Slumdog = Avare

Slumdog Millionaire’i seyrederken 30 yaşın üzerindeki bir türk sinemasever olarak algıda seçicilik mekanizmam çalıştı ve tek bir film aklıma geldi: 1951 yapımı Raj Kapoor’un yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu yaptığı...

Slumdog Millionaire’i seyrederken 30 yaşın üzerindeki bir türk sinemasever olarak algıda seçicilik mekanizmam çalıştı ve tek bir film aklıma geldi: 1951 yapımı Raj Kapoor’un yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu yaptığı Avare (Awaara). Kısacası bu yazının ortaya çıkmasının birinci nedeni sanırım algımın seçiciliği. Umarım benim yaşımdaki birçok insanın da benzer bir tepkisi olmuştur ve Avare’yi bir kez daha hatırlamıştır. Hem küçüklüğümden beri seyretmediğim filmi yeniden anımsamak, hem de iki filmi karşılaştırabilecek bir yazı kaleme almak için Avare’nin karşısına oturduğumda, aslında pek de şaşırmadığım bir gerçek ile karşılaştım:

Slumdog Millionaire ile Avare’nin aslında zamandan ve kahramanlarının başından geçenlerden bağımsız olarak özünde aynı film olduğu…

Danny Boyle Avare’yi seyretti mi bilmiyorum. Ancak zaten Avare’nin bugünlerde Bollywood dediğimiz janrı tümüyle etkileyen bir eser olduğunu düşündüğümüzde, Avare’nin açtığı yoldan giden onlarca film izlemiştir diye düşünüyorum. Bu yüzden iki filmin arasında birazdan sıralayacağım benzerliklerin, esinlenmeden veya bir saygı duruşundan çok “aynı soruyu sormaktan” kaynaklandığını düşünüyorum:

İyinin, kötünün, suçlunun, suçun, ailenin, namusun, gücün ve zayıflığın birbirine karıştığı bir ortamda, aşk ve doğruluk için hangi bedeli ödemeye hazırsınız?

İki yönetmen aynı soruya farklı öyküler ile yanıtlar verse de, iki öykünün benzerlikleri, bizi aynı yanıta götürüyor.

Avare, bir mahkeme salonunda başlar. Herkesin merakla beklediği ve “bu olay birinci sayfada yer alacak” dediği zanlı Raj’ın salona girmesiyle biz de hikayeye giriş yaparız.

Slumdog Millionaire’in öyküye girişi ise biraz daha sert. Baş kahramanımızı bir işkence odasında dayak yerken görürüz. Ama çok geçmeden bu filmde de bir mahkeme kurulur. Slumdog Millionaire’de polis komiserinin sorgu odası, Avare’de ise mahkeme salonu, kahramanlarımızın öyküsünün geri dönüşlerle anlatıldığı yer olacaktır. Danny Boyle filme bir de modern bir mahkeme salonu daha eklemiş: kahramanımız Jamal Malik’in kaderinin belli olacağı “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışması.

Jamal Malik de, Avaremiz Raj da, beyaz gömlekleriyle göze çarparlar. Haddimi aşıp yönetmenlerin bunu bilinçli olarak birer metafor olarak kullandığını söyleyecek değilim. Ama esmer tenleriyle kontrast içindeki beyaz gömlekleri, iki gencin de tüm başından geçenlere rağmen saflıklarını korumak için verdikleri çabayı gösteriyor gibi duruyor. Ve bulundukları gösterişli mahkeme salonlarına ait olmadıklarını anlatan basitliğin birer bayrağı olarak dalgalanıyorlar.

Jamal da, Raj da, kendilerine yöneltilen suçlamaların karşısında yorgun birer savaşçı gibi dururlar. Hatta Raj hızını alamayıp, filmin hemen başında “Ben katilim, suçlayın, beni asın” diye bağırır. Hayatları boyunca kendilerine söz hakkı tanımayan, ezen sistemin yine kendilerini dinlemeyeceğini düşünürler.

Avare’nin tüm film boyunca anti-tezini oluşturmaya çalıştığı sav, filmin hemen başında tek bir cümlede özetlenir: “Hırsızın oğlu yine hırsız olur. ” Slumdog Millionaire’de ise yarışmada tüm soruları yanıtlayıp son soruya gelen ve hile yaptığı iddiasıyla göz altına alınan Jamal benzer bir tezle karşı karşıyadır: “Senin gibi bir varoş çocuğu nasıl tüm soruları bilebilir ki?”

