Sinematik İkililer: Sofia Coppola-Kirsten Dunst

Coppola ve Dunst, 3 filmde birlikte çalıştılar ve iyi bir ikili oluşturdular.

Dünya sinemasının genç ve yıldızları birlikte yükselen yönetmen ve oyuncusu Sofia Coppola-Kirsten Dunst ikilisinin öykülerini kaleme aldık.

Karşılaşmadan Önce: Coppola Klanı’nın Genç Yüzü ve Çocuk Film Yıldızı

Kirsten Dunst reklam yıldızı olarak başladığı kamera önü yaşamında ilk uzun metraj deneyimini antoloji film New York Stories’te Woody Allen’ın yönettiği Oedipus Wrecks bölümünde oynayarak yaşadı. Çocuk oyuncu olarak kısa rollerden sonra ilk çıkışını Neil Jordan’ın Interview with the Vampire’ında yakaladı. Jumanji, Little Soldiers gibi çocuk filmlerinin ardından büyüdükçe rolleri de değişti. Çocuk yıldızdan, genç yetişkin filmlerinin değişmez oyuncusu oldu. Bring It On, Dick, Drop Dead Gorgeous, Get Over It gibi izlenildiği yıl eğlendiren ama sonra unutulan gençlik filmlerinin ardından biraz daha anlamlı roller aramaya başladı.

Sofia Coppola ise Coppola Klan’ının bir parçası olarak daha çocuk yaşta kamerayı eline almış ve kısa filmler çekmeye başlamıştı. Oyuncu olarak kendisini çok rahat hissetmeyince kameranın arkasına geçmeye karar verdi ve ailesinin de etkisiyle 1998’de ilk uzun metrajı için çalışmalara başladı.

İlk Birliktelik: Virgin Suicides

1998’de çekimleri başlanan Virgin Suicides için bir araya geldiklerinde Sofia Coppola 27, Kirsten Dunst ise 16 yaşındaydı. Sofia Coppola’nın aklında bir kadın hikayesi anlatma fikri vardı. Jeffrey Eugenides’in romanı eline geçtiğinde yönetmek istediği ilk filmin senaryosunu da bulmuş oldu. 70’lerde Detroit’in kenar mahallelerinde dini bütün aileleri tarafından sıkı şekilde kontrol edilen 5 kızkardeşin ilişkileri üzerine odaklanan filmde Kirsten Dunst, 14 yaşındaki Lux Lisbon’ı oynadı.
Kirsten Dunst, uçan-kaçan çocuk ve gençlik filmlerinin tümünde farklı bir özelliğiyle dikkat çekmişti. Yüzü ve oyunculuğuyla neşeyi, komikliği yansıtabildiği kadar hüznü ve hayal kırıklığını da çok iyi yansıtıyordu. Coppola, ilk filminin ilk sahnesini Kirsten Dunst’ın görüntüsüyle açtı.

Klasik amerikan gençlik filmlerinden yarattığı melankolik havayla ayrılan ve Coppola’ya mükemmel bir başlangıç imkanı veren film, ikili için de hayat değiştirici bir yapım oldu. Sofia Coppola, filmde Dunst’ı her zaman odak noktasına koymasa da, filmin duygusunu belirleyen bir yere konumladı.

İkilinin Zor Sınavı: Marie Antoinette

Kirsten Dunst, Spider Man gibi blockbuster filmlerde rol bulmaya başladıkça yıldızı da parlamaya devam etti. Ancak birlikte çektikleri ilk filmlerinde başarılı olduğunu hissettiği Sofia Coppola için zaman ayırmayı başardı. Bir dönem filmi olması, çok tartışılan bir tarihi kişilik olması Marie Antoinette’i ikisinin önüne de bir sınav olarak koydu. Coppola, zenginlik, aristokrasi, sokaklardan yükselen baskılardan sıkılmış ve hayatını giderek içinden çıkılmaz bir hale getiren genç kraliçenin bağımsız gibi görünen esir yaşamını Dunst’ı kullanarak anlattı. Filmin ilk sahnelerinde Antoinette’in filmin tümüne yansıyacak farklı ruh hallerini sırasıyla yansıtan Coppola, filmin geri kalanında kraliçeyi kafası karışık bir genç kadın olarak nasıl ele alacağını da en baştan anlatmış oldu.

Detroit’in kenar mahallelerinde de olsa, Fransız Sarayı’nda da olsa Coppola, Dunst üzerinden kapana kısılmış genç kadınların ruh hallerini çok iyi yansıttı.

Olgunluk Dönemi: The Beguiled

The Bling Ring’de konuk oyuncu olarak Kirsten Dunst’a rol veren Coppola, oyuncuya kısa da olsa kendisini oynama fırsatı sağladı. Marie Antoinette’ten 11 yıl sonra ise bu sefer The Beguiled için bir araya geldiler.
Sofia Coppola, Thomas Cullinan’ın romanını uyarlarken kamerasını Amerikan İç Savaşı dönemine çevirdi. Yaralı bir askerin Virginia’daki kızlar okuluna sığınmasıyla yaşananları anlatan filmde Coppola duygu gel-gitleri yaşayan genç kadın rolünü bu sefer Elle Fanning’e verdi. Kirsten Dunst, filmde daha olgun ama gerilimin ve aşkın odağındaki bir kadını canlandırdı. Edwina karakteri The Beguiled’ın başarısında kilit rol oynayan etkenlerin başında geliyor.

Sofia Coppola ve Kirsten Dunst, sinemayı bırakana kadar birlikte daha çok çalışacaklar gibi görünüyor. Coppola farklı öyküler ve roman uyarlamalarıyla kadınların öykülerine ve sorunlarına sinemasında yer verdikçe çok farklı duyguyu alabildiği Dunst’a rol verecektir. Yönetmen ve oyuncusu arasındaki bu güzel birlikteliği doğal ve doğurgan olarak nitelemek mümkün. Lars von Trier başta olmak üzere birçok başka yönetmenle birlikte Dunst’ı çocuk yıldızdan, usta bir oyuncuya çeviren Coppola’nın bu etkisini diğer genç yıldızlara da aktarmasını diliyoruz.

kategori:
seçki

ilgili