Sophie Barthes Röportajı

Birçok sinema sitesi ve dergisine göre “bağımsız sinemanın yeni yüzleri” arasında sayılıyor. Paul Giamatti ile birlikte çektiği ilk uzun metrajlı filmi Cold Souls, ilginç senaryosu ve derinliğiyle çok iyi...

sophie-barthes-5.jpg

Birçok sinema sitesi ve dergisine göre “bağımsız sinemanın yeni yüzleri” arasında sayılıyor. Paul Giamatti ile birlikte çektiği ilk uzun metrajlı filmi Cold Souls, ilginç senaryosu ve derinliğiyle çok iyi eleştiriler aldı. Genç yönetmen ve senarist Sophie Barthes, ilk filminin ardından bakınız.com’a konuşma inceliğini gösterdi. Röportajını kendisinden af dileyerek biraz gecikmeli de olsa yayınlamaktan mutluluk duyuyoruz.

Senaryoyu yazarken sizi harekete geçiren fikir neydi?

Üç yıl once gördüğüm, garip ve komik bir rüya… Yazarken gördüğüm rüyaları çok sık kullanırım. Rüyamda futuristik bir ofisin önünde sıra bekleyen insanların arasındaydım. Sıradaki herkes gibi elimde bir kutu tutuyordum. Bir sekreter kutularda sıkıştırılmış ruhlarımızın olduğunu söyledi. Bir doktorun herkesin ruhlarını inceleyeceğini ve sorunlarını çözeceğini belirtti. Woody Allen da sıradaydı, tam da önümde duruyordu. Sırası geldiğinde kutuyu açtı ve ruhunun bir nohut olduğunu gördü. Nevrotik ve öfkeli davranmaya başladı. 40’ın üzerinde film yaptığını ve ruhunun bir nohut kadar olamayacağını söyledi. Bu durum beni de endişelendirdi. Ben de kutumu açıp ruhumu görmek istedim ama tam da bu anda rüya bitti.
Ruhumun şeklini göremedim. Ama bu rüyanın üzerine bir senaryo yazdım. Senaryoyu bu rüyamdan ve Carl Jung’un ruh üzerine yazdığı denemelerden oluşturdum.

Ruhu nasıl tanımlarsınız?

Filozoflar 2000 yıldan uzun bir süredir, ruhun ne demek olduğunu tanımlamaya çalışıyorlar. Kısacası benim bu yanıtı bir çırpıda verebileceğimi düşünmüyorum. İnsan ruhunun ne olduğunu bilmiyorum. Belki bir gizem kumaşı, insanın duygularından ve ruh halinden oluşan ve yaşayan bir doku. Biz alışılagelmiş deneyimimizle ruhun nerede başlayıp, nerede bittiğini söyleyemeyiz. Film bir ruha sahip olmak veya ruhsuz kalmak konseptiyle oynuyor. Ruhun ne olduğuna yanıt aramaya çalışmıyor. Belki bir ruha sahip olmak derinlik ve tabakaları olmakla ilintilidir.

sophie-barthes-4.jpg

Sinema görüşünüze gore, hangi nosyonlar bir filmi mükemmel kılar?

Mutlu bir son! Yo, şaka yapıyorum. Bu yanıtlanması çok zor bir soru. Çok subjektif. Bir filmi mükemmel yapan tek bir etmen yok. İyi bir filmin ortaya çıkması için birçok şeyin bir araya gelmesi lazım. İyi bir film izlemek bir mucize gibi. Film, işbirliğiyle oluşturulan bir mecra ve tahmin edilemezliğiyle hayata en yakın sanat formlarından biri. Bazen etkenler kontrolünüzden kaçıverir. İyi bir filmin önemli bir özelliği belki film izlediğinizi unutmanız ve rüya gördüğünüzü sandığınız bir ruh haline girmenizdir.

Nohut ne anlama geliyor?

İşin gerçeği, hiçbir fikrim yok. Rüyamda Woody Allen’ın ruhu olarak gördüm. Meraktan sembolizme daldım ve nohut ile ruh hakkında bir araştırma yaptım. (Ciddiyim!) Ve ruhun bir nohut olduğunu anlatan bir sufi şiiri buldum. Gizemli bir şiirdi. Çocukluğumda da en sevdiğim masal “Prenses ve Bezelye Tanesi” idi. Masalın Türkiye’de popüler olup olmadığını bilmiyorum. Çocukken masalı anlamasam bile çok seviyordum. Sanırım nohut, belki bizim kollektif bilinçdışılığımızın bir sembolü olabilir.

sophie-barthes-2.jpg

Paul Giamatti ile çalışmaya nasıl karar verdiniz? Niye rol için uygun olduğunu düşündünüz?