Ve bu soruların yanıtları da aynı yerlerde gizlidir: Kahramanlarımızın hayatında…

Jamal, hayatın tokadını en baştan yemiştir. Bombay’ın “favela”larında doğmuş, fakir bir çocuktur. Raj ise bizzat annesinin namussuzlukla suçlanmasının ve yine Bombay’ın fakir mahallelerine düşmesinin birinci nedenidir. İki çocuk da babalarının kim olduğunu bilmez. Müslüman Jamal, annesinin hindularca katledilmesini izler. Üst kasta ait olan Raj’ın annesi ise korkunç bir şüphe sonucunda sokağa atılır. Jamal annesinin ölümünün acısını yaşarken, sokağa atılan Leela da çocuğunu doğururken dekor aynıdır. Bardaktan boşanırcasına yağan muson yağmurları, gözyaşlarına karışır.

İki çocuğun hayatları da zorluklar içinde geçer. Jamal bir dilenci çetesinin eline düşer, Raj da annesinin yanında yaşamasına rağmen filmin kötü adamı Jagga’dan suç işlemeyi öğrenir. Raj hırsızlıkları sonucunda hapse düşer, Jamal ağabeyi Selim’in sayesinde belalardan kurtulur.

İki filmin de ortalarında Raj’ın ve Jamal’ın suç yaşamlarını sürdürürken yaşadıkları rahat bir dönem vardır. Ancak ikisi de içlerini yiyip bitiren sorular nedeniyle hayatlarını değiştirecek olaylardan uzak duramazlar. Raj, annesini bu hale düşüren babasını arar, Jamal ise dilenci çetesinden kaçarken geride bıraktığı Latika için belanın içine bodoslama dalar.

En başta sorduğumuz soru burada yanıtını bulur: İki genç de aşkları için aynı bedeli ödemeye hazırdır: Hayatlarını ve daha fazlasını…

Buraya kadar birçok spoiler verdik ancak iki filmin bitişini de ayrıntılı bir şekilde anlatarak sinema keyfinizi kaçırmak istemiyoruz. Raj da, Jamal da, mükemmel kurgulanmış iki ayrı olay örgüsü içerisinde filmin sonunda ulaştıkları mutluluğun bedelini öderler. Raj annesinden öğrendiği doğrulukla mutluluğun kapısını açar, Jamal’ın yaşadıkları “Kim Milyoner Olmak İster”in sorularını teker teker yanıtlamasını sağlar.

İki film bittiğinde de hissettiğiniz umut ve mutluluk, kahramanlarımızın yaşadıklarının ağırlığıyla karışıyor. 1951’den 2008’e Hindistan’da ve dünyada pek bir şey değişmediğini görüyorsunuz. İki film mutlu biten iki öykü anlatmak istese de fakirliği, umutsuzluğu, suçu, iyiliği, kötülüğü, ölümü, gerektiğinde kendini feda etmenin erdemini tüm yalınlığıyla hissettiriyor.

Günümüz dünyasının kalabalıklığı ve karmaşası içinde her gün aynı şeyleri yaparak, farklı hayatlar yaşadığımızı düşünüyoruz. Sinema ve geniş anlamda sanat, “farklılığın” ne olduğunu anlatarak içimizde küçük saatler kuruyor. Kimimiz o saatler çalınca uyanıyor, kimimiz düğmesine basıp uyumaya devam ediyoruz.

Danny Boyle ve Raj Kapoor, o saatler çalınca uyanmamız için bizi iki küçük hikaye anlatmışlar. Hayatlarına nasıl başlamış olurlarsa olsunlar, uyumayıp harekete geçmenin insanı mutluluğa götürebileceğini güzel bir sinema diliyle kulağımıza fısıldamışlar.

İki filmi de seyredip zamanı geldiğinde uyanmanız dileğiyle; çok dinlediğimiz ama ne dediğini anlamadığımız “Awaare Hoon”un sözleriyle yazımızı bitirelim:

Avareyim

Gökyüzünde bir yıldızım, evsizim, sevenim yok
Birisini sevmek gibi bir niyetim hiç yok

Sevdiğim yalnız bir şehir, bilinmeyen bir yoldur

Hiç muvaffak olamadım ama mutluluğun şarkısını hep söylerim
Kalbim yaralarla dolu ama yüzüm gülümser

Dünya,
Dünya ya keder oklarınla vurdun beni, ya da kaderimle

kategori:
seçki

ilgili