Son of Saul: Bir Mezar Uğruna

Haktan Kaan İçel sezonun en ilgi çekici filmini değerlendirdi...

Gösterildiği her festivalde ödüllere boğulan ve bu seneki Oscar ödüllerinde daha şimdiden yabancı film Oscar’ının favorisi gösterilen Son of Saul, çeşitli kesimler tarafından beğeniyle karşılandı. Peki, bu film gerçekten iyi mi, yoksa belli açılardan fazla mı abartılıyor? Genel anlamda bakıldığında hangisine yakın olduğunu bu yazıda incelemeye çalışacağız.
Son-of-Saul-Soul
Film konusu oldukça basit: Saul adlı mahkum, Nazi kamplarındaki imtiyazlı mahkumlar grubundadır. Bir gaz odası seansında temizlik sırasında bir çocuğun öldürüldüğünü görür. Kendini o çocuğa dair sorumlu hisseder. Saul’un artık tek amacı bu çocuğu ritüellere uygun bir şekilde toprağa vermektir. Ancak bu iş çok da kolay olmayacaktır.
Nazi kamplarında bırakın doğru bir şekilde gömülmeyi, insana önem verilmezken, filmdeki ana karakterin bir ölüye bu kadar kıymet vermesi, filmin duygusal açıdan güçlü bir etki bırakmasını sağlıyor. Üstelik bunu yaparken gösterdiği üstün çaba, pek az rastlanır türden…

Yönetmenlik bakımından özellikle ilk filmini çekmiş bir yönetmenin bu kadar dokunaklı bir işçilik sergilemesi şaşılacak türden bir etki bıraksa da, özellikle görüntü seçimlerindeki izleme zorluğu filmin kimi izleyicilerce dışlanmasına neden oluyor. Filmin ana karakterinden kaynaklı olarak kullanılan sallantılı kamera, sıkışmışlık etkisini arttıran televizyon formatı 4:3 kullanılması ve film boyunca karakterimizin sırtından tüm hikayeyi izlememiz usta işi bir sinematografi yaratıyor. Özellikle bulanıklaşarak resmedilen arka plandaki çarpıcı görüntüler, insanın kanını dondursa da, görsel anlamda başarılı bir iş ortaya konulmuş.

Bu seçimler her ne kadar bir Nazi kampında hissetmemize yol açsa da, sinema anlamında tam bir mayınlı bölge filmi olmasına neden oluyor. İzlenebilirlikten çok, bir deneyin parçası gibi hissetmemize yol açtığından, klasik sinemaseverlerin bu filme mesafeli yaklaşması olası görünüyor.
Son-of-Saul-Soul-Fia
Filmin belki de en büyük eksisi ana hikâyenin gereğinden fazla zorlama olması ve formulize edilmiş bir duygu sömürüsüne olanak sağlaması olarak belirlenebilir. Çünkü film o kadar planlı bir şekilde plan- sekans ilerleyişi içinde ki, hikâye belli bir süre sonra bu kadar da olmaz dedirtecek yapaylığa bürünüyor. Bir insanın psikolojisinin bozulması ve hayat amacının böyle bir şeye öykünmesi dramatik açıdan yerine oturan ama zorlama bir işin parçası olmuş.

Sonuç olarak Son of Saul, son yılların en etkili deneyimlerinden biri olsa da, belli değer yargılarını çıkarttığımızda içi boş ve gereğinden fazla abartılan bir film halini alıyor. Yönetmenlik adına artılarının yanısıra sinema olarak da birçok eksiği bulunan Son of Saul, mayınlı bölge filmlerini severlerin, klasik soykırım filmlerinden sıkılanların izlemesi gereken bir film olurken, klasik sinema âşıklarının rahatsız olacağı bir sinema olayı olarak kayıtlara geçebilir.

kategori:
izlenim

ilgili