanılır. Ray’in filmi kaliteli. Gençlerin dertlerini daha sonra Rebel Without a Cause‘da da işleyen Ray burada da ’30’ların krizini, bu krizin gençler üzerindeki etkilerini iyi bir şekilde işlemiş. Aslında kaçak âşıklar konusunu işleyen her yönetmenin gençlerin suça yönelişi üzerine kafa patlattıklarını, filmlerinde de bu nedenlerin üzerinde durmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz. Gerçi bu filmlerin en yeni halkası Baby Driver‘da suça yöneliş yüzeysel bir şekilde işlendi.

Badlands (1973): Son on yılını birbirinden sıkıcı ve kötü filmlerle (To the Wonder, Knight of Cups, Song to Song) heba eden usta yönetmen Terrence Malick inanmayacaksınız (!!) ama bir zamanlar sağlam senaryolu, enfes filmler çekiyor, doğaya daha iyi odaklanıyordu. İşte o enfes filmlerinden birisi de Badlands. ’73’te vizyona giren film iki âşığa, Kit (Michael Sheen) ve Holly’e (Sissy Spacek) odaklanıyor. 25 yaşında, James Dean’e öykünen Kit’le müzik eğitimi alan, okulda pek popüler olmayan Holly’nin yolları bir gün kesişiyor ve bu çift ardından (Bonnie’yle Clyde gibi bir çift olup) suç işliyorlar. Filmi enfes kılan şeylerden ilki iki karakterini de çok iyi işlemiş olması. Öykü 73’ten önce de pek çok yönetmence işlenmiş bir öykü: Toplumun dikkatini çekmeyen iki genç insanın birbirlerine âşık olmaları, ilişkilerini yürütmeye çalışırlarken polislerden kaçmaları, suç işlemeleri. Badlands bu öyküdeki karakterlerini alabildiğine derinleştiren filmlerden. Diyaloglar, Holly’nin anlatıcılığı, görüntü yönetmenliği her şey dört dörtlük. Ne kadar iyi olduğunu ise Malick’in son filmleriyle karşılaştırdığımızda daha iyi anlıyoruz. Lafı uzatmayayım, Badlands hem Malick’in, hem de kaçak âşıklar temalı filmlerin en iyilerinden.

Ain’t Them Bodies Saints (2013): Baby Driver‘dan önce kaçak âşıklar teması bağımsız film Ain’t…‘te de işlenmişti. David Lowery bu ilk filminde Malick’in izinden gittiğini belli ediyordu. Badlands‘te olduğu gibi bu filmin de merkezinde suçlu bir adam, Bob (Casey Affleck), bu adama âşık olan bir kadın, Ruth (Rooney Mara), var. Ruth, Holly gibi suçsuz. Badlands‘te Holly erkeklerin (baba, sevgili, koca) hükümranlığını hemencecik kabul eden bir karaktere sahip birisi olarak yansıtılır. Holly suç işlemiyor, Ruth da. Bob ise Kit’i hatırlatır, suç işler, Kit gibi çok âşıktır. Lowery filmin sinematografisinde, doğayı merkeze alış şeklinde, filmin yavaş temposunda da Malick’i hatırlatır. Bence ortalamayı aşamayan bir film bu film. Ama düşününce Malick’in son filmlerinden daha nitelikli olduğunu da söyleyebilirim (evet, bu denli başarısız buluyorum Malick’in son işlerini).

Moonrise Kingdom (2012): Wes Anderson’ın başlangıcından sonuna dek eğlendiren filmi Moonrise Kingdom‘ın merkezinde iki çocuk -Sam (Jared Gilman) ve Suzy (Kara Hayward)- yer alıyor. Bu listedeki ve bu türdeki diğer filmlerin merkezlerinde yetişkinler yer alırken Anderson kaçak âşıklar temasını çocuklara uyarlayıp bu filmlerden farklı bir yola sapıyor. Yetim Sam, ailesinden bıkmış Suzy’i görünce ona âşık olur, sonra bu iki çocuk birlikte kaçarlar. Anderson iki çocuğun sorunlarını, Suzy’nin ailesiyle problemlerini işlerken büyüklerin de dertlerini ve sırlarını es geçmiyordu. Moonrise Kingdom “kaçak âşıklar” temasını en eğlenceli şekilde işleyen filmlerden. Renkleri, setleri, mekânları, oyuncuları, kurgusu ve müzikleriyle gayet başarılı bir film.

