Sinister: Film Makarasından Gelen Kötülük

Hollywood tür sinemasına her zaman önem vermiştir. Özellikle de korku sinemasının yeri ayrı olmuştur. Bunun nedenlerinin başında gelen en önemli faktör tabii ki çabuk tüketilebilir bir tür olması denilebilir....

Hollywood tür sinemasına her zaman önem vermiştir. Özellikle de korku sinemasının yeri ayrı olmuştur. Bunun nedenlerinin başında gelen en önemli faktör tabii ki çabuk tüketilebilir bir tür olması denilebilir. Düşük bütçelerle, beklentinin üzerinde gişe yapan filmler sayesinde stüdyolardan beklenmedik başarı hikâyeleri dinlediğimiz çok olmuştur. 2012 yapımı “Sinister” da işte böyle bir yapım. Yönetmenliğini Scott Derrickson’un üstlendiği filmin, sadece 3 milyon dolar gibi Hollywood sinemasının bile ölçeklerinden düşük bir bütçeyle kotarılıp, dünya genelinde 87 milyon dolar gibi hatırı sayılır bir gişe geliri yapması, filmin yapımcılarının yüzünün gülmesine neden olmuştu.

Sinister’ın konusu çok karmaşık sayılmaz. Ellison Oswalt (Ethan Hawke), gerçek cinayet hikâyelerini konu alan romanlar yazan ünlü bir yazardır. Cinayet hikâyelerinin tüm perde arkasını öğrenmek adına olay yerlerinde ailesiyle beraber kamp kurar. Mekânın yakınlarına taşınır. Ancak başarılı kitapları geçmişte kalmıştır. Bu yüzden de bir umuda ihtiyacı vardır. Bulduğu yeni davada bir aile toplu olarak katledilmiştir. Ellison roman uğruna bir adım daha ileri giderek, olayın olduğu eve taşınır. Böylece mükemmel romanı yazmak kaçınılmaz olacaktır. Ancak taşındığı evin tavan arasında bir projektör ve birkaç makara eski ev filmlerinden bulur. Bu filmler belli cinayetlerin birbirine bağlayacaktır.

sinister-615

Konusu biraz polisiye bir hikâye gibi görünse de doğaüstü güçlerin ortaya çıkması ile Sinister’ın korku türüne dahil olmasını sağlıyor. Film olabildiğince çiğ estetiğiyle ev videolarının tekinsiz ve iç gıcıklayıcı etkisine sırtını yaslayarak izleyicinin bir an bile yerinde oturmamasına sebep oluyor. Filmin düşük bütçeli olmasının nedenlerinden biri de çok az mekân kullanması. Videoları bir kenara bırakırsak, filmin neredeyse tamamı bir evin içinde cereyan ettiğinden, bütçenin çoğunluğunun Ethan Hawke’a aktığı söylenebilir.

Film korkuyu yarattığı atmosfer ve ses efektleri sayesinde seyirciye ulaştırmaya çalışıyor. Görsel açıdan olabildiğince az efekt kullanarak, saf korkunun ortaya çıkması için elinden geleni ardına koymuyor. Filmin en ürpertici anlarını yaratan korku figürü Mr. Boogie, bir Norveç miti üzerinden yaratılarak çocukların ruhlarıyla beslenen korkutucu bir karakter olarak şimdiden sinema tarihine geçti bile.

ethan-hawke-in-sinister2

Filmin hikâyesi, bu korkutucu olayların nasıl başladığıyla ilgilenmeyerek, yazar Oswalt’ın dramatik hikâyesi üzerinden ilerliyor ve olaylara bakışı tek bir perspektiften yansıtmaya çalışıyor. Yan karakterler şerif yardımcısı, Ellison’ın karısı Tracy ve olay yerindeki bir üniversitenin profesörü Jonas filme sadece bilgi bakımından katkı sağlarken, filmin belki de en büyük eksikliğinin ortaya çıkmasına neden oluyorlar. Belli ki film planlanırken, olası devam filmleri düşünüldüğünden bu yol izleniyor. Nitekim Sinister’ın ikincisinde bu açığa vurgu yapılırcasına hikâye bu yönde devam ettiriliyor.

Filmin kötüsüne kaynaklık eden Norveç miti Pagan inanışlarından doğan Bughuul ya da İngilizce karşılığı Boogeyman, farklı paganlıktaki şeytan olgusundan destekleniyor. Akrep, yılan gibi hayvanlara da hükmeden bu güç, Stephen King’in ünlü “IT” adlı kitabındaki Pennywise The Clown ile de misyon olarak akrabalık bağları taşıyor. Her iki karakterin de çocuklardan beslenen yapısıyla insanların tüylerini diken diken etmesi karşı koyulamaz bir gerçek olarak önümüze seriliyor.

Sonuç olarak çiğ estetiği ve süper 8 kamerasından çıkan görüntülerle beslenen atmosferiyle 2000’li yılların korku klasikleri arasında kendine yer edinmeyi başarıyor. Korku severlerin es geçmemesi gereken bir film. Eğer izlemediyseniz, bence bir an önce denemenizde fayda var.

kategori:
izlenimseçki

ilgili