Unutulan Son-baharlar

Yazan: UÄŸur Kibar  ·  3 Ocak 2010 Paylaş

Nice sonbaharlar yaÅŸandı bu ülkenin zihinlerinde. Nice insanlar kayboldu kendi sonbaharlarında. ÇoÄŸu da ne yapılması gerekiyorsa onu yaptık dediler ve çekip gittiler kendi hayatlarından baÅŸka dünyalara…

Bu benim vicdan muhasebem diyor genç yönetmen Özcan Alper, ilk filmi Sonbahar için. Belli ki anlatmak zorunda olduÄŸuna inanmış. KeÅŸke daha çok insan olsa, yaÅŸanan onca vicdansızlığı, kendi meseleleri saysa, üstümüze gömülmüş olan tonlarca toprak belki biraz olsun hafifleyiverir…

2008 yılı yapımlı Sonbahar, konusunu “hayata dönüş” operasyonundan alıyor. Daha doÄŸrusu hayata dönüş operasyonundan bir “hayat” alıp önümüze koyuyor. Otobüs koltuÄŸunda başımızı kaldırdığımızda görüyoruz yeÅŸilin en koyusunu ve mavinin en hırçınını. Oysa memleketine ölmeye gelmiÅŸ olan Yusuf, ne memleketinin mavisi gibi hırçın ne de YeÅŸili gibi capcanlı.

Üniversiteye gitmiÅŸ, Sol görüşlü olmuÅŸ, hapse atılmış, 12,5 yıl ceza almış, hayata dönüş operasyonunu yaÅŸamış. En sonunda da bitik bir halde salıverilmiÅŸ Yusuf’un öyküsü bu. Onun doÄŸduÄŸu, büyüdüğü topraklarla vedalaÅŸmasının öyküsü. Bu ülkedeki insafsızlıklardan birini yeniden hatırlamanın öyküsü.

Film yavaÅŸ akıyor. O yavaÅŸlık damla damla içimize iÅŸleyerek akıyor. Yusuf, Tüm dinginliÄŸiyle Kaçkarlara bakıyor. Sigarasından bir nefes çekiyor, öksürmeye baÅŸlıyor. Annesi soruyor, Mikail soruyor, Maria soruyor. Kimseye tek bir kelime bile anlatmıyor Yusuf. Kimseye ölmeye geldiÄŸinden bahsetmiyor. Her ÅŸey, Onur Saylak’ın muhteÅŸem sadelikteki yüzünden okunuyor. Tıpkı taÅŸraya sıkışmış Mikail’in ruh gibi dolaÅŸan eski arkadaşına sarılması, tıpkı Yusuf’un annesinin çaresizlikle oÄŸlunun hayatını yoluna koymaya çalışması gibi.

Tüm bunlarla beraber DoÄŸu Karadeniz’e, HemÅŸince’ye, tuluma, Batum’a, sosyalizme ve de sosyalizmin yıkıntıya uÄŸrattığı insanlara dair bir film. Türkçe, HemÅŸince, Gürcüce duyulabiliyor filmde. Karadeniz ÅŸimdiye kadar hiç yansıtılmadığı kadar güzel yer alıyor kadrajlarda. Beyaz da, yeÅŸil de, mavi de hakkıyla veriliyor her sahne, her görüntüde. En sonunda da tulumun hüzünlü sesi çağırıyor bizi cenazeye.

Hİçbir ÅŸeyi gereÄŸinden fazla kaşımıyor bu film. Bize bu ülkede onlarca insana reva görülen hayatlardan sadece birinin sonunu gösteriyor. Bunu da oldukça güzel görüntülerle, gerçek bakışlar, yeterince sözle yapıyor. Yusuf dimdik dururken hırçın Karadeniz dalgaları karşısında ve Çaykovski çalarken arka fonda, bir minibüs camından gözyaÅŸları dökülürken Maria’nın; ıslaklık her tarafımıza iÅŸlemiÅŸken hissediyoruz biz. Kimse yenilmedi, kimse piÅŸman deÄŸil. Sadece bazıları çok acılar çekti ve çoÄŸunun bu acılardan haberi bile olmadı.

Israrla yaylaya çıkmak istiyor Yusuf, son kez görmek istiyor yaylaları. Mikail’in omzuna yaslanıp, baharı bekleyecek kadar vaktim yok. Bu benim sonbaharım demiyor. Bir Elevit türküsü tutturmuÅŸ Mikail’le çıkıyor son kez yaylaya. Son nefesi olduÄŸunu bilse bile vedasının tam olmasını istiyor. Özcan Alper bu ilk filminde politik sinemanın baÅŸarılı örneklerinden birini önümüze sürüyor. Abartıya kaçmayan, ajitasyona yer vermeyen anlatımının arka fonuna baÅŸlayamamış bir aÅŸkı ve taÅŸradaki insanın kentten kopuk yaÅŸamını koyuyor. Her ÅŸey Yusuf’un donuk bakışlarında olduÄŸu gibi kalıyor.

Demek sosyalizm için yıllarca hapiste yattın diyor, tebessüm ederek Maria. Biz susuyoruz, Yusuf susuyor. Herkes susuyor.

İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:

  1. Sonbahar: Deli Dalgalar Kafamı Kurcalar
  2. Sonbahar: Mazlumların Yakın Tarihi
  3. Avrupa’nın Son KeÅŸfi Sonbahar mı?
  4. 41. SİYAD Ödülleri
  5. 20. Ankara Uluslararası Film Festivali: Jüri ve Adaylar

  • engin_snm
    özcan alper belki buradan okursun. ellerine sağlık. sinemanın para değil fikir işi, teknik değil anlatım işi olduğunu, samimiyetin sinemada her şeyden önce geldiğini bir kez daha sayenizde görmüş olduk.

    çok çok çok fazla paranız olması dileğiyle...
blog comments powered by Disqus