Soshite Chichi Ni Naru: Babasının Oğlu

Japon sinemasının yeni örneği olan Soshite chichi ni naru, trajik hikâyesi ve verdiği toplumsal mesajlarla öne çıkıyor.
Soshite Chichi Ni Naru 2013

Japon sineması korku ve dram türünde başarısını devam ettirmekte. Senelerdir özellikle korku filmleri sayısız defa Hollywood tarafından uyarlanıp beyaz perdeye taşındı. Kuşkusuz aynı istikrarı dram filmleriyle de görmek mümkün. Kültür her ne kadar farklı olsa da sinemanın evrenselliğini bir kez daha anlamak mümkün. Duyguların her dili ortak olduğundan olsa gerek Japon sineması bile olsa kendimizden bir şeyler bulmak mümkün.

vlcsnap-2014-06-13-00h35m15s211

Ülkemizde 2013 Film Ekimi ve 10. İstanbul Japon Filmleri Festivali’nde gösterime giren başarılı bir Hirokazu Koreeda filmi. Ayrıca 66.Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan Soshite chichi ni naru (Like Father, Like Son) uluslararası başarısıyla adından söz ettirdi. Hirokazu Koreeda sinemasını bilenler yönetmenin daha önceki bol ödüllü festival filmlerindeki örneklerinden dolayı bu yeni filmini hayranlıkla izlemişlerdir. Yönetmen bu filmde ise çok sade, olayları tek bir düzenden çekim sağlamış. Olaylar arası geçişler ve kurgu gerektiğinden çok yalın olmuş diyebilirim. Bundan dolayı süresi bakımından biraz da olsa uzun olmuş.

Çoğunlukla bir aile ve baba odaklı çekilen bu filmde,konu itibariyle eşit şekilde bir aile tanıtımı ve yaşanılan travma gösterilebilirdi. Diğer ailenin ekonomik sorunlarından doğan problemlere hiç değinilmemiş. Bir yandan zenginlik içinde yaşayan aile diğer tarafta yoksul bir aile. Eğer ki dram aranıyorsa burda yoksul aileye odaklanmak ve filmi o çerçevede bitirmek daha amacına ulaşılır duruma gelmesini sağlayabilirdi. Buna tercih diyoruz ve yönetmene saygı duyuyoruz. Daha farklı olaylarla veya karakterlerin iç dünyalarına daha derinden bakılsaydı daha dolu güzel bir film izleyebilirdik. Oysaki tek bir baba figürü ve çoğunlukla tek bir çocuk üzerine yoğunlaşılmış kurgu-çekim tercih edilmiş. Gözle görülür boşlukları ve böylesi güzel bir senaryoyu zenginleştiremedikleri için hayıflanmaları gerekebilir. Babanın ilgisizliğinden dem vurulmuş olabilir ama neden bir anne figürü üzerine yoğunlaşılmamış sorusu ise en çok eleştiri noktası olacaktır.

Film, doğum sonrası karışan iki çocuğun hikâyesini ve altı yıl sonra bunu öğrenen ailelerin tepkileri ve yaklaşımları üzerine kurulu. Böylesi bir çıkmazda ailelerin iki seçeneği vardır. Ya eskisi gibi yaşamlarına devam edecekler ya da çocukları değiştirip gerçek çocuklarıyla yeni bir dönem başlayacaklardır.

Bu trajik hikaye ebeveynlerin sorumlulukları ve davranışlarını, ideal anne-baba olmanın getirdiği etkileri gözlemlemek için büyük bir fırsat. Yaşam mücadelesinin gerektirdiği bir hayat sürmenin bedeli olarak insanların en yakınlarından ailesinden ne derece kopabildiği, diyaloglarla çok iyi anlatılmış. Çocuk oyuncular ise filme renk katan, sevimli ve muhteşem oyunculardı. Japonların mimik ve tavırlarından ötürü sıcak yüzlere adeta filme işlenmiş.

HD_236072_rev1

Filmi iki bölüme ayıracak olursak, ikinci bölüm ailelerin deneme süreci olarak çocukları haftada bir gün değiştirmesiyle başlıyor. Bu süre boyunca işinden dolayı ailesine fazla zaman ayıramayan babanın çabalarını, hayatlarındaki yeni evladın etkisini izliyoruz. Her ne kadar aile esas evlatlarına kavuşmuş olsalarda büyüttükleri çocuğun yerini kolay kolay dolduramayaktır. Her ne kadar biyolojik olarak kendi evlatları da olsa aileler gerçeği geçte olsa anlarlar. Hiç birşey eskisi gibi olmayacaktır. Tüm parçaları büyüttükleri çocuklarında kalmıştır. Şimdi bir iç sorgulamadan geçen bu ailenin kararı ne olacaktır?

Trajik bir hikâyenin basit kurgulanması ve anlatımı ile geçen bu hikayede bir ayrıntı ufak mesajlarla veriliyor. Her daim süregelen aile geleneği; çocuk babanın veya annenin istediği doğrultuda olması gereken birey olmalıdır. Bunu babanın çocuğuna piyano çalma üzerindeki etkisi örnek gösterilebilir. Kendisinin başarılı olduğu veya sevdiği herşeyi çocuğuna empoze etmesi,insanların ebeveynlik görevlerinin eksikliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Birey özgür ve hür bir biçimde yetiştirilmeli,istediği alanlarda becerilerini göstermeli. Filmdeki gibi piyano eğitimi baskısı altında değil.

Kan bağı olmamasına rağmen öz çocuğunu kabullenmeyen ailenin kararı şaşırtıcı gelebilir ama unutulmamalıdır ki, öz bile olsa çocuk artık başkasının çocuğudur. Artık ne onlar gibi düşünebilir ne de onların eski çocuğu olabilir. Japon sinemasının yeni örneği olan Soshite chichi ni naru trajik hikâyesi ve verdiği toplumsal mesajlarla kesinlikle izlenilmesi gereken dram türünün iyi bir örneği. Cannes film festivalindeki ödülünü ne derece hak ettiği tartışılabilir ama şunu söyleyebilirim ki insani değerlerin ve aile bilincinin çok iyi vurgulandığı bir film. Festival filmlerini sevenlerin kaçırmaması önerilir.

kategori:
izlenim

ilgili