Ilk amacım Woody Allen için bir senaryo yazmaktı ama ona asla ulaşamayacağımı düşündüm. American Splendor ve Sideways’i seyredince Paul Giamatti’nin perdedeki varlığından ve duygusal yoğunluğundan etkilendim ve onun için yazmaya karar verdim. Bence rol için çok uygun çünkü çok “ruh dolu” bir actor. Çok duygusal ve derinliği olan bir insan. Onu bu özelliklerinden ayrı hayal etmek, onu boş ve suni bir insana dönüştüğünü görmek ilginç ve komik olacaktı.

Mr.Giamatti’yi senaryonuzu okumaya nasıl ikna ettiniz? Ve onu filmde oynamanın yanı sıra prodüktör olarak destek vermesini sağlayan neydi sizce?

Nantucket Film Festivali’nde açılan bir senaryo yarışmasını kazanmak benim en büyük şansımdı. Bu festivalde Alexander Payne ve Jim Taylor’a ödül vermek için katılan Paul Giamatti ile karşılaşmam ise biraz tesadüf oldu. Festivalde yanına gidip “Sizin için bir senaryo yazdım ve senaryo için bir rüyamdan yola çıktım” dedim. Çok açık ve samimi davrandı. Bana kendisinin de yıllardır rüyalarını yazdığını anlattı. Birkaç gün sonra senaryoyu okudu ve oynamayı kabul etti.

Paul Giamatti senaryoyu okuduktan sonra kaç revize yaptınız peki?

İki-üç taslak yazdım. Prodüktörlerimin görüşlerini dinledim, Sundance Screenwriters Lab’te benim gibi genç senaristlerin önerilerini dikkate aldım. Ama çok büyük değişiklikler olmadı.

Paul Giamatti ile çalışmak nasıl bir duygu?

Gerçekten olağanüstü! Paul Giamatti bir yönetmen için en büyük hediye. Oyunculuk konusunda çok cömert davranan ve ilk kez yönetmenlik yapan birine büyük sabır gösterebilen biri… Çok büyük bir piyano gibi, içinden her türlü mükemmel performansı alabilirsiniz. Bence Amerika’nın en yetenekli aktörlerinden biri… Aslında onun yeteneklerini nasıl özetleyebileceğimi bilmiyorum. Ama iyi oyunculuğunun onun duyarlılığından ve çarpıcı zekasından kaynaklandığını söyleyebilirim.

Peki “efektleri olmayan” bilim-kurgular size nasıl geliyor?

Benim en sevdiğim bilim-kurgularda zaten özel efektler yok. 60larda çekilen bilimkurgu filmlerini özellikle seviyorum. Ama bilim-kurgudan daha çok sürrealizm ve absürd tiyatrodan etkilendiğimi söyleyebilirim. (Eugène Ionesco, Samuel Beckett, Jean Tardieu).

sophie-barthes-6.jpg

Filminizden temel bir cümle istesek?

Temel bir cümle mi bilemiyorum ama David Strathairn’in Paul’e “Hastalıklı bir ruh bir tümör gibidir. Kesip atmak en iyisi” dediği yer olabilir.

sophie-barthes-3.jpg

Sizi film yapmaya iten ne oldu?

Fransa’da doğdum, göçebe bir çocukluk geçirdim. Güney Amerika ve Orta Doğu’da altı ayrı ülkede büyüdüm. Tüm bunların üstüne bir de Filipinler, Hindistan, Moğolistan, Lübnan ve Kolombiya’da çalıştım. Sekiz senedir New York’ta yaşıyorum. Tüm bu yolculuklarımın ardından “belgesel çekmeye” karar verdim. Columbia Üniversitesi’ne gittim. Uluslararası ilişkiler, belgesel sineması, film teorisi ve sinema tarihi dersleri aldım. Çoğu denemelerimi hayat arkadaşım, yaratıcı ikizim sinematograf Andrij Parekh ile gerçekleştirdim. Birlikte Yemen’de bir belgesel, Ukrayna’da bir kısa film, New York’ta “Happiness” isimli başka kısa bir film çektik ve son olarak da Cold Souls geldi.

Gelecek ile ilgili planlarınız var mı?

Gelecek ile ilgili konuşurken biraz batıl davranıyorum ve çok ayrıntı vermiyorum. Ama şu anda iki öykü üzerinde çalıştığımı söyleyebilirim. Birisi bilim-kurgu etmenleri de taşıyan sürreal bir senaryo. Diğeri ise psiko-analizle ilgili bir kara film.

kategori:
söyleşi

ilgili