Boxcar Bertha (1972): 70’lerde popüler olan kaçak âşıklar temasını efsane yönetmen Martin Scorsese de bir filminde, Boxcar Bertha‘da işlemişti. Diğer yönetmenler sınıf çatışmasını-mücadelesini bu filmlerinde pek işlemezlerken Scorsese odağa bu mücadeleyi koyar. Scorsese ilk kez işçi sınıfına, işçi sınıfın dertlerine ve mücadelelerine odaklanır bu filminde. Tabii beri yandan da kaçak âşıklar temasına Bertha (Barbara Hershey) ve sevgilisi üzerinden değinir. Bertha bir çeteye dahil olur ve pek çok filmde olanlar bu filmde de vuku bulur. Scorsese’nin en iyi filmlerinden değil şüphesiz ama işçi sınıfını, kaçak âşıklar temasını işlemesiyle izlenmeyi hak ediyor.

Diğer Filmler: Godard da Breathless (1960) filmiyle kaçak âşıklar temasına odaklanmıştı. Bu film de türün farklı işlerinden. Godard formüllere, klişe olay örgüsüne prim vermeyen bir yönetmen, haliyle filmi de diğerlerinden farklı oluyor. Brad Pitt’in kariyerinin en iyi performanslarından birisini verdiği Kalifornia (1993) filmini de anmak gerek. Pitt son derece kaba, görgüsüz, itici ve suçlu bir karakterde -Early- karşımıza çıkar. Film, Early’nin Adele’le (Juliette Lewis) ilişkisine odaklanıyor. Ortalamayı aşamadığını belirtmek gerek. Quentin Tarantino’nun senaryolarını yazdığı True Romance (1993) ve Natural Born Killers (1994) filmlerini de anmamak olmaz. Tarantino’nun yazdığı sırayla Tony Scott ve Oliver Stone’un yönettikleri bu filmler de bu temayı işler. Anlaşılacağı üzere pek çok yönetmen Bonnie ve Clyde benzeri karakterler yaratıp bu karakterlerin suça bulaşmalarına odaklandı. Bu konu halen güncelliğini koruyor.

kategori:
seçki

ilgili

  • A Ghost Story: Bir Hayaletin Yalnızlığı ve Çaresizliği

    Uyarı: Yazı, A Ghost Story filminin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. David Lowery yönetmenlik kariyerine Casey Affleck ve Rooney Mara’lı romantik-suç filmi Ain’t Them Bodies Saint‘le başlamıştı. Bu film Sundance...
  • Infernal Affairs Üçlemesi ve The Departed

    Alan Mak’la Wai-Keung Lau’nun birlikte yönettikleri polisiye film Infernal Affairs (Mou gaan dou) 2002’de vizyona girdiğinde epey konuşulmuş, Uzakdoğu’daki festivallerden ödüllerle ayrılmıştı. Bilindiği üzere film mafyanın yetiştirdiği bir köstebeğin...
  • Todd Philips ve Martin Scorsese’den Joker Filmi

    DC’yi bünyesinde bulunduran Warner Bros.’un Man of Steel ile başlattığı DCEU serisinden şu ana kadar gişede tatmin edici geri dönüşler almış olsa da eleştirmen yorumlarından ve seyirci memnuniyeti bakımından...
  • Çıtayı Düşüren Oyuncular: Edward Norton

    Edward Norton 1996’da Hollywood’a bomba gibi bir giriş yapmıştı dersek abartı olmaz. Aktör daha önce hiçbir yapımda rol almadan direkt bir sinema filmiyle, Gregory Hoblit’in başarılı mahkeme-gerilim filmi Primal...